FaLang Language Switcher


Sanat ve Beşeri Bilimler

Türk Dili ve Edebiyatı

turk-dili-ve-edebiyatiİçinde yaşadığımız dünyayı ve hayatı anlamak ve ona uygun yaşamak, insan olarak önemli amaçlarımızdan biridir. Bunları yerine getirebilmek için başka birçok şeyin yanı sıra yorumlama ve analitik düşünebilme melekesine sahip olmamız gerekir. Edebiyat biliminin temel amacının estetik zevk, yorum ve analitik düşünce yetisi kazandırmak olduğu düşünüldüğünde dünyayı ve hayatı anlama ve yorumlama ameliyesinin edebiyat ilmi tarafından kazandırıldığı ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla edebiyat okumak ve öğrenmek bir tercih olmaktan ziyade neredeyse bir zorunluluk halini almaktadır.

Neden Türkiye'de Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

Edebiyat okumanın doğru yeri Türkiye midir? Bu sorunun birçok cevabı olmakla beraber burada birkaçına değinmek yeterli olacaktır. Türkiye'de edebiyat okumak sadece Türk edebiyatını öğrenmek anlamına gelmez; Türk edebiyatının son halkasını oluşturduğu İslami edebiyatı da (Arap, Fars, Çağatay vs.) öğrenmek demektir. Doğu ve Batı'nın ortasında bulunan bir coğrafyada iki farklı kültür ve edebiyat geleneğini tanıma ve öğrenme fırsatı sunar. Kendi dilinizin yanı sıra Türkçe, Osmanlı Türkçesi, Arapça, Farsça, Fransızca, Almanca, İspanyolca, İngilizce gibi birçok dili öğrenme imkânına erişirsiniz. Türkiye'nin coğrafi konumunun avantajını kullanarak Erasmus Programı ile bir veya iki dönem AB ülkelerinde eğitim alma fırsatı yakalarsınız. Nitelik ve nicelik olarak üniversite zenginliğine sahip, istikrarlı ve lider bir ülkede canlı bir kültürel tartışma ortamında bilimsel konferans, sergi, kolokyum, çalıştay gibi çalışmalara aktif katılma şansına erişirsiniz.

Türkiye'de Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi

Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri genellikle dört anabilim dalına ayrılmışlardır:

Eski Türk Edebiyatı Anabilim Dalında, kabaca 11. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar geçen sürede yazılmış Türkçe edebiyat eserleri incelenir. Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalında, Tanzimat Fermanı (1839) sonrası yazılmış, Osmanlı İmparatorluğu'nun modernleşme çabalarını da yansıtan edebiyat eserleri incelenir. Dil Anabilim Dalında, bu dalın kendi içinde alt alanları olmakla beraber, sekizinci yüzyılda yazılmış Göktürk Kitabeleri'nden günümüze kadar her türlü Türkçe metin dil açısından incelenir. Halk Edebiyatı Anabilim Dalında ise Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinin folklorik unsurları incelenir.

Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde yukarıda bahsi geçen dört anabilim dalının temel dersleri lisans düzeyinde okutulmaktadır. Eski ve Yeni Türk Edebiyatı her üniversitede okutulurken Dil ve Halk Edebiyatı anabilim dallarına ait dersler üniversitelerin bakış açısı, akademik kadrosu gibi nedenlerden dolayı kendilerine daha az yer bulabilmektedir. Tüm üniversitelerde Osmanlı Türkçesi, Eski Türk Edebiyatı, Yeni Türk Edebiyatı, Modern Türkçenin Yapısı ve Halk Edebiyatı gibi dersler bulunmaktadır. Çoğu üniversitede edebiyat kuramları, eleştiri gibi alanlara ait dersler de hem lisans hem yüksek lisans düzeyinde yer almaktadır. Yüksek lisans düzeyinde Eski Türk Edebiyatı ve Yeni Türk Edebiyatı alanlarına ait birer ders zorunlu olarak okutulurken öğrencinin alacağı dersler, kabul edildiği anabilim dalına göre değişiklik gösterebilmektedir. Müfredatında, Türk edebiyatını hem Doğu hem de Batı edebiyatlarıyla mukayese eden derslere yer veren birçok üniversite mevcuttur.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Türkiye'de edebiyatla ilgili bölümler ayrıntıda farklılaşmakla beraber edebiyat okumanın kimi asgari şartları vardır. Öğrencinin her şeyden önce analitik düşünebilmesi gerekmektedir. Buna sahip olmak, diğer önemli bir haslet olan yorumlama gücüne de sahip olmak demektir. Dil öğrenmeye yatkın olması gereken edebiyat öğrencisinin, okuma isteğinin ve metin inceleme becerisinin güçlü olması gerekir. Bu özelliklere sahip biri olarak edebiyat eserlerini yorumlama safhasına geçmesi beklenir. Akademik yeterliliklerin yanı sıra öğrencinin farklı kültürleri öğrenmeye ve farklı kültürlerden insanlarla birlikte yaşamaya açık olması beklenir. Zira karşılaşacağı edebi metinler de farklı bir kültürün temsilcisi addedilmelidir.

