FaLang Language Switcher


Sosyal ve İdari Bilimler

İşletme

isletmeİşletmeler, gerçekleştirdikleri üretim, sağladıkları istihdam ve ödedikleri vergilerle dünya ekonomilerinin başlıca aktörü konumundadırlar. Modern dünyada işletmelerin parasal güçleri ulusal ekonomilerle kıyaslanır hale gelmiştir. Dünya çapında gerçekleşen yeniliklerin önemli bir kısmının işletmelerin desteği ve koordinasyonuyla meydana geldiği göz önüne alındığında işletmelerin taşıdığı önem daha iyi anlaşılacaktır. Özellikle son otuz yılda ivme kazanan küreselleşme ve buna bağlı olarak iktisadi dönüşüm, işletmeleri daha iyi anlaşılması gereken bir olgu haline getirmiştir.

İşletme disiplininin başlıca amacı, modern yönetim şekillerini benimsemiş, yeniliklere açık, takım çalışmasına yatkın, iletişim konusunda etkili, yönettikleri işletmelerin sosyal sorumluluklarının farkında ve rekabeti bir yaşam biçimi olarak gören yöneticiler ve girişimciler yetiştirmektir. Bu kapsamda, işletme bölümleri öğrencilerine kariyerlerinin çeşitli basamaklarında kullanabilecekleri teorik ve uygulamalı bilgiler içeren eğitim programları sunmaktadır.

Neden Türkiye'de İşletme Bölümü?

Türkiye'nin geleceğe yönelik iktisadi avantajlarının neler olduğu bilindiğinde, neden Türkiye'de işletme okumalıyım sorusunun cevabı da bilinmiş olacaktır. Demografik projeksiyonlara Türkiye'nin coğrafi ve jeopolitik konumu da eklendiğinde önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin iktisadi büyüme potansiyeli belirgin bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda yaşanan iktisadi gelişmeler, küresel krizlere rağmen bu potansiyelin bir dışavurumudur. Bu büyümede girişimcilerin payı kuşkusuz çok büyüktür. Türkiye'de alınacak bir işletme eğitimi, yalnızca teorik bilgilerle sınırlı kalmayacak, öğrencileri bu büyük potansiyelin bir parçası haline getirecektir.

İşletme disiplininin halihazırda sağladığı ve gelecekte sağlaması beklenen faydalar bu disipline olan talebi hem öğrenci hem de akademik kadro bazında artırmıştır. Bunun sonucunda İşletme eğitiminin kalitesi yükselmiş ve bazı üniversitelerde dünyanın önde gelen üniversitelerinin standartlarına ulaşmıştır. Yaşanan bu olumlu gelişmelerin artarak devam etmesi beklenmektedir.

İşletme Eğitimi

İşletme bölümleri kapsamında şu anabilim dalları yer almaktadır:

Muhasebe ve Finansman Anabilim Dalı, işletmelerin hem kendileri hem de tüm paydaşları için düzenli bir şekilde tutmak zorunda oldukları finansal kayıtları en doğru ve etik kurallara en uygun şekilde düzenleme yöntemlerini akademik bir disiplin içerisinde öğretmeyi hedeflemektedir.

Yönetim ve Organizasyon Anabilim Dalı, işletmelerin dahil oldukları tüm süreçleri modern yönetim şekilleri içerisinde en etkin ve işletmenin faydasına olacak şekilde yönetmeyi sağlayacak bilgileri teorik ve uygulamalı olarak öğretmeyi amaçlamaktadır.

Üretim Yönetimi ve Pazarlama Anabilim Dalı, Bir malın veya hizmetin üretimi, insan kaynağı, hammadde, üretim yeri gibi çok sayıda değişken hesaba katılarak gerçekleşen karmaşık bir süreçtir. Müşterilerin beğenisini kazanacak bir mamulün üretimi işletmeler için çok önemli olmakla birlikte mamulün müşteriye ulaşması ve müşterilerin mamulün varlığından ve özelliklerinden haberdar olması da en az üretim kadar önemlidir. Bu anabilim dalı, işletmenin üretim sürecini ve mamulün pazarlanmasını ilgilendiren tüm detayları akademik bir disiplin içinde öğretmeyi hedeflemektedir.

Sayısal Yöntemler Anabilim Dalı, işletmelerin, başta planlama olmak üzere tüm süreçlerdeki ölçme ve değerlendirmede ihtiyaç duydukları kantitatif yöntemleri öğretmeyi amaçlamaktadır.

Kooperatifçilik Anabilim Dalı, ortaklarının çıkarları için kurulmuş olan ticari örgüt olarak tanımlanan kooperatiflerin kuruluşunu ve yönetilmesini içeren bilgileri teorik ve uygulamalı olarak öğretmeyi hedeflemektedir.

Ticaret Hukuku Anabilim Dalı: İşletmelerin yürüttüğü tüm faaliyetler çok sayıda paydaşı kapsayan karmaşık süreçlerdir. İşletmelerin ve tüm paydaşların birbirlerine karşı yasalarla belirlenmiş birtakım hak ve sorumlulukları bulunmaktadır. Bu anabilim dalı gerek işletmelerin ve paydaşların ihtiyaç duydukları gerekli hukuki mevzuatı ulusal ve uluslar arası boyutlarıyla öğretmeyi amaçlamaktadır.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

İşletme bölümlerinin başlıca amaçlarından biri olan yetkin yönetici yetiştirme hedefi, bu bölümü tercih edecek öğrencilerin yüksek iletişim kurma potansiyeline ve aktif bir kişiliğe sahip olmalarını gerekli kılmaktadır. İşletme bölümü öğrencilerinin, iletişim becerilerinin yanında işletmenin tüm süreçlerinde ihtiyaç duyulan matematik altyapısına sahip olmaları, bu bölüme başarıyla devam etmelerinde faydalı olacaktır.

İşletme bölümü mezunları, mezuniyet sonrasında gerek Türkiye'de gerek yurt dışında başta bankacılık, finans, muhasebe denetim firmaları, sermaye piyasaları aracı kurumları, yönetim danışmanlık firmaları, pazarlama firmaları gibi çeşitli amaçlarla kurulmuş ticari işletmelerde iş bulabilmektedirler. Aldıkları yöneticilik eğitimi altyapısı, mezunların çeşitli sivil toplum kuruluşlarında istihdam edilebilmelerini sağlamaktadır. Özel sektör yanında, birçok kamu kurumunda çalışabilmeleri de mümkündür. Yüksek Lisans ve Doktora eğitimlerini sürdüren öğrencilerin akademik hayata katılmaları da kariyer tercihleri arasında yer alabilmektedir.

Sağlık Kurumları Yönetimi

hastaneArtan bilgi ve teknoloji, günümüz sağlık sektörünü eskiden olduğundan daha hızlı bir şekilde değişime zorlamaktadır. Hızlı değişim sürecinde olan sağlık sektörü içinde yer alan ve toplumun sağlık statüsünü iyileştirmede önemli bir rol oynayan sağlık kurumları da sektörle birlikte değişmek zorundadır. Bu süreçte sağlık kurumlarını derinden etkileyen en önemli gerçek, kaynak kıtlığı sorunudur. Artık ülkeler, sağlık sistemlerine daha fazla kaynak ayırma yolunu tercih etmemekte, var olan kaynakların daha verimli bir şekilde kullanılması yollarını aramaktadırlar.

Multidisipliner bir çalışma alanı olan ve farklı alanlarda eğitim almayı gerekli kılan Sağlık Kurumları Yönetimi bu noktalarda devreye girerek sağlık sisteminde yaşanan sorunları çözmeyi hedeflemekte ve artan kamu beklentilerinin en az kaynak kullanılarak en iyi şekilde karşılanması noktasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, Sağlık Kurumları Yönetimi'nin en temel amacı, çeşitli sağlık kurumlarında planlama, örgütleme, yürütme, koordinasyon ve denetim işlevleriyle alakalı bilgi ve beceriye sahip orta ve üst düzey sağlık yöneticileri yetiştirmektir.

Neden Türkiye'de "Sağlık Kurumları Yönetimi" Bölümü

Coğrafi olarak Avrupa ve Asya'yı birleştiren özel konumu dolayısıyla bu bölgedeki sağlık sektörünün merkezinde yer alan Türkiye, Sağlık Kurumları Yönetimi alanında 1960'lı yıllara kadar uzanan bir eğitim-öğretim birikimine sahiptir. Yaklaşık 15 üniversitede sağlık yöneticisi eğitiminin gerçekleştirildiği Türkiye, bugüne kadar verdiği binlerce mezunla sağlık sektörünün uzman yönetici ihtiyacını karşılamaktadır. Ayrıca, bu alanda yapılan bilimsel çalışmalar açısından da Türkiye oldukça önemli bir yerde durmaktadır. Söz konusu bölümlerde çıkarılan bilimsel dergilerin yanı sıra, üniversiteler ile diğer özel sağlık kuruluşları tarafından her yıl ülke genelinde düzenlenen çeşitli paneller, sempozyumlar ve konferanslar da öğrencilerin faydalanabileceği önemli birer entelektüel ortam oluşturmaktadır. Bunlar sayesinde öğrenciler hem sağlık yönetimi alanında Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip edebilmekte hem de sektörel ve akademik bağlantılara kolayca ulaşabilmektedirler.

Türkiye'de Sağlık Kurumları Yönetimi Eğitimi

Bağlı bulunduğu akademik birime göre "Sağlık Yönetimi", "Sağlık İdaresi", "Sağlık Kurumları İşletmeciliği" veya "Sağlık Kurumları Yönetimi" gibi farklı isimlerle eğitim veren Sağlık Kurumları Yönetimi bölümleri, üniversitelerde Sağlık Bilimleri Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi veya Sağlık Yüksekokulu gibi farklı akademik birimlerin bünyesinde yer almaktadır. Bu yüzden, söz konusu bölümlere öğrenci alımında esas olan puan türü de bölümün bağlı olduğu akademik birimin fakülte ya da yüksekokul olmasına göre değişiklik göstermektedir.

Bazı üniversitelerde bir yıl İngilizce hazırlık eğitiminin de verildiği Sağlık Kurumları Yöneticiliği bölümü, genel kültür bilgisi (Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türk Dili ve Edebiyatı), yönetim alan bilgisi (işletme, muhasebe, ekonomi hukuk), sağlık kurumları yönetimi meslek bilgisi (sağlık hizmetleri yönetimi, sağlık kurumlarında örgütsel davranış, sağlık kurumlarında finansal yönetim, sağlık kurumlarında maliyet muhasebesi, sağlık kurumlarında kantitatif teknikler, sağlık ekonomisi, sağlık planlaması, sağlık politikası, sağlık hukuku, sağlık kurumlarında pazarlama vb.) ve becerisi (dönem ve yaz stajları) kazandıran bir çok dersten oluşmaktadır. Ayrıca, bu programdan mezun olanlar dilerse aynı programda lisansüstü çalışmalarını sürdürerek akademik kariyer yapabilirler.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Bu bölümlerde okuyacak adaylardan genel olarak işletme, ekonomi ve matematik konularına ilgi duymaları ve bu alanlarda başarılı olmaları beklenir. Ayrıca, analitik düşünebilme, yaratıcı olma ve değişime ayak uydurabilme, başkalarını etkileyebilme ve yönlendirebilme, ekip çalışmasına yatkın olma ve empatik ilişkiler kurabilme gibi yeteneklere sahip sabırlı, anlayışlı ve soğukkanlı karakterdeki adaylar bu bölümlerde daha başarılı olabilirler.

Sağlık Kurumları Yönetimi, son derece geniş bir kapsama ve yeni istihdam alanı çeşitliliğine sahiptir. "Sağlık Kurumları Yöneticisi" veya "Sağlık Kurumları İşletmecisi" unvanıyla bu bölümlerden mezun olanlar, sağlıkla ilgili tüm örgütlerde idari ve yönetsel kadrolarda çalışabilir. Bu alandan mezun olanlar, genel sağlık yönetimi yanında, başta hastaneler olmak üzere kamu sektörüne ve özel sektöre bağlı çeşitli sağlık kurum ve kuruluşları gibi çok geniş bir hizmet alanında istihdam edilme potansiyeline sahiptir. Bunlar arasında, kamu ve özel sağlık kurumları (hastane ve poliklinikler, tıp, rehabilitasyon, diyaliz, teşhis, evde bakım, ağız ve diş sağlığı merkezleri); sigorta şirketleri; sosyal güvenlik kurumları; değişik düzeylerde sağlık hizmeti yürüten özel ve gönüllü kuruluşlar; ilaç ve tıbbi sarf malzeme şirketleri ile basın ve yayım kurumlarının sağlıkla ilgili birimleri sayılabilir.