Edebiyat bölümlerinden mezun olmuş bir öğrencinin iş imkânları sanıldığından daha geniştir. Üniversiteden mezun olmuş öğrencilerin iş olanakları arasında akademi ilk sırada gelir. Avrupa ve Amerika'da bulunan Ortadoğu Çalışmaları Bölümleri de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Yayıncılık, editörlük, reklam sektörü gibi edebiyat mezunlarıyla ayakta kalan sektörler de edebiyat mezunlarının doğal iş alanlarıdır. Türkiye'de edebiyat okuyacak öğrenciler için önemli bir iş imkânı da her ülkenin kültürünü dünyanın değişik yerlerinde tanıtmak için kurmuş olduğu dernek, vakıf gibi yapılardır. Türkiye örneğinde Yunus Emre Vakfı, bu yapıların önemlilerinden biridir. Mezun öğrenciler, Türkiye'de edindikleri ilmi birikimle, hem Türkiye hem de dünyanın diğer ülkeleriyle kendi ülkeleri arasındaki ilişkilerin zenginleştirilmesinde aktif rol alan resmi veya özel kurumlarda iş imkânına sahip olacaklardır.

Türk Dili ve Edebiyatı alanında hem Türkiye'de hem dünyada tanınan akademisyenlerin sayısı oldukça fazla olmakla beraber burada Talat Sait Halman, Ömer Faruk Akün, İlhan Başgöz, Günay Kut ve İnci Enginün'ü ismen zikretmek yeterli olacaktır.

Çeviribilim

ceviribilimİnsanlık tarihinde farklı dillerin oluşmasıyla ortaya çıkan çeviri olgusu, günümüze değin insanoğlunun sürekli bir ihtiyacı olagelmiştir. Farklı diller konuşan insanlar arasında iletişimin sağlanmasından, uzak coğrafyalardaki farklı kültür ve medeniyetlerin birbirleriyle etkileşimine kadar tüm etkinlikler gerek sözlü gerekse yazılı çeviri sayesinde gerçekleşmiştir. Pratikte her zaman var olan çevirinin nasıl yapılması gerektiğiyle ilgili tarih boyunca çeşitli fikirler ortaya konulmuş, çevirinin akademi dünyasında bir bilim haline gelmesi ise 20. yüzyılın özellikle ikinci yarısında olmuştur. Türkiye'de çeviri bölümleri ilk olarak 1980'li yıllarda Mütercim-Tercümanlık adı altında eğitim faaliyetlerine başlamıştır.

Diller ve kültürlerarası iletişim aracı olarak da nitelenebilen çeviri olgusunun bir bilim olarak yabancı dil öğrenimi, dilbilim ve edebiyat alanları ile yakından ilişkisi bulunmaktadır. Çevirinin hayatın her alanında kendisini göstermesi, Çeviribilim müfredatının hukuk, iktisat, tarih, edebiyat, tıp gibi tüm bilimsel ve akademik alanlarla etkileşim içerisinde olmasını beraberinde getirmektedir. Çok dillilik, çok kültürlülük ve çok disiplinliliğe önem veren Çeviribilim, bir yandan tüm disiplinlere açılan bir kapı, diğer yandan farklı coğrafyalarda hayatlarını idame ettiren toplumlar ve kültürler arasında bir etkileşim merkezidir.

Neden Türkiye'de Çeviribilim Bölümü?

Türkiye 20. yüzyıldaki modernleşme tarihini, 1940'larda devlet eliyle giriştiği bir çeviri hareketiyle gerçekleştiren bir ülkedir. Son yıllarda attığı adımlarla dünyaya açılan Türkiye'de, Çeviribilim alanında üniversite eğitimi almak özel bir önem taşımaktadır. Avrupa Birliği Müktesebatı'ndan başlayarak uluslararası şirketler için yapılan çevirilerin hacmi her yıl milyonlarca sayfayı bulmaktadır.

Çeviribilim bölümünde verilen farklı dil programlarındaki lisans eğitiminin başlıca hedefi, iyi bir Türkçenin yanında ikinci bir dile hakim ve her iki dilin kültürünü iyi tanıyan iletişim uzmanı çevirmenler yetiştirmektir. Bu bölümde eğitimini tamamlayan yazılı ve sözlü çevirmenlerin, çeviri alanında kuramsal ve eleştirel bilgi birikimine, dil ve iletişim sorunlarına analitik yaklaşım becerisine ve pratik çeviri deneyimine sahip olmaları hedeflenir. Öğrencilerin Türkçe ve ikinci dilin dışında en az bir yabancı dili daha çeviri yapabilecek düzeyde bilmeleri; sosyal bilimlerin yanı sıra siyaset, ekonomi, edebiyat, tarih, hukuk gibi disiplinlerin terminolojilerini tanımaları ideal olandır.

Türkiye'de Çeviribilim Eğitimi

Türkiye üniversitelerinde yabancı diller üzerine eğitim veren bölümler başlıca üç kısma ayrılabilir. Eğitim fakültelerinde öğretmenlik bölümleri, Edebiyat fakültelerinde dil ve edebiyatı bölümleri ve genellikle Çeviribilim çatısı altında toplanan Mütercim Tercümanlık anabilim dallarıdır. Türkiye'de Çeviribilim bölümleri, lisans düzeyinde genellikle başta Almanca, İngilizce ve Fransızca gibi Batı dillerinin Mütercim Tercümanlık anabilim dallarında eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu çerçevede öteki yabancı dil bölümlerinden farklı olarak Çeviribilim, çeviri olgusunu çeviribilimin özgül konumundan yola çıkarak bütünsel bir şekilde inceler ve çeviribilim uygulama alanına yer verir.

Halen Türkiye'de elliden fazla bölümde Almanca, İngilizce, Fransızca, Rusça, Bulgarca, Çince, Arapça ve Farsça dillerinde lisans düzeyinde akademik çeviri eğitimi verilmektedir. Çeviribilim bölümleri eğitim verdiği dil düzeyini ölçen bir sınav ile öğrenci almaktadır. Bazı bölümler ise farklı bir yabancı dil puanıyla öğrenci almakta ve bir yıllık hazırlık eğitimiyle programın yabancı dilini öğretmektedir. Yüksek lisans ve doktora programları üç yabancı dilde (Almanca, İngilizce ve Fransızca) öğrenci kabul etmektedir. Bu öğrenciler lisans eğitimlerini farklı anabilim dallarında tamamlamış da olabilirler. Bazı bölümlerde yabancı kontenjanı da bulunmaktadır ve yabancı uyruklu, yurtdışında lisans eğitimi görmüş öğrenciler bu programlara devam edebilmektedir. Yüksek lisans ve doktora eğitimlerinin en başta gelen amaçlarından birisi genç bir bilim dalı olan Çeviribilim alanına araştırmacı ve akademisyen yetiştirmektir.

Çeviribilim bölümünde okutulan dersler daha ziyade Türkçe ve yabancı dil kültür edincini geliştirmeye yöneliktir. Bunun yanı sıra çeviribilimsel ve uygulamalı derslere de yer verilir. Bunlar daha çok karşılaştırmalı ve çeviri amaçlı dil-metin-kültür incelemeleri, çeviribilim ve temel çeviri becerileri gibi derslerdir. Öğrenciler genelde ikinci yılın sonuna kadar ortak çeviri dersleri alırken, sonrasında uzmanlaşacakları (örneğin hukuk, iktisat gibi alanlarda) yazılı ya da sözlü çeviri eğitimi görürler. Bu çerçevede özel alan çevirileri, teknik çeviri, diliçi çeviri, edebiyat çevirisi, uzmanlık bilgisi ve çevirisi, çeviri eleştirisi gibi dersler eğitimin ikinci yarısında görülen derslerdendir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Çeviribilim bölümünde okumaya aday öğrencinin Türkçeye ve çeviri eğitimi göreceği dile hakim olması, her iki dilde de metin oluşturma becerisinin bulunması ve iyi bir genel kültür alt yapısına sahip olması ön koşuldur.