Hukuk

hukukHukukun tarihi, toplumsal bir varlık olmasından dolayı insanın tarihiyle paraleldir. "Nerede toplum varsa orada hukuk vardır" özdeyişi bunu güzel bir şekilde ifade etmektedir. Tarihte ve günümüzde hukuk eğitimini vazgeçilmez kılan bu paralelliktir. Bilimler arasında tuttuğu yer, içeriği ve yöntemi tarih boyunca değişikliklere uğramakla beraber hukuk, Doğu'da ve Batı'da klasik eğitimin temel branşlarından biri olduğu gibi modern eğitimin de başta gelen dallarından biri olmuştur. Günümüzde hukuk eğitimi, itibarlı bir meslek kazandırmanın yanı sıra sosyal bilimlere temel oluşturacak verimli bir yüksek öğrenimi temsil eder. Hukuk, günümüz dünyasının siyasal ve sosyal düzeninde merkezi bir yere sahiptir. Bu nedenle, hukuk eğitimi gerek kariyer planı yapanlara, gerekse kendisi için entelektüel bir gelecek tasarlayanlara uygun imkânlar sunar.

Neden Türkiye'de Hukuk Bölümü

Türkiye'deki modern hukuk eğitiminin tarihi 19. yüzyılın ortalarına kadar geriye gitmektedir. Hukuk okulları konusundaki ilk tecrübeler, Batı Avrupa'daki modern üniversitelerin kurulmasıyla yakın zamanlıdır. Türkiye'deki hukuk fakülteleri bu gelenek ve birikimden pay almaktadır. Hukuk eğitimi üst düzey bir yüksek öğrenimi hedefleyenlere hitap eder. İtibarlı bir meslek eğitimi olarak kurulmuş ve günümüze kadar bu itibarını korumuştur. Hukuk mezunlarının kamuda ve özel sektörde birçok iş imkânına sahip olması, bazı mesleklere sadece hukuk mezunlarının alınıyor olması hukuk öğrenimini cazip hale getiren sebeplerden sadece birkaçıdır.

Türkiye'de Hukuk Eğitimi

Türkiye'de hukuk eğitiminde Kamu Hukuku ve Özel Hukuk ayrımı vardır. Bu ayrım, lisans programlarında bölüm, lisansüstü programlarda anabilim dalı düzeyinde gerçekleşir. Ancak lisansta öğrenci bölümden (Kamu Hukuku veya Özel Hukuk) değil, fakülteden (Hukuk) mezun olur. Lisansüstü programlarda ise öğrenci Kamu Hukuku veya Özel Hukuk mezunu olur.

Özel Hukuk Bölümünün anabilim dalları şunlardır: Medeni Hukuk (Kişiler Hukuku, Aile Hukuku, Borçlar Hukuku, Eşya Hukuku, Miras Hukuku), Medeni Usul ve İcra-İflas Hukuku, Milletlerarası Özel Hukuk, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku, Roma Hukuku, Ticaret Hukuku, Deniz Hukuku. Kamu Hukuku Bölümünün anabilim dalları ise şunlardır: Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku, Anayasa Hukuku, Genel Kamu Hukuku (Devlet Teorisi ve İnsan Hakları Hukuku), Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi, İdare Hukuku, Milletlerarası Hukuk, Mali Hukuk, Hukuk Tarihi.

Hukuk Fakültesi'nde okutulan dersler yukarıdaki anabilim dalı isimlerinde görüleceği üzere temel hukuk dallarıdır. Medeni Hukuk, Ticaret Hukuku, Ceza Hukuku, İdare Hukuku, Muhakeme Hukuku gibi derslerde kanunların/mevzuatın önemli bir yeri olmakla beraber Hukuk eğitimi geleneği, mahkeme kararlarına ve doktrinel tartışmalara merkezi bir yer verir.

Lisansüstü düzeydeki hukuk dersleri daha spesifik konulardan seçilir. Hukukun yeni gelişmelerle ortaya çıkmış çok çeşitli alt dallarına ve klasik hukuk dallarının spesifik sorunlarına; Hukuk Tarihi, Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi, Hukuk Metodolojisi, Mukayeseli Hukuk, İnsan Hakları Hukuku, Avrupa Hukuku sahalarına dair dersler verilir.

Türkiye'de hukuk eğitimi, kanunun öğretilmesinden ibaret değildir. Türkiye'de Kıta Avrupası Hukuk Sistemi çerçevesinde felsefe, tarih, sosyal bilimler ve mukayeseli hukuk yaklaşımlarının ışığında dogmatik hukuk eğitimi verilmektedir. Hukuk eğitimi özünde bir meslek eğitimidir. Ancak temel hukuk bilimleri olarak adlandırılan Hukuk Felsefesi, Hukuk Sosyolojisi, Hukuk Tarihi, Devlet Teorisi gibi derslere verilen önem, Türkiye'deki hukuk eğitiminin kuru bir meslek eğitimi olarak algılanmadığını gösterir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Türkiye'deki hukuk fakültelerine başvuracak kişilerin üniversite öncesi eğitimlerinde Türkçe ve Matematik alanında başarılı olmaları gerekir. Genel olarak sosyal bilimler sahasına; tarihe, felsefeye, sosyal ve siyasal meselelere ilgi duyan ve en önemlisi okumaya meraklı adaylar hukuk alanında başarılı olabilir.
Hukuk eğitimi almış kişileri mezuniyet sonrasında geniş iş imkânları beklemektedir. Hakimlik, savcılık, avukatlık ve noterlik hukuk mezunlarının yapabileceği mesleklerdir. Avukatlık devlet kurumları bünyesinde, özel sektör bünyesinde veya bağımsız olarak yapılabilmektedir. Bunların dışında kamuda ve özel sektörde çeşitli kademelerde yöneticilik yapma imkânı bulunmaktadır. Hukuk mezunları üst-düzey bürokratik makamların sınavlarına girebilmektedir. Hukuk mezunlarının başka bir çalışma alanı da akademisyenliktir.

Türkiye'de, dünyadaki farklı hukuk geleneklerine bağlı hukuk camialarınca tanınmış birçok akademisyen, uluslararası mahkemelerde hakimlik yapmış ve yapmakta olan birçok hukukçu vardır.

Psikoloji

psychologyİnsan davranışlarını ve aklını inceleyen bilim dalı olan Psikoloji, insanı anlamada kritik öneme sahip bilimlerin başında gelir. İnsan davranışlarını anlama ve bunların arkasında yatan nedenleri araştırmada, bilimsel deneylerin yeri çok önemlidir. Bilimsel psikolojik deneyler hem insanlar hem de hayvanlar üzerinde uygulanır. Geçmiş dönemlerde bu deneylerde etik problemler göze çarpabilirken günümüz psikologları deneylerinde etik unsurları her zaman göz önünde bulundururlar. Psikolojinin amaçlarından biri de insanın ruh sağlığını anlamak, iyileştirmek ve geliştirmektir. Ayrıca Psikoloji insan davranışlarını incelediği gibi hayvan davranışlarını da inceler.

Neden Türkiye'de Psikoloji Bölümü?

Türkiye'de son zamanlarda sosyal ve ekonomik alanlarda büyük gelişmeler yaşanmaktadır. Benzer gelişmeler yüksek öğretim alanında da kendini gösterir. Ülkemizde birçok köklü devlet üniversitesinde ve özel üniversitede Psikoloji bölümü bulunmaktadır ve her yıl çok sayıda öğrenci Psikoloji bölümünden mezun olmaktadır.

Hiç şüphesiz insanın var olduğu her yerde Psikoloji bilimi kendini göstermektedir. Türkiye'nin artan nüfusu, kayda değer düzeylerde yaşanan sosyal, siyasal ve ekonomik değişimler ülkede yaşayan bireylerin psikolojilerini de etkilemektedir. Yaşanan bu değişimler, psikolojik araştırmaların gerekliliğini de artırmıştır. Hem insanları anlamada hem de onlara psikolojik destek verip yaşam kalitelerini arttırmada ve kendilerini iyi hissetmelerini sağlamada Psikoloji önemli bir yere sahiptir. Psikolojinin bu etkilerinin bilincinde olan üniversiteler, Psikolojiyi bir disiplin ve bilim olarak konumlandırıp gerekli çalışmaları yürütmektedir.

Türkiye'de Psikoloji Eğitimi

Türkiye'de Psikoloji lisans eğitimi dört yıldır ve dört temel alana ayrılmıştır. Klinik Psikoloji insanın ruh sağlığını anlamak, iyileştirmek ve geliştirmekle ilgilenir. Bilişsel Psikoloji, insan zihninin çalışma biçimlerini inceler. Algı, duyu, bellek, düşünme, öğrenme, yargılama ve karar verme mekanizmalarını açıklamaya çalışır ve nörobilim ile sürekli etkileşim halindedir. Gelişim Psikolojisi, bebeklikten itibaren insan gelişimini inceler. İnsan gelişimini incelerken bireylerin sosyal ve duygusal yönünü dikkate aldığı gibi bilişsel ve fizyolojik yönüne de odaklanır. Sosyal Psikoloji ise insanı sosyal bir varlık olarak tanıyıp toplumun insan davranışları üzerindeki etkilerini araştırır. Bu anlamda sosyoloji bilimi ile yakın temas halindedir. İnsanların birbirleriyle ilişkilerini, bireylerin toplum içindeki tavırları ve kendilerine dair algıları üzerinden inceler.

İlk yıl öğrenciler Psikolojiye giriş dersleri ile psikolojiyle ilişkisi olan felsefe, biyoloji, insanlık tarihi, matematik, sosyoloji gibi alanlardan dersler alırlar. İkinci yıl, Bilişsel Psikoloji, Öğrenme ve Gelişim Psikolojisi'nden temel dersler müfredata girer. Üçüncü ve dördüncü sınıfta ise Araştırma Metotları, Deneysel Psikoloji ve Psikolojide Kuramlar temel dersler olarak verilir. Ayrıca öğrenciler Klinik Psikoloji alanında da ders almaya başlarlar. Klinik Psikolojide Terapiler, Anormal Psikoloji, Sağlık Psikolojisi ve Aile Psikolojisi bu alanın dersleridir.

Psikoloji lisans eğitimi sadece Psikolojiye dair genel bir çerçeve çizer, dolayısıyla psikolojinin alt dallarından birinde uzmanlaşmak isteyen öğrencilerin yüksek lisans yapmaları gerekmektedir. Akademik çalışma yapmak isteyen mezunlar için birçok üniversite Psikoloji biliminde yüksek lisans ve doktora programları sunmaktadır. Özellikle Klinik Psikoloji alanında uzman olmayı hedefleyenler ancak yüksek lisans eğitimlerini tamamladıkları takdirde Klinik Psikolog olabilirler.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Psikoloji bilimi okumak isteyen bireylerin insan tabiatına ve davranışına karşı meraklı olması gerekir. Lisede matematik ve fen bilimleri derslerinde orta düzeyde, sosyal bilimlerde ise ileri düzeyde başarı göstermeleri, psikoloji alanında lisans okurken onlara kolaylık sağlayacaktır. Fen bilimlerinden biyoloji, genetik ve nörobilim, Psikoloji ile sürekli etkileşim halindedir. Matematik de Psikolojide kendisini istatistik bilimi üzerinden gösterir. Psikoloji dışındaki sosyal bilimler de toplumsal bir varlık olan insanı anlamak üzerine çalışmalar yürütmektedir. Dolayısıyla Psikoloji okumak isteyenlerin sosyoloji, felsefe, tarih gibi sosyal disiplinlere ilgi duymaları, insan psikolojisini incelerken daha geniş bir bakış açısına sahip olmalarını sağlayacaktır. Tüm bunlar gösteriyor ki Psikoloji fen bilimleri, matematik ve birçok sosyal bilimle temas halindedir.