Çeviribilim mezunları aldıkları teorik ve pratik çeviri eğitimi sayesinde birer kültür ve iletişim uzmanı olarak gerek Türkiye'de gerekse aldıkları program dili ve kültürüyle ilişkili diğer ülkelerde dil ve kültürel iletişim gerektiren bütün işlerde çalışma imkânına sahiptirler. Serbest çevirmenlik, redaktörlük, kitap çevirmenliğinin yanında özel şirketlere, çeviri bürolarına veya konsolosluk gibi devletler arasındaki ilişkileri sağlayan birimlere bağlı çevirmen olarak çalışabilirler. Donanımları, kültürel ve bilimsel altyapıları sayesinde çeviribilim mezunları ayrıca medya, reklamcılık, halkla ilişkiler, finans gibi sektörlerde yöneticilik, asistanlık, sekreterlik pozisyonlarında çalışabilmektedirler. Çeviribilim, geniş bir kültürel altyapı kazandırarak ve çevirmen adayının farkındalık edincini geliştirerek kültür uzmanları yetiştirmeyi vaat ediyor.

İlahiyat

ilahiyatİnsanoğlunun yeryüzündeki anlam arayışına ilişkin ortaya attığı sorulara verilen cevaplar arasında İslami ilimlerce verilenler önemli yer tutmaktadır. Vahyin nüzulüyle birlikte ortaya çıkan bu ilimler nihai çerçevede Allah-insan-alem ilişkisini belirlemeye çalışmaktadır. İslam medeniyetinde bu ilimler Allah ve Peygamberinin getirdiklerini en iyi şekilde özetleyen "iman etmek ve salih amelde bulunmak" olgusunun bir uzantısı olarak zuhur etmişlerdir.
 
Büyük İslam bilgini İbn Haldun her dinin kendi başına ve kendisine göre ilimler ortaya koyduğunu ifade eder. Felsefe, matematik ve fizik gibi akli ilimler insanlık için müşterek olmakla birlikte dini ilimler, dinle birlikte ortaya çıkan özel ilimlerdir. Zira vahyin gelişiyle birlikte dinin kurduğu yeni bir dünya söz konusudur. Vahiyle birlikte oluşmaya başlayan bu yeni manevi dünyayı konu alan ilimler varlık bulmak durumundadır. Tarihin seyrinde önemli bir rol üstlenen din bu ilimler eliyle gidişata tesir etmektedir. İslam medeniyetinde varlık bulan bu ilimlere genellikle nakli / şeri / dini ilimler denmektedir. İbn Haldun ise "İslami ilimler" demeyi tercih etmektedir.

İslami ilimler, Kur'an ve Sünnet bilgisinin üzerine sahabe ve sonraki nesillerin imal-i fikr etmeleri neticesinde inkişaf bulmuş, Ebu Hanife'den İmam Şafii'ye, İmam Gazzali'den Fahreddin Razi'ye, Ebu's-Suud'dan İbn Abidin'e kadar büyük alimler eliyle nesilden nesile aktarılarak günümüze ulaşmıştır. İlahiyat alanında öğrenim görmek, bu kadim geleneğin bir parçası olmaya doğru atılan bir adım olacaktır.

Neden Türkiye'de İlahiyat

Türkiye, mirasçısı olduğu Osmanlı İmparatorluğu özellikle Memlükler sonrasında İslam medeniyetinin hem siyasi hem de ilmi merkezi olduğundan, asırlara uzanan bir ilim geleneğinin taşıyıcısı olmuştur. Osmanlı medreseleri İslam dünyasının tüm bölgelerinden gelen alimlerin katkılarını mezcederek özgün bir İslami ilimler geleneği oluşturmayı başarmış, bu geleneği başta Rumeli olmak üzere diğer İslam coğrafyasına aktarmıştır. Bu kadim geleneğin merkezinde bulunan Türkiye'deki İlahiyat fakülteleri, asırlardır yoğrularak günümüze ulaşan İslami ilimler birikimini gelecek nesillere aktarmayı kendisine amaç edinmiştir. Türkiye'de İlahiyat eğitimi alacak öğrenciler, herhangi bir ekol taassubuna kapılmaksızın İslam ilimlerini tüm boyutlarıyla tahsil etme imkânı bulacaklardır. Ayrıca diğer İslam ülkelerinden farklı olarak Türkiye'deki İlahiyat fakültelerinde İslami ilimler, felsefe ve din bilimleri ile İslam sanat ve edebiyatıyla birlikte okutulmakta, böylece öğrenciler adeta kapsamlı bir "İslam Üniversitesi"nde öğrenim görmektedirler. İlahiyat fakültelerinin büyük çoğunluğunda bulunan Arapça hazırlık sınıfları da İslam ilimlerinin bu temel dilini bilmeyen öğrencilere bir yıllık yoğun bir program çerçevesinde Arapça öğrenme imkânı sunmaktadır.