Psikoloji bölümünden mezun olanlar, hastaneler ve okullar başta olmak üzere birçok resmi kurumda, psikolojik danışmanlık merkezleri ve araştırma şirketleri başta olmak üzere çeşitli özel kurumlarda iş imkanı bulmaktadırlar. Lisansüstü eğitime devam edenler ise akademyada kendilerine yer bulabilirler.

Uluslararası Ticaret

uluslararasi-ticaretTicari malların alım satımı, ilk çağlardan beri insanların gerek kendi yaşadıkları yerlerde gerekse daha uzaktaki bölgelerle gerçekleştirdikleri bir faaliyettir. Ticaret yüzyıllar boyunca temel özelliklerini korumakla birlikte günümüzde yaşanan teknolojik ve ekonomik dönüşüm ticaretin, özellikle de uluslararası ticaretin yapısal değişikliklere uğramasını beraberinde getirmiştir. Bir mamulün bir ülkeden diğerine satılması uluslararası ticaretin görünen yüzü olmakla birlikte bu süreçte dikkate alınması gereken değişken sayısı oldukça fazladır. Ülkelerin iktisadi, sosyal, kültürel ve demografik yapıları öncelikle bilinmesi gerekenlerdir. Yasal mevzuat ve pazarlar hakkındaki diğer bilgiler de uluslararası ticaretin önemli enformasyon girdileridir. Mal ve hizmetlerin üretilmesi yanında pazarlanması da küresel bir süreç haline gelmiştir. Kitle iletişim araçlarının etkinliğinin dünya çapında artması bu durumu daha önemli kılmaktadır. Dolayısıyla böyle bir sürecin akademik ilginin içerisine girmesi kaçınılmazdır.
 
Çok uluslu şirketler veya onlarla işbirliği halinde olan ulusal şirketler artık ekonomilerin belirleyici aktörleri haline gelmişlerdir. Küresel dönüşüm ticaret alanında yeni riskleri ve fırsatları beraberinde getirmiştir. Bu risklerin ve fırsatların belirlenmesi, analiz edilmesi ve yönetilmesi çok sayıda değişkeni değerlendirmeyi gerektirmektedir. Uluslararası Ticaret bölümü, bu çok sayıdaki değişkeni analiz ederek işletmeleri için en iyi kararları verecek işletmeciler yetiştirmeyi amaçlamaktadır.

Neden Türkiye'de Uluslararası Ticaret Bölümü?

Bir ülkenin uluslararası ticaretteki konumu yani satın aldığı ve sattığı mal ve hizmetlerin dökümü, o ülkenin iktisadi yapısı hakkında önemli ipuçları verecektir. Türkiye, geçmişteki hammadde ihracına ve mamul mal ithaline dayanan iktisadi yapısını hızla dönüştürmektedir. Türkiye'de son 30 yıldır kurulan iktisadi altyapı, uluslararası piyasaları hedefleyen ve işletmeleri bu yönde motive eden bir yapı arz etmektedir. Bu motivasyonun bir sonucu olarak son yıllarda birçok üniversitede Uluslararası Ticaret bölümleri faaliyete geçmiştir.

Türkiye'nin coğrafi ve jeopolitik konumu, sahip olduğu demografik avantajlar ve hedef pazarlardaki olumlu koşullar uluslararası ticareti Türkiye'de dikkatle incelenen bir akademik disiplin haline getirmiştir. Hızla açılan yeni bölümler dönüşümün getirdiği beklentilerin bir sonucudur. Küresel rekabet, bu rekabeti iyi tanıyan ve bunu yönetebilen yöneticilere ihtiyaç duymaktadır. Türkiye'nin küresel rekabetteki yerini sağlamlaştırma arayışı Türkiye'de alınacak Uluslararası Ticaret eğitimini daha da cazip kılmaktadır.

Uluslararası Ticaret Eğitimi

Uluslararası Ticaret bölümleri, eğitim sürecinde, ekonomi ve işletme disiplinlerinin temel derslerinin yanı sıra uluslararası ticaretin gerektirdiği bilgileri de sağlayarak küresel düzeydeki iş operasyonlarının etkin bir şekilde yönetilmesini hedeflemektedir. Diğer ulusların iktisadi yapıları yanında mal ve hizmet talebinin önemli belirleyicileri olan sosyal, kültürel ve demografik yapıları da müfredatlarda yer almaktadır. Yabancı dil bilgisi, özellikle hedef pazarlara yönelik yabancı dil bilgisi Uluslararası Ticaret eğitiminin ayrılmaz parçasıdır. Bu kapsamda daha önceden öğretilmeyen diller de artık müfredatta yer almaya başlamıştır.

Uluslararası ticaretin artan önemi yalnızca lisans eğitimini değil bu disiplindeki yüksek lisans eğitimini de cazip kılmaktadır. Uluslararası Ticaret yüksek lisans programları yalnızca bu disiplinden değil farklı disiplinlerden gelen birçok öğrenciyi de kendine çekmektedir. Farklı disiplinlerden gelenlerin farklı seviyeleri ve beklentileri göz önünde bulundurularak Uluslararası Ticaret yüksek lisans programları da disiplinler arası bir boyut arz etmektedir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Uluslararası Ticaret bölümlerinde başarı, yüksek iletişim becerisine sahip olma, farklı kültürlere karşı açıklık ve takım çalışmasına yatkınlık gibi nitelikleri gerektirmektedir. Analitik bir zekâya sahip olmak, sonuç odaklılık ve yeni durumlar karşısında esneklik bu bölüm adaylarının sahip olması beklenen diğer özelliklerdir. Adayların yabancı dil ya da dillere olan hakimiyetleri veya bu yönde istekli olmaları da bu alanda başarılı olmalarını sağlayacaktır.

Uluslararası Ticaret bölümü mezunları, mezuniyetleri sonrasında yurt içi ve yurt dışındaki uluslararası alanda faaliyet gösteren bankaların, finans kurumlarının, sermaye piyasası kuruluşlarının ve diğer ticari işletmelerin çeşitli birimlerinde yönetici adayı olarak iş bulma imkânlarına sahip olabilmektedirler. Uluslararası denetim kuruluşları yanında bazı kamu kuruluşlarının uluslararası birimleri de mezunların iş bulabileceği diğer alanları oluşturmaktadır. Yüksek lisans ve doktora eğitimine devam eden öğrencilerin akademik alanda kariyer yapmaları da mümkündür.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

siyasetSiyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü 20. yüzyıl boyunca güncel siyasetin sosyal bilimler ile irtibatını kurmak ve bu bağlamda gündeme gelen bilimsel sorulara cevaplar aramak amacıyla ortaya çıkmıştır. Örneğin gündelik hayatta yüzleştiğimiz ve yaşantımızı doğrudan etkileyen siyaseti ne kadar biliyoruz? Devlet nedir? Siyasi partiler neden vardır? Sivil toplum ve medya siyasetin neresindedir? Ekonomi, siyaseti ne kadar belirler? Kimlikler, siyasi sistemde nerede durur? Peki, uluslar neden savaşır? ABD, Irak'ı niye işgal etti? Uluslararası sistem nereye gidiyor? Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü bu gibi sorulara anlamlı ve uygulanabilir cevaplar üretme çabası içindedir.

Bölümün çok boyutlu yapısı onu aynı zamanda birden çok disiplinin farklı çalışmalarını buluşturan bir disiplin haline getirmektedir. Geçmiş ile irtibat ister istemez Tarih ve Felsefe ile ortak bir çalışmayı gerekli kılarken bugünün sorunları Sosyoloji, İktisat ve Psikoloji gibi bilimlerle ortak çalışmayı gerekli kılmaktadır.

Neden Türkiye'de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü?

Türkiye Avrupa ve Asya kıtalarını birbirine bağlayan bir coğrafyada yer almaktadır. Bunun yanı sıra, 20. yüzyıl boyunca jeopolitik açıdan istikrarsız siyasi yapıların oluşturduğu Ortadoğu bölgesinin de içinde olması Türkiye'yi uluslararası siyasetin en önemli aktörlerinden biri haline getirmiştir.

Yüzyıl boyunca bu coğrafyadaki her siyasi ve ekonomik gerilim alanı ister istemez Türkiye'nin daha aktif ve dinamik bir dış politika geliştirmesine sebep olmuştur. Örneğin, Kıbrıs barış görüşmelerinden Avrupa Birliği ile müzakerelere, Türkiye'nin komşu ülkelerinden biri olan Irak'ın işgalinden Suriyeli mültecilere kadar küresel siyasetin en sıcak konuları, Türkiye'deki akademisyen ve araştırmacıların yakından takip ettiği konular arasındadır.

Dış politikanın yanı sıra modernleşme ve batılılaşma tecrübelerinin sosyal ve ekonomik boyutları Türkiye'deki iç siyasi atmosferi de önemli ölçüde etkilemiştir. Bugün Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler literatüründe önemli ölçüde tartışılan demokratikleşme, kimlik, insan hakları, din ve kamusal alanın niteliği gibi tartışmalar Türkiye siyasetinin ana gündem maddelerini oluşturmaktadır.

Bu sebeplerle Türkiye'de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler eğitimi alan öğrenciler temel tartışma sorularını gündelik siyasetin ötesinde derinlemesine araştırma ve anlama imkânına sahip olurlar.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Eğitimi

Türkiye'deki Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler eğitiminin temel hedefi günümüzün bilimsel ve teknolojik gelişmelerini dikkate alarak dünya siyasi düzeninde ortaya çıkan gelişmelerle uyumlu bir eğitim ve öğretim faaliyeti yürütmenin yanı sıra yeni gelişmeleri takip eden, analiz yeteneği güçlü öğrenciler yetiştirmektir.

Türkiye'de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümleri genelde dört anabilim dalına ayrılır. Siyaset Bilimi anabilim dalı siyaset düşüncesi, siyasi sistemler, seçimler ve iç siyasetin temel mekanizmaları gibi konulara odaklanır; ayrıca iç politika ile dış politika ilişkisini tartışır. Uluslararası İlişkiler anabilim dalında öğrenciler daha çok jeopolitika, strateji ve güvenlik çalışmaları ile uyuşmazlık çözümü ve arabuluculuk gibi konularda dersler alırlar. Siyasi Tarih anabilim dalı bölümün Tarih ile ilişkisini kurarak geçmişte yaşanmış büyük çatışmalar, savaşlar, ekonomik krizler ve bunların devletler sistemine etkileri gibi konulara odaklanır. Devletler Hukuku anabilim dalı ise Uluslararası İlişkilerin Hukuk ile ilişkisini kurarak özellikle son iki yüzyıl boyunca uluslararası politikayı belirleyen temel anlaşmalar, uluslararası örgütler ve mahkemeler gibi konulara odaklanır.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünü tercih etmek isteyen öğrencilerin öncelikle okuma ve araştırmaya eğilimli olmaları gerekmektedir. Türkiye'deki üniversiteye giriş sınav sisteminde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünü tercih edecek öğrencilerden Matematik gibi sayısal, Tarih ve Felsefe gibi sözel alanların sorularına eşit düzeyde cevap vermeleri beklenir. Bunun yanı sıra bölümde okumak ve başarılı olmak isteyen öğrencilerin eğitim süresince iyi derecede İngilizce öğrenmeleri gerekmektedir. Bölge çalışmaları yapmak isteyen öğrenciler Türkiye'de Arapça, Yunanca, Bulgarca, Rusça, Farsça gibi komşu bölge ülkelerinin dillerini öğrenme fırsatını da bulabilirler.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü, öğrencilere geleceklerini şekillendirmede geniş bir bilgi birikimi ve kültürel altyapı sağlamanın yanı sıra, geniş bir çalışma alanı da sunmaktadır. Mezunlar, başta Dışişleri, İçişleri, Maliye ve Turizm bakanlıkları ile üniversitelerde görev alabilirler. Mezunlar bu görevleri ile kendi ülkelerini dünyada temsil ederken, aynı zamanda aldıkları eğitim ve yabancı dil seviyeleri ile NATO, Birleşmiş Miletler, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarda da görev yapabilirler. Bunların yanı sıra günümüzün küreselleşen dünyasında uluslararası şirketler, sivil toplum kuruluşları ve yardım teşkilatları da bölüm mezunları için önemli iş imkanları sunmaktadır.

Kamu Yönetimi

kamu-yonetimiKamu yönetimi, toplumsal hayatın var oluşunun kaçınılmaz bir sonucudur ve insanlık tarihi ile başlayan köklere sahiptir. Kamu Yönetimi, yönetim olgusunu, örgütlenme, karar alma ve uygulama süreçlerini inceler ve siyasal, sosyal ve iktisadi değişimleri anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Başlangıçta devletin merkezi ve taşra organları veya uluslararası siyasi kuruluşların yönetimi üzerinde uzmanlaşma eğilimi/yönelimiyle ortaya çıkan ve bu anlamda özel sektör ile arasında ciddi mesafeler barındıran kamu yönetimi, özellikle küreselleşme süreci ile birlikte özel sektöre yakınlaşmıştır. Bu bağlamda kamu yönetimi planlama, karar alma süreçleri, örgütlenme, uygulama, insan kaynakları yönetimi gibi başlıca alanlarda özel sektörle etkileşime girmiş, benzer yönetim ilkelerini uygulamaya çalışmıştır. Kamu sektörü ile iç içe geçmiş bir olgu olarak algılana gelen kamu yönetimi, günümüzde hem kamusal hem özel sektörden beslenen ve her iki sektörü de besleyen bir alana dönüşmüş durumdadır. Bununla beraber, bu etkileşim sürecinin devam ettiğini ve kamusal boyutun ağırlığının sürdüğünü belirtmek gerekir.
 
Neden Türkiye'de Kamu Yönetimi Bölümü
 
Kamu yönetiminin geçirdiği dönüşümü yakından takip eden Türkiye, Kamu Yönetimi eğitimini de bu dönüşüm sürecine adapte etmektedir. Türkiye'nin özellikle 1980 sonrasında ivme kazanan idari reformasyon sürecinin de etkisi ile kamu yönetiminde ortaya çıkan yeni anlayışlar akademik camia tarafından daha yakından ve ilgiyle takip edilmektedir. Bu bağlamda Türkiye'de Kamu Yönetimi eğitimin hem kıta Avrupa geleneğinden hem de Anglosakson gelenekten beslendiğini ve bunun da eğitimi zenginleştirici bir faktör olduğunun altını çizmek gerekir. Bir yandan kapu yapısını reforme eden Türkiye'nin yaslandığı köklü yönetim geleneği ve her geçen gün gelişen özel sektörü ve bunu besleyen işletme bilimi bu adaptasyon sürecini daha başarılı, verimli ve tercih edilebilir kılmaktadır. Özel sektörde istihdam edilen kamu yönetimi mezunu sayısının her geçen gün artması da bunun somut göstergelerinden birisi olarak alınabilir.
 
Kamu Yönetimi Eğitimi

Kamu Yönetimi programları lisans eğitimi boyunca birçok anabilim dalını kuşatacak mahiyette ve kapsamlı bir şekilde ortak eğitim anlayışı ile şekillenmektedir. Bu çerçevede; siyaset bilimi, siyasi düşünce, siyasi tarih, sosyoloji, siyaset sosyolojisi, toplumsal yapı, uluslararası ilişkiler, kentleşme politikası, çevre sorunları, anayasa hukuku, idari yargı, idare hukuku, medeni hukuk, ticaret hukuku, yönetim bilimi, personel yönetimi, iktisat, maliye, muhasebe gibi dersler ağırlık taşımaktadır. Lisansüstü eğitim söz konusu olduğunda Kamu Yönetimi bölümü bünyesindeki anabilim dalları, disiplinlerarası yapılarını da korumaya çalışarak belirli alanlarda uzmanlaşmayı sağlayacak şekilde organize edilmiştir. Kamu Yönetimi bölümü bünyesinde yer alan başıca başlıca anabilim dalları ve çalışma alanları şu şekildedir:
 
Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı'nda ağırlıklı olarak siyaset bilimi, siyaset sosyoloji, siyaset felsefesi, siyasi tarih, toplumsal yapı gibi derslere yer verilmektedir.
 
Yönetim Bilimleri Anabilim Dalı'nda siyaset biliminden ziyade yönetim bilimleri ağırlıktadır. Bu anabilim dalı, mahalli idareler, yönetim bilimi, personel yönetimi, yönetim psikolojisi ve yönetim tarihi gibi konulara yoğunlaşır.
 
Kentleşme ve Çevre Sorunları Anabilim Dalı, kent yönetimi, kent planlaması, konut politikası, çevre sorunları gibi alanları merkeze alan bir anabilim dalıdır.
Mahalli İdareler ve Şehircilik, özellikle belediyecilik ve kentsel planlamanın ön plana çıktığı, yerel yönetimler ile çevre ve şehircilik anabilim dallarının kesişimi olarak adlandırılabilecek bir anabilim dalıdır. Program bünyesinde siyaset ve sosyal bilimler, yönetim bilimleri, kentleşme ve çevre sorunları alanlarına ait dersler yer almaktadır.
 
Hukuk Bilimleri Anabilim Dalı'nda, anayasa hukuku, ceza hukuku, idare hukuku, devletler hukuku, çevre hukuku gibi branşlar hakimdir.
 
İstanbul Araştırmaları ise Türkiye'nin en büyük kenti olan İstanbul'u tarihi, sosyal, kültürel, iktisadi açılardan incelemek, karşılaştığı ve karşılaşması muhtemel problemlere çözüm üretmek amacı doğrultusunda bir programa sahiptir.
 
Kamu Yönetimi bölümü, bu yönüyle diğer bölümlere nazaran çok daha geniş bir yelpazeden öğrenci kabul etmektedir. Yabancı dil yeterliliğini sağlamak kaydı ile sosyal bilimlerin hemen her dalından öğrenci bu bölümde yüksek lisans ve doktora eğitimini sürdürme imkanına sahiptir. Bünyesinde barındırdığı anabilim dallarından da fark edileceği üzere kamu yönetimi bölümü özellikle lisansüstü eğitim açısından disiplinlerarası anlayışın hakim olduğu bir karaktere sahiptir.
 
Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları
 
Kamu Yönetimi bölümü öğrencilerinin sözel kapasitelerinin yüksek olması ve güçlü sebep-sonuç ilişkileri kurabilecek analitik bir zihin yapısına sahip olmaları bölümün başarı ile tamamlanması açısından önemlidir. Öte yandan gerek özel sektör gerekse kamu sektörüne idari kadrolar sağlayan bölüm mensuplarının çalışma alanları hesaba katılacak olursa, adayların etkin yönetim ve organizasyon kabiliyetlerinin yüksek olması ve kriz çözme becerisine sahip olmaları eğitim sonrası başarı açısından önemlidir.
 
En geniş anlamı ile idare etme olgusuna yoğunlaşan Kamu Yönetimi bölümü, mezunlarına başta devlet kurumları olmak üzere, mahalli idareler, yargı sistemi ve uluslararası idari organizasyonlarda iş imkânı sunmaktadır. Ayrıca yukarıda işaret edildiği üzere bölüm mezunları, giderek artan bir şekilde, kamuoyu araştırma şirketleri gibi özel sektörün çok çeşitli yönetim kademelerinde de istihdam edilmektedir

Sosyoloji

sosyolojiİnternet ve cep telefonu öncesinde hayat nasıldı? Şehirler büyüdükçe insanlar neden yalnızlaşır? Kimlik bilgilerimiz sadece nüfus cüzdanımızda yazanlar mıdır? Neden bazı şeyler moda olur? Toplumdaki çatışmalar nasıl çözülür? Şirket, devlet, STK gibi organizasyonlar nasıl işler? Kültürle siyaset birbirlerini nasıl etkiler? Neden bazı insanlar dindar olur, bazıları milliyetçi, liberal ya da sosyalist? Dinler ve ideolojiler tavır ve değer yargılarımızı, hatta ekonomiyi nasıl şekillendirir? Medeniyetler nasıl yükselir ve çöker? İşte Sosyoloji bu tür önemli sorulara cevap arayanlar için doğru adrestir.

Toplumsal ilişkilerin sistematik ve bilimsel incelemesini öngören sosyoloji, görünen olayların ötesine geçerek kişinin hem bir birey olarak kendisini, hem de çevresindeki toplumsal yapıları daha iyi tanımasına fırsat verir. Bir başka ifadeyle sosyoloji, kişinin kendi çevresinde gözlemlediği olayların yüzeysel bir tasvirini aşarak bu olayların arkasında yatan toplumsal sebepleri, bu olayları üreten görünmez mekanizmaları keşfetmesine imkân verecek olan "sosyolojik muhayyile" ile donanmasını sağlar. Sosyolojinin önemli bir avantajı, bütün sosyal bilimlerin tam ortasında yer alması ve alanının oldukça geniş olmasıdır. Bu sebeple siyaset biliminden kültürel çalışmalara, psikolojiden ekonomiye, felsefeden tarih ve edebiyata kadar tüm beşeri ve sosyal bilimlerle temas noktaları ve kesişim alanları olan sosyoloji, öğrencilere ilgi duyabilecekleri bu farklı alanlarla da ilgilenme fırsatını sunar.

Neden Türkiye'de Sosyoloji Bölümü?

Türkiye, öğrencilere Doğu ve Batı'nın birleştiği yerde bulunan bir coğrafyada ve farklı kültürlerin kucaklaştığı bir ortamda eğitim alma imkânı sunar. Ayrıca, giderek büyüyen ekonomisi ve dünyaya açılan toplumsal yapısıyla istikrar ve güvenlik içinde bir yüksek öğretim ortamına sahip bir ülkedir. Bunun yanı sıra, çok sayıdaki üniversiteleriyle canlı ve dinamik bir kültürel tartışma ortamında öğrencilere bilimsel konferans, çalıştay, sempozyum ve sergi gibi çalışmalara katılma imkânı sunar.

Türkiye ve özellikle İstanbul, baş döndürücü dinamizmi ve muhteşem çeşitliliğiyle sosyolojik araştırma için zengin bir laboratuardır. Dünyanın en büyük fakat en az çalışılmış metropollerinden biri olan bu şehrin dinamik ekonomisi, zengin kültürel hayatı ve inanılmaz çeşitliliği bugünün (ve yarının) sosyologları için bulunmaz bir hazinedir. Söz konusu dinamizm ve çeşitlilik, öğrencilere sosyolojin temel konuları olan siyaset sosyolojisi, tarihsel ve mukayeseli çalışmalar, kültür ve din sosyolojisi, organizasyonlar ve iktisadi hayat, şehir araştırmaları ve ileri istatistik yöntemleri gibi konuları bizzat uygulayarak öğrenme fırsatını verir. Türkiye'de sosyoloji eğitimi almak, öğrencilere hem Batı'yı hem Doğu'yu tanıyan, farklı medeniyetler hakkında da asgari bilgi ve aşinalık kazanmış donanımlı bireyler olma imkânı sunar. Türkiye'de Türkçenin yanı sıra İngilizce ve Fransızca olarak da sosyoloji öğrenilebilir.

Günümüzde Türkiye'de 43'ü devlet 11'i özel olmak üzere toplam 54 üniversitede Sosyoloji bölümü vardır. Bunlardan 8 tanesi hariç tamamında eğitim dili Türkçedir. ŞEHİR, ODTÜ, Boğaziçi, Koç, Marmara, Bilgi, Fatih, Bahçeşehir ve Sabancı üniversitelerinde Sosyoloji bilimini İngilizce, Galatasaray Üniversitesinde ise Fransızca okuma imkânı vardır.

Bölüm müfredatları genellikle dört anabilim dalına göre şekillenir. Bunlar, araştırmadan bağımsız metodoloji tartışmalarını içeren Genel Sosyoloji ve Metodoloji, Kurumlar Sosyolojisi, Sosyometri (bazı bölümlerde Toplumsal Yapı ve Değişim olarak bulunur) ve alan araştırması odaklı çalışmaları kapsayan Uygulamalı Sosyoloji'dir.