İlahiyat Fakültelerinde Eğitim

İlahiyat fakülteleri esas itibariyle üç temel anabilim dalından oluşmaktadır. Lisans düzeyinde öğrenciler bu anabilim dallarının tamamından ders almaktadırlar.
Temel İslam Bilimleri: İlahiyat fakültelerinin belkemiğini oluşturan bu anabilim dalı İslam dininin temel kaynaklarına dair bilgilenme ile bu kaynaklar üzerinde düşünülerek inşa edilen hukuk ve ahlak gibi alanlarda ortaya konulan ilimleri kapsar. Bu anabilim dalı içerisinde Kelam, Tefsir, Hadis, İslam Hukuku, Tasavvuf, İslam Mezhepleri Tarihi, Arap Dili ve Belağatı ile Kur'an-ı Kerim Okuma ve Kıraat İlmi başlıklı ilim dalları yer almaktadır. "Nakli ilimler" olarak da nitelenmesi mümkün olan bu ilimlerden tefsir, Kur'an-ı Kerim'in anlaşılıp açıklanmasını; hadis, Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerini kayıt altına alıp doğru bir şekilde tespit ederek gelecek nesillere aktarmayı; kelam İslam'ın iman boyutunu; tasavvuf ise insanın manevi dünyasını, vicdani amellerini konu almaktadır. İslam hukuku/fıkıh ise insanın dış dünyada varlık bulan amellerini konu almakta, vahiyle insan davranışı arasında bir denge kurarak Allah'ın rızasına uygun bir hayatı tedarik etmeyi hedeflemektedir. Arap Dili ve Belağatı, İslam ilimlerinin ana dili olan Arapçanın tüm incelikleriyle öğretilmesini; Kur'an-ı Kerim Okuma ve Kıraat ilmi, Kutsal Kitabın doğru bir şekilde okunmasını ve kıraat ilmine dair temel bilgilerin öğretilmesini; İslam mezhepleri tarihi mezheplerin temel yaklaşımlarını mukayeseli olarak ele almayı hedeflemektedir. Bu bilim dalında ayrıca günümüz İslam dünyasındaki dini akımlardan bahseden ve böylece çağdaş İslam dünyasını tanımaya vesile olacak olan bir ders de yer almaktadır. Temel İslam bilimleri bu ilimlere dair geliştirilen metodolojileriyle birlikte okutulmaktadır. Böylece öğrenciler hem ilmin oluşum seyrini öğrenme şansı bulmakta hem de bizzat ilmin kendisini tanımaktadırlar. Bu ilimler okutulurken dikkat edilen bir diğer prensip ise konuların tek bir mezhep çerçevesinden değil, mukayeseli olarak incelenmesidir.

Felsefe ve Din Bilimleri: Diğer İslam ülkelerine nazaran Türkiye'de İlahiyat öğrenimi görmeyi avantajlı kılan hususlardan birisi felsefe ve din bilimlerinin ilahiyat eğitimine entegre olarak öğretiliyor oluşudur. Akıl-vahiy ilişkisinden, İslam felsefi geleneğinin önemli temsilcilerinin düşüncelerine, İslam felsefesinin Batı felsefesiyle irtibatına, dinin psikolojik ve sosyal boyutlarını bilimsel çerçevede incelemeye kadar geniş bir alana dair ilimler kümesi Türkiye'deki İlahiyat fakültelerinde okuyan öğrencilerin temel kazanımları arasında yer almaktadır. Felsefe ve din bilimlerine dahil olan temel disiplinler şunlardır: Din Eğitimi, Din Felsefesi, Din Psikolojisi, Din Sosyolojisi, Dinler Tarihi, Felsefe Tarihi, İslam Felsefesi ve Mantık. Din Eğitimi, her yaştan insana din eğitimi vermenin usul ve tekniklerini; Din Felsefesi, dini bilginin mahiyetini ve özellikle Tanrı meselesi çerçevesinde başta kötülük problemi olmak üzere bir takım felsefi problemleri; Din Psikolojisi, insanların ruhi durumlarıyla dini inanç ve yaşamın ilişkisini; Din Sosyolojisi, dinin sosyal hayata yansıyan boyutunu; Dinler Tarihi, belli başlı dinlerin temel akide ve davranış esaslarını; Felsefe Tarihi, İslam medeniyetinin felsefi birikimini doğulu ve batılı felsefe gelenekleriyle mukayeseli olarak işlemeyi; Mantık ise doğru ve güvenilir bilgiye ulaşma çabası açısından kadim insanlık birikimini ele almayı hedeflemektedir.