Bugün Türkiye'de mevcut Sosyoloji bölümleri arasında çoğunluk bu tasnifi uygulamakla beraber yeni kurulan ve/veya dünyadaki güncel gelişmeleri daha yakından takip eden bölümler bu tasnif yerine dünyada daha yaygın olan, tematik alt-alanlara yoğunlaşmaktadır. Bu tematik alanlar aynı zamanda lisans ve yüksek lisans programlarında okutulan temel derslere işaret etmektedir. Bu alanlardan en yaygın olanları şunlardır: Siyaset Sosyolojisi, Şehir Sosyolojisi, Köy Sosyolojisi, Din Sosyolojisi, Gündelik Hayat Sosyolojisi, Edebiyat ve Sanat Sosyolojisi, Nüfus ve Göç Sosyolojisi, Etnisite Sosyolojisi, İktisat Sosyolojisi ve Tarihsel Sosyoloji.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Türkiye'de sosyoloji eğitimi için resmi bir şart/gereklilik yoktur. Ancak, toplumsal ilişkiler ve olayların sistematik ve analitik bir incelemesini içeren sosyoloji, gerek niceliksel ve niteliksel (katılımcı gözlem de dahil olmak üzere) yöntemlerin kullanımına dayandığından, gerekse de toplumda yerleşik farklı ve hatta bazen oldukça yabancı ve 'tuhaf' görüş ve düşüncelerin tartışılmasını da gerektirdiğinden, öğrencilerin farklı bakış açılarına, ideolojik ve kültürel olarak çeşitlilik arz eden görüşlere açık olmaları, ayrıca okumayı, gözlem ve sentez yapmayı sevmeleri, analitik ve sistematik bir zihne sahip olmaları ve başkalarıyla etkili iletişim kurabilme potansiyeline sahip olmaları beklenmektedir.

Sosyoloji eğitiminin kazandıracağı entelektüel donanım ve mesleki becerilerle mezunlar kamu sektöründe sosyolog, öğretmen ve uzman kadrolarında, özel sektörde ise medyanın çeşitli dalları, reklamcılık, uluslararası ticaret ve hem yerli hem de yabancı şirketlerin pazarlama, ithalat-ihracat ve insan kaynakları gibi departmanlarında çalışacaklardır. Ayrıca, sayıları hızla artan yerli ve yabancı STK'lar ve AB, UNICEF, UNDP ve WHO gibi küresel organizasyonlarda da iş bulabileceklerdir. Son olarak, sosyoloji mezunlarının farklı sosyal bilim alanlarında yüksek lisans ve doktora yapma imkânları da vardır.

İktisat

iktisatTarihin ilk zamanlarından itibaren insanoğlu günlük ihtiyacını karşılamaya çalışırken, yarını için de çalışmıştır. Bununla birlikte herhangi bir toplumda yaşayan insanın toplumun diğer üyeleriyle de ilişkisi mevcuttur ve bu ilişkiyi, üretim, tüketim, bölüşüm gibi unsurlar belirler. Adam Smith'in Milletlerin Zenginliği (The Wealth of Nations) adlı kitabıyla birlikte 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bir bilim dalı olarak kabul edilmeye başlayan İktisat, üretim, tüketim ve bölüşüm unsurlarıyla uğraşan insanları ve kurumları incelemektedir. İktisat bilimine göre kaynaklar kıt, ihtiyaçlar sonsuzdur. İktisat bilimi bu açmazda devreye girmekte, kıt kaynakların insanların ihtiyaçlarını karşılamada en etkin biçimde kullanılmasını sağlamak için araştırmalar yapmaktadır. Diğer yandan üretilen mal ve hizmetlerin bölüşümü noktasında da çözümler üretmektedir.

Neden Türkiye'de İktisat Bölümü?

Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye son dönemde iktisadi sahada dünya çapındaki gelişmeleri hem akademik anlamda hem de politika anlamında yakından takip etmektedir. Bunun sonucu olarak Türkiye G-20 üyeliğiyle birlikte dünyanın sayılı ekonomileri arasında yerini almıştır.

Diğer yandan bugünkü Türkiye'nin üzerinde yer aldığı coğrafya tarihin ilk zamanlarından bu yana siyasi ve iktisadi anlamda güçlü birçok devlete ev sahipliği yapmıştır. Bunun Türkiye Cumhuriyeti'nden önceki son örneği Osmanlı Devleti'dir. Yaklaşık altı yüz yıllık bir birikimi tevarüs eden ülke, yerli ve yabancı birçok iktisatçı için çekim merkezidir.

Türkiye'nin 2000'li yılların başından itibaren takip ettiği ekonomi politikalarıyla birlikte gerek bankacılık sektörü gerekse de sanayi sektörü de güçlü bir yapı kazanmıştır. Yabancı yatırımcıların ilgisinin Türkiye'ye yönelmesini sağlayan bu durumun önümüzdeki yıllarda artarak devam etmesi beklenmektedir.

Türkiye'de alınacak bir İktisat eğitimi öğrencilerin dünyadaki gelişmeleri teorik olarak öğrenmelerine olanak sağlayacaktır. İktisat biliminin yönelişini takip eden ve buna katkı yapan akademisyenlerden oluşan üniversiteler, aynı zamanda ekonomi politikalarında da görüş bildiren konumda bulunmaktadırlar. Bu yüzden Türkiye'de okuyacak öğrenciler hem küresel ölçekte İktisat biliminin seyrini izleme imkanı bulabilecek, hem de öğrendikleri bilgilerin pratik sahada nasıl işlendiğini görebileceklerdir.

İktisat Eğitimi

Türkiye'de yaklaşık yüz üniversitede bulunan İktisat bölümlerinde, lisans eğitimi dört yıldır. Bu süreçte öğrenciler makro iktisat, mikro iktisat, banka ve finans, muhasebe, uluslararası iktisat, para teorisi, kalkınma ekonomisi, kurumsal iktisat gibi alanlarda dersler görmektedir.

Lisans eğitiminin yanında birçok üniversite lisansüstü eğitim de vermektedir. İktisat bölümleri kapsamında lisansüstü eğitimde başlıca şu anabilim dalları yer almaktadır:

İktisat Teorisi anabilim dalı, öğrencilerin iktisadi tutum ve karar verme süreçlerini, piyasaların, ekonomilerin ve küresel ekonominin işleyişini kavramalarını sağlamayı amaçlar. Özellikle Makro İktisat ve Mikro İktisat alanlarında giriş ve ileri düzeyde yoğun dersler verilmektedir. Bununla bağlantılı olarak anabilim dalı, matematiksel yöntemlere dayanan metot ve bilgiyi kazandırmayı da amaç edinmiştir.

İktisat Politikası anabilim dalında eğitim alan öğrenciler, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin ödemeler dengesi, fiyat istikrarı, düzenli bir ekonomik büyüme, tam istihdam ve adil gelir dağılımı gibi hedeflerinin oluşması için gerekli olan makro ve mikro politikalara yönelik bilgileri edineceklerdir.

İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat anabilim dalında, yabancı sermaye yatırımları, uluslararası para ve sermaye piyasaları, gümrük tarifeleri, uluslararası para sistemi, dış ticaret politikaları gibi konular incelenmektedir. Öğrencilerin bu konularda yetenek ve becerilerinin geliştirilmesi, karşılaştırmalı ve eleştirel bakış açılarının güçlendirilmesi hedeflenmektedir.

İktisat Tarihi anabilim dalı ise, İktisat biliminin tarihini incelemekte, günümüzde var olan klasik iktisat, kurumsal iktisat, Marksist iktisat gibi teorileri araştırmakta, yine bu teorileri ortaya koyan ve bu teorilerin gelişmesine katkı yapan bilim adamlarını incelemektedir. Diğer yandan geçmişte ekonomik açıdan güçlü yapıya sahip devlet ve imparatorlukların sistemlerini incelemek, bu sistemlerin işleyişlerini tespit ederek bugünkü dünyaya alternatif çözümler sunmak da bu anabilim dalının ilgi sahasını oluşturmaktadır.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

İktisat bölümü eğitimi ve mezunların görev alacakları iş sahaları dikkate alındığında, bu alanı seçecek öğrencilerin sayısal düşünme yeteneklerine sahip olmaları beklenmektedir. Matematiğin yanında istatistik ve ekonometri de iktisatta eğitim görmek isteyen öğrencilerin bilmeleri gereken alanlardır. Diğer yandan bölüm yarı sayısal yarı sözel bir mahiyet taşıdığından, bu bölümde okuyacak öğrenciler sözel düşünme yeteneğine de sahip olmalıdır.

İktisat geniş iş sahasına sahip bölümlerden biridir. Gerek yurt içi gerek yurt dışında bankacılık, finans, muhasebe denetim firmaları, sermaye piyasaları; özel sektörde faaliyet gösteren firmaların ekonomi danışmanlıkları, muhasebe birimleri ve pazarlama departmanları; bazı bakanlıklar ve ilgili diğer devlet kurumlarında uzman, denetçi, kaymakam, idari hakimlik gibi sahalar İktisat bölümleri mezunlarına iş olanakları sunmaktadır. Bölüm mezunları, akademisyenlik imkanları açısından da önemli alternatiflere sahiptir.

Tarih

tarihTarih, geçmişin bilgisini ve gündelik yaşamını araştırmaktır. Evrenin ve insanın yaratılışını incelemek, farklı coğrafyalarda yaşayan insan bireyinin hayat serüvenini ortaya çıkarmak, bireyler arası ilişkilerin meydana getirdiği toplulukların, ekonomilerin, kültürlerin, bilimlerin ve devletlerin tarihsel süreçlerini takip etmektir. Geçmişten hareketle bugünü anlamaya çalışmak, kendi kimliğimizi anlamlandırmaktır. Tarih temel bir bilimdir, ama aynı zamanda sanattır. Kişiye hayatın ve diğer disiplinlerin önünü açan, ufuk kazandıran bir programdır.

Her coğrafyanın ve her topluluğun bu insanlık tarihini oluşturmada rolü vardır. Tarihi daha fazla biçimlendiren kişiler, fikirler, mekanlar ve topluluklar ortaya çıkmış; tarihin yönünü değiştiren olaylar yaşanmıştır. Bu olayların özneleri ve sebepleri nelerdir ve bu olaylar nasıl yaşanmıştır? Tarihçi, en önemli yardımcısı olan tarihsel kaynaklar ve bunları anlamada kullanabileceği yöntemler vasıtasıyla bu tür sorulara cevap arar. Tarih disiplini, Bilim Tarihi, Sanat Tarihi, Müzecilik, Bilgi-Belge Yönetimi (Arşivcilik), Arkeoloji gibi bölümler de yakından ilişkilidir.

Neden Türkiye'de Tarih Bölümü

Coğrafi olarak Türkiye, tarihin hep merkezinde olagelmiştir. Tarihte belirleyici olan birçok devlet ve topluluğa beşiklik etmiş; küresel etkileşimi sağlayan İpek Yolu, Baharat Yolu, Roma Yolu (Via Egnatia) gibi kara ve deniz ticaretinin önemli güzergahlarına ve kültür kanallarına ev sahipliği yapmıştır. Türkiye'de tarih okumak coğrafi olarak Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika tarihi okumaktır. İslam, Hristiyanlık, Yahudilik gibi büyük dinlerin inanç ve toplumsal tarihi ile karşı karşıya gelmektir. Sümer, Selçuklu, Roma, Bizans ve Osmanlı gibi devlet ve kozmopolit toplumlarının tarihlerine nüfuz etmektir.

Akademik olarak hemen tüm üniversitelerde Tarih bölümü mevcuttur. Üniversitelerin ve STK'ların düzenlediği seminer, konferans, sempozyum ve atölyeler sayılamayacak kadar çoktur. Tarih alanında çok sayıda kitap yayınlanmakta; sadece tarihi konu edinen çok sayıda aylık popüler dergi yoğun olarak okunmaktadır.