İslam Tarihi ve Sanatları: İlahiyat eğitiminin tarih, sanat ve edebiyatla ilgili boyutunu tamamlamaya yönelik olarak fakülte bünyesinde yer alan bu anabilim dalında İslam Tarihi, Türk İslam Sanatları Tarihi, Türk İslam Edebiyatı ve Türk Din Musikisi dersleri okutulmaktadır. İslam Tarihi dersi, başlangıcından itibaren İslam tarihini bir bütün olarak incelemeyi hedeflemekte, ayrıca "İslam Kurumları Tarihi, "İslam Ülkeleri Tarih ve Coğrafyası", "Paleografi", "Siyer ve Kaynakları", "Türk Kültür Tarihi" gibi derslerle ilahiyat öğrencilerinin bu alandaki eksiklikleri giderilmeye çalışılmaktadır. Türk İslam Sanatları Tarihi, mimariden güzel sanatlara kadar özellikle Türk devletlerinin hakimiyet sürdüğü coğrafyadaki gelişmeleri incelemektedir. Bu çerçevede "İslam Sanatları ve Estetiği", "Güzel Sanatlar", "Türk Hat Sanatları Tarihi" ve "Osmanlı Mimarisi" dersleri okutulmaktadır. Türk İslam Edebiyatı ise özellikle İslami dönem Türk edebiyatının temel metinlerine odaklanmakta, edebi metin tenkit ve incelemelerine yer vermektedir. Türk Din Musikisi ise, Osmanlı döneminde zirvesine ulaşmış olan dini musikinin makam ve güfteleri açısından incelenmesini hedeflemekte, Türk Musikisi Korosu aracılığıyla pratik müzik icrasında bulunmaktadır. Öğrencilerin ney, kanun ve makam dersleri alma olanakları da mevcuttur.

Anabilim dallarının zenginliği ve çeşitliliği dikkate alındığında Türkiye'de ilahiyat eğitimi görecek bir öğrenci temel İslam bilimlerinin yanında felsefe, edebiyat, tarih, sosyoloji, psikoloji, sanat tarihi gibi temel branşlara ilişkin de bir alt yapı elde etme imkânı bulacağından bir fakültenin ötesinde adeta bir üniversitede okumuş olacaktır.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

İlahiyat öğrenimi görmek isteyen öğrencilerin Türkçe, Arapça, Farsça veya İngilizce dillerinden bir veya birkaçını bilmeleri kendilerine önemli bir avantaj sağlayacaktır. Yine asgari düzeyde Kur'an-ı Kerim okuma ve ezber bilgisi, itikad ve ibadet düzeyinde temel İslami bilgilere sahip olunması ilahiyat eğitimine yardımcı olacak unsurlar arasında yer almaktadır. Adayların dil öğrenmeye meraklı, belli konulara odaklanarak uzun süre çalışabilme yetisine sahip, sözel ve duygusal zekâlarının gelişmiş olması ilahiyat eğitiminin başarı oranına katkı sağlayacaktır.

İlahiyat fakülteleri içerisinde Arapça hazırlık okutulan bölümlerde lisans derslerinin %30'u Arapça olarak işlenmektedir. Ayrıca %100 İngilizce olarak eğitim veren İlahiyat fakülteleri de mevcuttur. Yine fakültelerde seçmeli olarak Osmanlı Türkçesi, Farsça, Latince, Grekçe ve İbranice dersleri de uzman hocalar eliyle okutulmaktadır. Dolayısıyla mezun olan öğrencilerin son derece donanımlı bir şekilde akademik hayatlarına devam ederek Türkiye'deki yahut dünyanın değişik yerlerindeki İlahiyat fakültelerinde yüksek lisans ve doktora öğrenimi görmeleri mümkündür. Mezunlar, uluslararası geçerliliği olan bir diplomaya hak kazanmış olacaklarından, öğretmen, müftü, vaiz, imam ve Kur'an Kursu hocası olarak çalışma imkânına sahip olacaklardır.

İlahiyat fakültelerinde dünya çapında üne kavuşmuş, uluslararası tecrübe sahibi bir dizi akademisyen görev yapmaktadır. Bunlar arasında, çağdaş İslamcılık düşüncesinin dünyadaki en önemli uzmanlarından Prof. İsmail Kara; çağdaş fıkhi meselelere getirdiği ufuk açıcı çözüm önerileriyle Türkiye'nin en önemli İslam Hukuku uzmanlarından Prof. Faruk Beşer; İslam dünyasının en çok okunan hadis kitaplarından Riyazü's-salihin'i Türkçe'ye tercüme edip şerhini yapan üç kişilik heyetin içinde yer alan hadis alanının otorite ismi Prof. Raşit Küçük; İslam Felsefesinin Türkiye'deki en önemli uzmanlarından birisi olan Prof. İlhan Kutluer; tasavvuf tarihinin otorite ismi Prof. Mustafa Kara yer almaktadır.

Felsefe

felsefeTüm bilimlerin atası olan felsefe insanın içinde yaşadığı dünyaya hayret ve merakla yönelerek ve onu sorgulayarak ortaya çıkmıştır. İlgilendiği nesneye çocukça sorularla yönelen filozof, büyüdükçe kaybettiğimiz merak yetimizi hiç yitirmemiş ve 'Bilgi nedir?', 'İyi bir yaşam nasıl mümkündür?', 'Hayatın anlamı var mı?', 'Varlık nedir?' gibi sorular sorarak özgür ve çıkarsız bir düşünce biçimi geliştirmiştir. Felsefe böyle bir bilgelik arayışı olarak çıkarsız bilginin peşindedir. İşte bu çıkarsız bilgi diğer tüm bilimlerin temelinde yatar ve onların sorgulamalarına yön gösterir. Bu bakımdan tüm bilim ve sanatlara kaynaklık eden felsefe insanın içinde yaşadığı dünyayı anlamlandırıp kendini tanıması ve geliştirmesi için kaçınılmaz bir insani etkinliktir.
 
Felsefe binlerce yıllık tarihsel serüveninde gelişmiş ve ilerlemiştir. Her topluluk, her kültür ve her dil bir şekilde bu binlerce yıllık mirasa katkıda bulunmuştur. Felsefenin sadece Yunan'da ortaya çıkıp Batılı bir düşünüş biçimini yansıttığı görüşü son derece yanlış, tek taraflı ve maalesef Avrupa merkezcidir. Temel bir insani düşünce biçimi olarak dünyanın çok farklı coğrafyalarında tarihin değişik zamanlarında ortaya çıkan değişik felsefeler birbirleriyle sürekli alışveriş halinde olmuş ve günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.

Neden Türkiye'de Felsefe Bölümü?

Türkiye'de felsefe okumanın neden önemli olduğunu düşünürsek, Türkiye'nin bahsedilen engin felsefe kültür ve mirasını tamamıyla tevarüs etmiş bir coğrafyada, farklı düşünme biçimlerinin kesiştiği ve çarpıştığı bir düşünce ikliminde bulunuyor olması ön plana çıkacaktır. Türkiye'nin her yerine dağılmış onlarca Felsefe bölümü bu engin felsefe kültürünü okuyup yorumlayabilmek ve yeni tavırlar geliştirebilmek için gerekli yetenekleri ve sistematik düşünme biçimlerini vermeyi amaçlayan bir eğitim programı içermektedir. Felsefenin mantık, etik, siyaset felsefesi, metafizik, estetik gibi temel alanlarında yerli ve yabancı sayısız felsefe uzmanının hazırladığı bu programlarda açılan derslerle, öğrencilere, bütünlükçü ve sistematik bir felsefe tarihi ve felsefe disiplinleri formasyonu verilmektedir. Onlara, eleştirel ve sorgulayıcı felsefi düşünüş tarzını kazandıran nitelikli ve seviyeli bir eğitim sunulmaktadır.

Felsefe Eğitimi

İçerik olarak son derece zengin ve çeşitli olan bu dersler doğa felsefesinden fenomenolojiye, Sokrates öncesi filozoflardan Alman idealizmine, İslam felsefesinden çağdaş analitik felsefeye kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kuşatarak başlıca dört anabilim dalı altında toplanmıştır:

Felsefe Tarihi Anabilim Dalı, başlangıcından günümüze felsefenin doğumu ve gelişimi, tarihsel sürekliliği ve kopuşları, farklı kültür ve toplulukların felsefe yapma biçimleri ve bunların mukayesesi, önde gelen filozoflar ve öğretilerine ilişkin ders ve seminerleri lisans ve lisansüstü düzeyde içermektedir.