Tarihi kaynaklar itibariyle Türkiye, başta Osmanlı arşiv kaynakları olmak üzere çok çeşitli ve önemli miktarda tarihsel kaynağa sahiptir. Bu malzeme her dil ve dinden insanı ve kültürü içinde barındıran bir Tarih eğitimine imkan sağlamaktadır. Türkiye'nin istikrarlı ve güvenli bir ortam ve farklı dilleri öğrenme imkanı sunuyor olması da, burada Tarih eğitimi almayı cazip kılmaktadır.

Tarih Eğitimi

Üniversitelerde farklı tarih yaklaşımlarını ve dünya tarihini öğretmeye yönelik bir müfredat ve mukayeseli tarihçilik anlayışı yaygındır. Tarih eğitimi lisans düzeyinde dört, yüksek lisans düzeyinde iki ve doktora düzeyinde dört yıl sürmektedir.

Lisans eğitimi genel olarak tarihçilik zanaatına yönelik yöntem ve tarih yazımı dersleri, tematik olarak (Türk, Osmanlı, Avrupa, İslam, Dünya Tarihi gibi) alana giriş dersleri ve (Osmanlıca, Yunanca, İbranice gibi) araştırma dilleri derslerinden oluşur. İnterdisipliner bir yaklaşım benimseyen üniversitelerimizde sosyal bilimler ve edebiyat başta olmak üzere diğer bölümlerden ders alma, yandal-çift anadal yapma imkanları Türkiye'de tarih okumayı öncelikli hale getirmektedir. Farabi gibi Türkiye içi; Erasmus gibi yurtdışı programları ile başka bir üniversitede bir iki dönem geçirmek de Tarih programlarınca teşvik edilir. Öğrenciler, Türkiye'de aldıkları Tarih lisans eğitimi ile Amerika, Avrupa ve diğer ülkelerde lisansüstü eğitim imkanı bulabilmektedir.

Lisansüstü düzeyde ise Sosyal Bilimler ya da Türkiyat-Atatürk-Ortadoğu Araştırmaları enstitüleri bünyesinde Eskiçağ, Ortaçağ, Yeniçağ, Yakınçağ ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi; tematik olarak ise Türk, Avrupa, Balkanlar, Bizans, Amerika, Kafkasya, Asya, Afrika, Ortadoğu, Akdeniz, İslam, Müesseseler, Sanat, Mimarlık, İktisat ve Sözlü Tarih gibi uzmanlık dalları vardır. Lisansüstü programlar, tarihyazımına dair derslere ilaveten araştırma dilleri ve yukarıda belirtilen uzmanlık alanlarına yönelik çok sayıda seçmeli dersten oluşur. Tarih semineri derslerinde danışmanlar eşliğinde tez çalışması yürütülür.

Türkiye üniversitelerinde, uluslararası ilgi gören çeşitli uzmanlık alanlarından çok sayıda tarihçi eğitim vermektedir. Halil İnalcık, Kemal Karpat, Engin D. Akarlı, Mehmet İpşirli, Fikret Adanır, Mehmet Genç, Suraiya Faroqhi, İlber Ortaylı, Zafer Toprak, Mete Tunçay, Melek Delilbaşı ve A. Selçuk Esenbel bu isimlerden sadece bir kısmıdır.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Tarih eğitimi almak isteyen adayların öncelikle geçmişe merak duymaları beklenir. Dil becerileri ve detaylarla uğraşmayı sevmek de bu merakın tamamlayıcı unsurlarıdır. Lisans mezunları, lisansüstü programlarına devam ederek akademik kariyer yapabilir. Tarih öğretmenliği, arşivcilik, kütüphanecilik, gezi rehberliği, editörlük, yazarlık, danışmanlık gibi meslekler edinebilirler.

Medya ve İletişim

Medya ve İletişim, akademik bir çalışma alanı olmasının yanında bir meslek eğitimi olarak da yarım yüzyılı aşkın süredir üniversitelerde eğitim ve öğretimin bir parçasıdır. Sosyal ve beşeri bilimler ile mühendislik alanlarından birçok disiplini buluşturan bir akademik çalışma alanıdır. Bu disiplinler arasında felsefe, tarih, coğrafya, antropoloji, sosyoloji, iktisat, siyaset bilimi, psikoloji, semiyoloji, sibernetik-bilişsel bilimler ve mühendislik bilimleri sayılabilir. İletişim fakülteleri, gazetecilik, radyo-televizyon, sinema, reklam, halka ilişkiler gibi alanlarda meslek eğitiminin de verildiği akademik yapılardır. Medya ve İletişim eğitimi aşağıdaki bölümler altında verilmektedir.

I. GAZETECİLİK BÖLÜMÜ

Modernitenin tarihi aynı zamanda gazeteciliğin de tarihidir. 15. yüzyılda haber mektuplarının para karşılığında satılmasıyla ilk nüveleri oluşan gazetecilik, modern toplum yapılanmasının önemli unsurlarından biri olarak 19. yüzyılda kurumsallaşarak bir meslek halini almıştır. 20. yüzyılın ilk yarısında ise eğitim kurumlarında mesleki eğitim verilmeye başlanmıştır. Gazetecilik; sırasıyla gazete, dergi, radyo, televizyon, internet sayesinde bilgisayar ve taşınabilir bilgi iletişim teknolojileriyle çok mecralı, çok boyutlu ve 7 gün 24 saat durmaksızın yayıncılık yapmayı gerektiren faal bir meslektir.

Bu mesleğin özü, haberciliktir. Günümüzde çok mecralı gazeteciliği karşılayan kavram, haber medyasıdır. Haber medyası, ekonomik anlamda küresel bir sektör olmasının yanında, siyasal, toplumsal, kültürel alanla etkileşim halinde olan ve bunların ötesinde birçok disiplinin kesiştiği akademik bir çalışma alanıdır. Birçok boyutuyla çağımız insanının hayatında yer etmiş ve bir meslek olarak yan sektörleriyle birlikte önemli bir istihdam alanına kavuşmuştur.

Neden Türkiye'de Gazetecilik Bölümü

Türkiye'de Gazetecilik eğitimi, 1948 yılında bir özel eğitim kurumuyla İstanbul'da başlamış, 1950 yılında İstanbul Üniversitesi bünyesinde açılan Gazetecilik Enstitüsü adıyla akademik yapılanmanın bir parçası haline gelmiştir. 1965 yılından itibaren ise Ankara Üniversitesi'nin başlattığı kuramsal ağırlıklı medya ve iletişim çalışmaları, Türkiye'deki gazetecilik eğitim ve öğretiminin yarım asrı aşkın tecrübesi olduğunu göstermektedir.

Gazetecilik bölümü, haber medyasında çalışacak gençlere genel kültür kazandırmayı, iletişim ve kitle iletişimi kuramlarındaki çağdaş gelişmeleri aktarmayı ve bu bilgiler ışığında çeşitli uygulamalar gerçekleştirerek gazetecilik mesleğini öğretmeyi amaçlamaktadır.

Vakıf üniversiteleriyle birlikte yaklaşık 70 İletişim Fakültesinde ana bölüm olarak kurulan Gazetecilik bölümü, doğru haber ve bilginin üretilmesini, dağıtılmasını, insanların doğru bilgiye doğru zamanda doğru araç ve gereçlerle ulaşmasını sağlamada görev alacak insan kaynağını yetiştirmeyi hedeflemektedir. Yaklaşık iki yüz yıllık gazetecilik tecrübesi, İletişim fakültelerinde kurulan araştırma ve uygulama merkezleri ve giderek büyüyen medya sektörüyle Türkiye, Gazetecilik eğitim ve öğretiminde önemli imkanlara sahiptir.

Gazetecilik Eğitimi

Lisans eğitim-öğretimi, birinci yıl iletişim fakültelerindeki diğer bölümlerle büyük oranda ortak dersleri içermekle birlikte, ikinci sınıftan itibaren alana ilişkin ve uzmanlaşmayı getiren derslerle dört yıl boyunca sürmektedir. Ortak derslerin yanında alan uzamlığını sağlayan ihtisas gazeteciliği, iletişim tarihi, kitle iletişimine giriş, dergi yayıncılığı, yeni medya, haber yazımı, ajans haberciliği, yerel gazetecilik, spor ve magazin gazeteciliği gibi dersler verilmektedir. İletişim ve Medya alanındaki lisansüstü çalışmalar büyük çoğunlukla Sosyal Bilimler Enstitüsü çatısı altında yürütülmektedir. Gazetecilik eğitimi, Anadolu Üniversitesinde Basın Yayın adıyla verilmektedir. Bunun yanında özellikle belirtilmelidir ki Türkiye, İletişim Bilimleri Enstitüsü'ne de sahiptir. Gazetecilik bölümü çalışmalarının lisansüstü yapılanmasını, dört anabilim dalı altında toplayabiliriz:

Genel Gazetecilik Anabilim Dalı: Gazete, dergi, bülten ve diğer yazılı ve görsel bilgi ve haber kaynaklarının biçim ve içeriği, haber metinlerinin çözümlenmesi, haber/yazı türleri ve haber üretim süreçleri, habercilik ilkeleri ve etiği, haber sosyolojisi, basının toplumsal ve kamusal işlevi, basın-iktidar-demokrasi ilişkisi gibi konulara odaklanarak nitelikli medya mensubu ve akademisyen yetiştirmeyi amaçlamaktadır.

Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Anabilim Dalı: Temel Gazetecilik bilgisi, ekonomi, finans, maliyet, bütçeleme, dağıtım, yönetim organizasyon, insan kaynakları, planlama ve denetim konularını gündemine alarak medya ve yayıncılık sektöründe ulusal ve uluslararası düzeyde görev alacak medya yöneticileri yetiştirmeyi amaçlar.

Bilişim Anabilim Dalı: Bilişim teknolojilerinin medyaya, siyasal ve toplumsal hayata etkilerini araştırma odağı olarak belirler ve bu boyutuyla bilişim sistemlerine yönelik kuramsal çalışmaların yanında nitelikli insan yetiştirmeyi hedefler.

İletişim Sosyolojisi Anabilim Dalı: Kitle iletişim araçlarının siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla etkin bir güç olarak tarih sahnesine çıkmasından sonraki süreç merkezde olmak üzere, genel anlamda iletişimin unsurları ve anlam alanları, toplum-iletişim ilişkisi, toplumsal iletişimin tarihsel süreç içindeki gelişimi, iletişim-haberleşme sistemleri gibi konularda çalışmalar yapılmasını amaçlar.

Gazetecilik bölümünün öne çıkan isimleri arasında Prof. Oya Tokgöz, Prof. Nabi Avcı ve Prof. Atilla Girgin sayılabilir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de Gazetecilik eğitimi alacak kişilerde aranan temel özellikler; yazı ve konuşma düzeylerinde dil yeteneğinin gelişmiş olması, en az bir yabancı dil bilmek, okuma-yazma ve araştırmaya meraklı olmak şeklinde sayılabilir. Ancak, beceri veya sanatta yeterlilik sınavı olmadığından merkezi sınavları kazanan herkes bu bölümü okuyabilir.

Gazetecilik mezunları, gazeteci, uzman, araştırmacı, medya yöneticisi ve akademisyen sıfatlarıyla yazılı, görsel, işitsel medya, internet medyası ve yayıncılık sektörü başta olmak üzere, ulusal ve uluslararası düzeylerde etkin rol ve görevler üstlenebilirler.

II. RADYO-TELEVİZYON ve SİNEMA BÖLÜMÜ

Matbaadan sonra iletişim ve kitle iletişiminde belirleyici olan teknik gelişmeler, kronolojik sıraya göre telgraf, telsiz, radyo, sinema ve televizyondur. Radyo, televizyon ve sinema alanlarında yapılan çalışmalar ve yayıncılık, 20. yüzyıla damgasını vurmuştur. Bir sanat ve yayıncılık sektörü olarak gelişen sinema ve daha çok habercilikle var olan gazetecilikten farklı olarak, birçok uzmanlık gerektiren mesleği ve sektörü buluşturan, hatta yeni sektörlerin oluşmasını sağlayan radyo ve televizyon yayıncılığı, hem teknik hem de sanatsal boyutuyla yazılı-görsel-işitsel çalışmaları bünyesinde barındırmaktadır. Meslek eğitimi, sanatsal çalışmalar ile akademik-kuramsal çabaları gerektiren alanların birleşimi olarak Radyo-Televizyon ve Sinema, İletişim fakültelerinin önemli bir bölümüdür.

Neden Türkiye'de Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümü

Sinema 19. yüzyılın son on yılında keşfedilirken, radyo yayıncılığı 20. yüzyılın başlarında, televizyon yayıncılığı ise 1930'lardaki denemelerden sonra 1950'lerde yaygın bir şekilde yapılmaya başlanmıştır. Türkiye'de ilk sinema gösterimi, sinemanın ortaya çıkışından kısa bir süre sonra 19. yüzyılın son yıllarında yapılmıştır. Radyo yayıncılığı 1927 yılında başlamıştır. Televizyon yayıncılığı da 1952 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nin deneme ve yerel yayınlarıyla başlamakla birlikte asıl başlangıç, TRT'nin yayını ile 1968 tarihinde olmuştur. Radyo, televizyon ve sinema alanlarında yüzyıllık mesleki tecrübenin yanında akademik kurumlarda bu alanların eğitimi 1965'ten bu yana yapılmaktadır. Yaklaşık 70 üniversite bünyesinde kurulan İletişim fakültelerinde ana alanlardan birisi olarak yapılandırılan Radyo-Televizyon ve Sinema bölümünde önemli çalışmalar yapılmaktadır.

Radyo-Televizyon ve Sinema Eğitimi

Lisans eğitim-öğretimi, birinci yıl iletişim fakültelerindeki diğer bölümlerle büyük oranda ortak dersleri içermekle birlikte, ikinci sınıftan itibaren alana ilişkin ve uzmanlaşmayı getiren derslerle dört yıl boyunca sürmektedir. Ortak derslerin yanında alan uzmanlığını sağlayan sinema kuramları, sanat tarihi, televizyon-stüdyo yapımcılığı, film yapımı, yaratıcı yazarlık, dünya sineması, radyo-televizyon haberciliği, oyuncu yönetimi, radyo-televizyon reklam yapımı gibi dersler verilmektedir. Bununla birlikte Radyo-Televizyon ve Sinema alanında, dört anabilim çatısı altında lisansüstü çalışmalar da yürütülmektedir.

Radyo Televizyon Anabilim Dalı: Basılı medya ile internet merkezli yeni medya arasında geçiş işlevi gören ve uygulama ağırlıklı bir çalışma alanı olan Radyo Televizyon anabilim dalında, kitle iletişim araçlarının tarihsel gelişimi, görsel ve işitsel mecraların sosyolojik, psikolojik ve ekonomik boyutları derinlemesine irdelenir. Bu alanda kurgu, internet yayıncılığı, radyo televizyon tekniği ve program yapımcılığı gibi dersler teorik ve uygulamalı olarak verilmektedir.

İletişim Bilimleri Anabilim Dalı: Yazılı, işitsel, görsel ve yeni medya dahil kitle iletişim araçları ve iletişime ilişkin kuramsal çalışmalar yürütülmektedir. Eleştirel medya kuramları, popüler kültür, gösteri toplumu, görsel kültür ve ideoloji, kamusal alan, yeni medya sosyolojisi, medya çalışmaları, kültürel çalışmalar, tüketim toplumu, toplumsal cinsiyet, küresel kültür başlıca araştırma alanlarıdır.

Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı: Çok mecralı ve çok boyutlu yayıncılık düzeyine ulaşan medyanın ve özellikle de yeni medyanın ihtiyaç duyduğu görsel iletişim uzmanı yetiştirme ve görsellik ve animasyon öncelikli olmak üzere bu alanda kuramsal çalışmalar yapma hedefini taşımaktadır. Fotoğrafçılık ve grafiği birleştiren yeni bir anabilim dalı olarak animasyon uygulamaları, web tasarımı, grafik tasarımı ve fotoğrafçılık gibi teknik eğitim içeren derslerin yanı sıra sanat tarihi ve sanat sosyolojisi gibi kuramsal ders ve seminerler verilmektedir.

Sinema Anabilim Dalı: Sinemanın estetik, etik ve kültürel boyutlarını derinlemesine kavramak için gerekli teorik ve pratik alt yapıyı sağlamayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda, sinema düşüncesi, senaryo yazımı, kısa-uzun metrajlı film üretimi, kurgu, film analizi ve eleştirisi, belgesel sinema, popüler türler, sinema kuramları ve sinema tarihi gibi uygulamalı ve teorik dersler verilmektedir.

Radyo-TV ve Sinema Bölümü'nde öne çıkan isimler arasında Prof. Özden Cankaya ve Prof. Peyami Çelikcan zikredilebilir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de Radyo-Televizyon ve Sinema bölümünde eğitim-öğretim görecek kişilerde aranan temel özellikler; dil yeteneğinin yazı ve konuşma düzeylerinde gelişmiş olması, diksiyon ve dış görünümün uygun olması, en az bir yabancı dil bilmek, okuma-yazma-araştırma ve sanatsal faaliyetlere meraklı olmaktır. Ancak özel beceri veya sanatta yeterlilik sınavı olmadığından merkezi sınavları kazanan herkes bu bölümü okuyabilir.

Radyo Televizyon ve Sinema bölümü mezunları, sinema dahil görsel-işitsel medyada yönetmen, yapımcı, görüntü yönetmeni, senarist, kurgucu, fotoğraf sanatçısı, sektör yöneticisi ve yüksek öğrenim kurumlarında akademisyen olarak görev yapmaktadırlar.

III. HALKLA İLİŞKİLER ve TANITIM BÖLÜMÜ

Bir kurum ile o kurumun hedef kitlesi arasındaki iletişim ve etkileşim olarak tanımlanan Halkla İlişkiler, bütün kurum ve kuruluşların muhatapları ile olan ilişkilerini düzenleyen, kurumu potansiyel hedef kitlelere anlatan, hedef kitlenin bütün izlenim ve beklentilerini de kuruma anlatan çift yönlü iletişim olgusudur. İletişim çalışmalarının akademide kurumsallaşmasından bu yana ana bölümlerden birisi olan Halkla İlişkiler, siyasal ve piyasa araştırmaları odaklı kuramsal ve uygulamalı çalışmalar yapmak ve bu alanda yetişmiş işgücü sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Gelişen iletişim ortamında önem kazanan Halkla İlişkiler, tanıtım, reklamcılık, kamuoyu araştırmaları konularında verdiği eğitimle İletişim ve Medya çalışmalarındaki vazgeçilmezliğini korumaktadır.

Neden Türkiye'de Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü

Toplumsal hayatın yeni koşullardaki niteliği, kişiler ve kurumların örgütlenmiş gruplarla devamlı iletişim kurma ihtiyacı ve kitle iletişim araçlarının yoğunluk kazanması gibi sebeplerle ülkemizde Halkla İlişkiler alanında kuramsal ve uygulama düzeyinde çalışmalar sürdürülmektedir.

1965 yılından itibaren Halkla İlişkiler, ana bölümlerden birisi olarak akademideki yerini almıştır. Gelişen ekonomisi ve teknolojik imkan ve alt yapısıyla Türkiye, Halkla İlişkiler uygulamalarının ve kuramsal çalışmaların yapılabileceği bir ülkedir. Türkiye, siyasal, toplumsal, kültürel imkanlarıyla ve kendi sınırlarının ötesine ulaşma kapasitesiyle bu alanda büyük potansiyele sahiptir.

Halkla İlişkiler ve Tanıtım Eğitimi

Lisans eğitim-öğretimi, birinci yıl iletişim fakültelerindeki diğer bölümlerle büyük oranda ortak dersleri içermekle birlikte, ikinci sınıftan itibaren alana ilişkin ve uzmanlaşmayı getiren derslerle dört yıl boyunca sürmektedir. Halkla İlişkiler lisans programlarında iletişimin yazılı ve sözlü formları, pazarlama, örnek olaylar, istatistik, araştırma, grafik ve tasarım, metin yazımı ve görselleştirme, medya planlama ve kampanya dersleri yer alır. Bu alanda lisansüstü çalışmalar ise dört anabilim dalında yürütülmektedir:

Halkla İlişkiler Anabilim Dalı: Halkla ilişkiler konusunda bilimsel birikim sağlama ve sektörel ihtiyaçları giderebilecek nitelikli ve uzman iş gücü yetiştirmeyi hedeflemektedir.

Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı: Reklam alanıyla ilgili kavram ve kuramlara hakim bilgili, eğitimli mesleki sorumluluklar yönünden de gerekli donanıma sahip reklamcılar ve bu alanda kuramsal çalışmalar yürütecek akademisyenler yetiştirmeyi hedeflemektedir.

Araştırma Yöntemleri Anabilim Dalı: Bilimsel araştırmanın temel kavramları ve metodolojisi konusunda öğrencilerin bilgi ve becerilerini geliştirmek amacıyla, öğrencilerin sosyal bilimler alanında kullanılmakta olan nitel ve nicel araştırma yöntemlerini etkin bir şekilde uygulayabilme ve ulaşılan sonuçları analitik bir dille yorumlayabilme yeteneklerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı: Kitle iletişimi alanında kuramsal ve uygulamalı eğitim faaliyetlerini yürütmek üzere kurulan İletişim fakültelerinde, medyatik iletişimin ötesinde yeni bir akademik çalışma alanı olarak Kişilerarası iletişim, kurumsal iletişim alanında kullanılabilecek bilgi, beceri ve yeterliliklere sahip iletişimciler yetiştirmeyi ve kuramsal çalışmalar yapmayı hedeflemektedir.

Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'nde öne çıkan kişiler arasında Prof. Mete Çamdereli, Prof. Ali Atıf Bir ve Prof. Yusuf Devran zikredilebilir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de Halkla İlişkiler ve Tanıtım eğitimi alacak kişilerin; yazı yazma ve dil yeteneğinin gelişmiş olması, en az bir yabancı dil bilmesi, okuma-yazma-araştırma ve sanatsal faaliyetlere meraklı olması beklenmektedir. Ancak özel beceri veya sanatta yeterlilik sınavı olmadığından merkezi sınavları kazanan herkes bu bölümü okuyabilir.

Bölüm mezunları, reklam ajanslarında, halkla ilişkiler şirketlerinde, medya planlama ve satın alma şirketlerinde ve marka yöneticisi olarak birçok şirkette istihdam imkanı bulabilirler.

İLETİŞİM ARAŞTIRMALARI VE UYGULAMA MERKEZLERİ

İletişim fakülteleri bünyesinde, kuramsal çalışmaların yanında uygulamalı çalışmalar da yürütmek amacıyla, radyo, televizyon ve fotoğraf stüdyoları; aktüel kamera ve canlı yayın araçlarıyla televizyon ve sinema için dış çekim, aydınlatma ve ses cihazları, yapılan çekimlerin montajının yapıldığı kurgu birimleri; sinema çekimleri için greenbox odaları; Video-DVD-VCD arşivi ve izleme odaları; bilişim laboratuarları gibi teknik donanım mevcuttur. Bunun yanında gazete, dergi, e-yayıncılık, reklamcılık, sosyal medya, animasyon, tasarım alanlarında atölye ve uygulama birimlerinin, kendi alanlarında üretim yaptıklarını da belirtmek gerekir.

Bilgi ve Belge Yönetimi

bilgivebelgeyonetimi
 
İçinde yaşadığımız çağ bilgi çağı olarak adlandırılmaktadır ve bilgi çağının ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla "bilgi bilimi", "bilgi yönetimi" gibi yeni disiplinler ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, yüzyıl başında Kütüphanecilik veya Arşivcilik olarak açılan bölümler, yeni yüzyılın ihtiyaçları doğrultusunda Bilgi ve Belge Yönetimi olarak yeniden düzenlendi. Bilgisayara dayalı bilgi teknolojilerinin ve dijital bilgi kullanımının yaygınlaşması bu dönüşümün en önemli sebebidir. Birçok bilginin internet ortamında kullanıma sunulduğu ve bilgi-teknoloji ilişkisinin tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar arttığı bu dönemde bilgi ve belge yönetimi bölümleri bu ihtiyaca cevap vermek ve yeni çağa adapte olmak açısından oldukça önemli bir yerde durmaktadır.

Bilgi ve Belge Yönetimi bölümünün amacı, bilgi ve bilgi kaynaklarının derlenmesi, düzenlenmesi, erişimi ve yayımı sürecini içeren "bilgi yönetimi" işlevini gerçekleştirecek insan gücünü yetiştirmektir. Bu insan gücünün kütüphaneler, arşivler, dokümantasyon ve enformasyon merkezlerinin tümünü içine alan bilgi merkezlerini yönetebilecek; bilgi ve iletişim teknolojilerini yoğun olarak kullanabilecek; bilgi erişim yöntem ve tekniklerini öğretebilecek; bilgi biliminin düzenleme ve erişimle ilgili alanlarını iş ve yönetim yaklaşımıyla değerlendirebilecek bilgi ve belge yöneticileri olarak yetiştirilmesi hedeflenmiştir.

Neden Türkiye'de Bilgi ve Belge Yönetimi?

Türkiye'de Bilgi ve Belge Yönetimi bölümlerinin eski Arşivcilik ve Kütüphanecilik bölümleriyle bütünleşen köklü bir geçmişi vardır ve bu bölümlerin büyük çoğunluğu kendi içlerinde birkaç kuşaktan beri devam eden dikkate değer bir geleneğe sahiptir. Bu bölümlerde hem özenli bir tarih eğitimi verilmekte hem de bilgi ve belgenin yönetimini ve organizasyonunu mümkün kılacak son teknolojiler öğretilmektedir. Böylece öğrenciler çağdaş bilgi türlerinin gereklerine uygun olarak yetiştirilmektedir. Ayrıca Osmanlıca, Arapça gibi eski belgeleri anlamayı kolaylaştıracak diller bu bölümlerde öğretilmektedir.

Bilgi ve Belge Yönetimi Eğitimi

Türkiye'de Bilgi ve Belge Yönetimi bölümlerinde lisans eğitim süresi dört yıldır. Birçok üniversitede yüksek lisans ve doktora eğitimi mevcuttur. Lisansüstü eğitim yoluyla öğrenciler hem Bilgi ve Belge Yönetiminin malzemesini oluşturan yazmalar (manuscript) üzerinde hem de bilgi teknolojilerinin kullanımı üzerinde uzmanlaşabilirler.

Bilgi ve Belge Yönetimi bölümlerinde okutulan başlıca dersler şunlardır:

Genel Danışma Kaynakları: Türkçe ve yabancı dildeki genel konulu danışma kaynakları anlatılmakta, basılı ve elektronik kaynaklardan örnekler verilmektedir.

Bilgi ve Belge Bilimine Giriş: Bilgi ve belge bilimi terimleri, tanımları, bilgi merkezi türleri ve tarihçeleri, bilgi merkezlerinde yapılan işlem ve hizmetler ele alınmaktadır.

Bilgi Kaynakları ve İşlemleri: Bilginin kaydedildiği ortamlar ile bilgi kaynakları, türleri itibariyle irdelenmekte ve teknolojik gelişmelerin bilgi kaynaklarında yarattığı değişim ele alınmaktadır. Ayrıca bu bilgi kaynak türlerine yönelik bilgi merkezlerinde yapılan işlemler genel hatlarıyla anlatılmaktadır.

Eleştirel Okuma: Dersin içeriğini, metin okuma-anlama, okuryazarlık türleri, eleştirel okuma, eleştirel düşünme, bilgi ve bilgilenim kültürü, kendi kendine öğrenme, öğrenmeyi öğrenme, öğrenen toplum, öğrenme kültürü konuları oluşturmaktadır.

Kitap ve Kütüphane Tarihi: Kütüphanelerin ve "kütüphane" ile ilişkili olarak yazı, kitap ve matbaanın ilk örneklerinin ve günümüze gelinceye kadar ortaya çıkan bilgi ve belge merkezlerinin türlerinin tanıtılması amaçlanmaktadır.

Bilgi Toplumu: İlkel toplumdan bilgi toplumuna bilginin değeri, bilgi toplumunun doğuşu ve temel özellikleri, bilgi teknolojisi (bilgisayarlar, mikro elektronik, robotlar, iletişim teknolojisi) ve toplumsal değişmede belirleyici rolü, bilgi toplumunda yapısal (bilişim altyapısı, bilgi akışı) ve çevresel (sosyal, kültürel, ekonomik sistemler) unsurlar, bilgi toplumunda küresel gelişme, bilgi toplumu ve Türkiye konuları tartışılmaktadır.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Osmanlıca, Arapça gibi kaynak dillerine ve bilgisayar teknolojilerine yatkınlık, Bilgi ve Belge Yönetimi eğitimi almak isteyen öğrencilere avantaj sağlayacaktır.
Bilgi ve Belge Yönetimi bölümlerinden mezun olanlar üniversite, halk ve devlet kütüphanelerinde ve özel kütüphanelerde iş bulabilirler. Arşivlerde uzman olarak çalışabilirler. Kütüphanelerin ve arşivlerin nadir eserler bölümünde istihdam edilebilirler. Devlet kuruluşlarında ve özel kuruluşlarda bilgi işlem görevlisi olarak çalışabilirler.

Türkiye'de Bilgi ve Belge Yönetimi alanında önde gelen bilim insanları arasında Prof. Dr. İsmail Erünsal ve Doç. Dr. Bilgin Aydın zikredilebilir.

Antropoloji

antropoloji-resim01Antropoloji genel olarak insanı inceleyen bir sosyal bilim disiplinidir. Bu yönüyle, araştırma konusunu "toplumsal", "ekonomik" ve "politik" biçimlerle sınırlamaz. Antropolojinin sosyal ve doğal niteliklere sahip "insanı" analiz etmesi, onu, sosyal ve doğal bilimler yelpazesinin kesişim noktasına oturtmaktadır. Antropolojinin halihazırda "Fiziksel Antropoloji" ve "Kültürel Antropoloji" olmak üzere iki ana alana ayrılmış olması araştırma konusunun (insan) özgül niteliğinden ileri gelmektedir. Dünya düzleminde Antropoloji, sosyal bilimler alanında yükselen bir çalışma alanı olarak ön plana çıkmakta ve bilimlerin kraliçesi olma vasfını elde etmeye aday sosyal bilim programlarından biri olarak görünmektedir. Küreselleşme olgusunun farklı insan toplulukları arasındaki ilişkileri hızlandırması, farklı kültürler arasındaki karşılaştırmalar temelinde çalışan antropolojiye olan talebi gittikçe arttırmaktadır. Antropoloji, insanı, farklı tarihsel kesitler içinde karşılaştırmalı olarak analiz etmede etnografiden istatistiğe uzanan geniş bir araştırma ve yöntem teknikleri yelpazesine sahiptir.
 
Neden Türkiye'de Antropoloji Bölümü?
 
Farklı kıtaların (Asya-Avrupa) ve farklı coğrafi-sosyal uzayların (kuzey-güney, doğu-batı) kesişiminde duran Türkiye'de son yıllarda sosyal bilim çalışmaları hız kazanmaktadır. Sahip olduğu mekânsal üstünlüğü, Türkiye'yi, sosyal bilimler alanında stratejik açıdan önemli bir seviyeye yükseltir: Türkiye'nin "sosyal bilimin merkez-ülkelerinden birisi olma potansiyeli" gitgide aktüel bir hâl almaktadır. Türkiye'de üniversite sistemi evrensel ölçüler model alınarak yapılandırılmıştır. Tarihsel derinliği ve coğrafi yayılım kapasitesi bakımından Türkiye, antropoloji açısından potansiyel ülkelerin başında gelmektedir. Antropolojinin diğer bilim dallarının ihtiyaç duyduğundan daha kuvvetli bir biçimde karşılaştırmalı analizlere ve ampirik dataya bağlı işleyen yapısı, Türkiye gibi ülkeleri, antropoloji açısından önemli bir çalışma sahası ve ampirik veri zengini ülkeler kategorisine dahil etmektedir. Türkiye'nin kültürel ve biyolojik çeşitliliğe dayalı genel karakteri, bu gibi nitelikleri bütüncül bir program çerçevesinde analiz eden antropoloji açısından önemli bir potansiyele işaret etmektedir.
 
Antropoloji Eğitimi
 
Türkiye'de Antropoloji, Modern Türkiye'nin kuruluş evresinden bu yana önemli bir akademik disiplin olarak ön plana çıkmaktadır. Türkiye akademyasında antropolojinin en yaygın öğretim tarzı, üniversitelerde Fen Edebiyat Fakülteleri'nde açılmış "kürsüler" biçimindedir. "Antropoloji kürsülerinin" dışında diğer sosyal bilim bölümlerinde, örneğin siyasal antropoloji gibi siyaset bilimi alanlarında, toplumsal ve kültürel antropoloji olarak sosyoloji ve iletişim bölümlerinde lisans, yüksek lisans ve doktora düzeylerinde "ders" biçiminde yer almaktadır. Türkiye'de Antropoloji bölümünün anabilim dalları, betimlediğimiz kuramsal model çerçevesinde, dünya geneliyle uyumlu olarak temel olarak Fizik Antropolojisi ve Sosyal Antropoloji olarak iki anabilim dalına ayrılmaktadır. Türkiye'de yeni açılan birçok üniversitede Antropoloji bölümü kendine yer bulmaktadır.
 
İnsan çeşitliliğini kuşatmayı amaç edinen Antropoloji zorunlu olarak multi-disipliner bir program kapsamında yürütülmelidir. Türkiye'deki Antropoloji programları da multi-disipliner bir anlayışla yapılandırılmıştır. Türkiye'de Antropoloji dersleri, fiziksel (anatomi, fizyoloji, paleoantropoloji, biyoloji tarihi, insan biyolojisi, genetik, jeo-ekoloji, beslenme, primatoloji, medikal antropolojii vb.) ve kültürel (din, siyaset, ekonomi, aile, kent, cinsiyet antropolojileri vb.) antropoloji olmak üzere iki ana arterden yürütülmektedir. Antropoloji alanında gerçekleştirilecek araştırma projeleri, üniversitelerin yanı sıra devletin birçok kurumu ve sivil toplum örgütleri tarafından destek görmektedir. Antropoloji alanında lisans derecesi alan öğrenciler, akademik çalışmalarına yüksek lisans programlarında devam edebilmektedirler. Türkiye'deki antropoloji programlarının hepsini kuşatan ortak hedef, öğrencilere, fiziksel ve kültürel sorunları karşılaştırmalı bir biçimde analiz edebilme yeteneği kazandırmaktır.
 
Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları
 
Antropoloji bölümü adayları fizyoloji, anatomi, tarih, coğrafya, dil ve etnografi konularına merak duymalı; dikkat, sabır ve muhakeme yeteneğine, ses kayıt cihazı gibi teknik aletleri kullanma becerisine sahip olmalıdır. Lisans eğitimi sonucunda öğrenciler "antropolog" statüsü elde ederler. Antropologlar, başta üniversiteler, müzeler, istatistik kurumları, araştırma şirketleri, kültür bakanlıkları, insan kaynakları birimleri, halka ilişkiler ve pazarlama alanları olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlarda çalışma imkânına sahiptirler. Ayrıca antropologlar kamu yönetimi gibi geniş bir alanda da geniş ölçekte istihdam edilebilmektedirler. Kamu hizmetlerinde verimliliğin ve kalitenin artması yöneticilerin, yönetilen insanların kültürel kimliklerini bilmelerini zorunlu kılmaktadır. İnsanı araştıran antropoloji ve antropologlar yeni yönetim paradigması gereği kamu yönetimi alanında hizmet kalitesini arttırmak açısından gerekli bilgi sermayesini sağlarlar. Zira insanın etkili yönetimi, insanı bilmekle mümkündür. İnsanı araştıran bir bilim dalı olarak antropoloji insanın bilgisini edinebileceğimiz bilim alanlarının başında gelmektedir.