Mantık Anabilim Dalı, düşünmenin biçim ve yöntemini ele alan mantığın hem klasik hem modern şekline, aynı zamanda da gerek teorik gerekse de uygulamalı mantığa dair ders ve seminerleri lisans ve lisansüstü düzeyde içermektedir.

Sistematik Felsefe Anabilim Dalı, bilgi teorisi, bilim felsefesi, ahlak felsefesi, sanat felsefesi, varlık felsefesi, insan felsefesi, kültür felsefesi, toplum felsefesi, değerler, dil felsefesi, tarih felsefesi alanlarında lisans ve lisansüstü düzeyde ders ve seminerler içermektedir.

Türk-İslam Düşüncesi Anabilim Dalı, başta felsefe olmak üzere kelam ve tasavvuf gibi İslam düşünce tarihinin başlıca entelektüel geleneklerinin, klasik dönemlerden Osmanlı'ya uzanan tarihlerini, problemlerini ve çağdaş Türk düşüncesinin meselelerini lisans ve lisansüstü derslerde incelemeyi hedeflemektedir.

Böyle geniş ve zengin bir kadro ve programı ihtiva eden Felsefe bölümleri, Amerika'dan Ortadoğu'ya, Avrupa'dan Orta Asya'ya yurt dışındaki üniversitelerle sürekli alışveriş halinde bulunarak çok kültürlü ve disiplinlerarası kimliğini uluslararası düzeyde de yansıtmaktadır. Gerek Yunanca, Latince, Arapça, Süryanice gibi felsefe tarihi açısından hayati önem taşıyan klasik dilleri gerekse de çağdaş düşünce açısından zorunlu olan İngilizce, Fransızca, Almanca, Modern Yunanca, Farsça gibi dilleri eğitim programında bulunduran Felsefe bölümleri mevcuttur.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Türkiye'de felsefe okumak isteyen adayların eleştirel düşünebilme, yorumlayabilme ve sorgulayabilme gibi kapasiteleri onlara avantaj sağlayacaktır. Bu programlardan mezun olan öğrenciler serbest fikir üretme, eleştiri ve yazı yazma, sorgulama ve kanıtlama gibi temel insani yetileri kazanırlar.

Felsefe mezunları, liselerde felsefe öğretmeni veya lisansüstü felsefe eğitimiyle, akademisyen olma şansına sahiptirler. Ayrıca, reklamcılık, medya sektörü ve benzeri felsefe dışı alanlarda da çalışma imkanı bulabilmektedirler.

Türkiye'de Felsefe bölümleri, güçlü akademik kadroları ve yetkin felsefecileriyle öne çıkmaktadır. Sistematik Felsefe ve Mantık anabilim dalında profesör olan Önay Sözer fenomenoloji ve Hegel felsefesi, yapısalcılık ve yapısalcı sonrası sorunlarla ilgilenmektedir. Doğan Özlem mantık, etik, hukuk ve toplum felsefesi gibi sorunları incelemektedir. Bir diğer önemli isim Ahmet İnam'ın başlıca ilgi alanları ise Nietzsche, ahlak ve değer felsefesi ve çağdaş felsefedir.

Türkiye'deki entellektüel atmosferin belirleyici gücü olan Felsefe bölümleri çıkardıkları çok dilli felsefe dergileri ve birçok yerli ve yabancı konuğun katıldığı konferans, panel ve kolokyumlarla düşünce ve kültür hayatına sürekli katkıda bulunmaktadırlar. Türkiye gibi kendi düşünsel imkânlarını fevkalade kullanan bir ülkede böyle bir entellektüel atmosferin merkezinde yer alabilmek önemli bir ayrıcalıktır.

Arkeoloji

arkelojiArkeoloji, dünya ve medeniyet tarihini, yazılı kaynakların henüz teşekkül etmediği, insanlık serüveninin başlangıcı diyebileceğimiz dönemlere odaklanarak, insanların geride bıraktıkları her türlü maddi bulgular temelinde anlamaya ve ortaya koymaya çalışır. Hiç kuşkusuz, kadim dönemlerin ve toplumların dini, iktisadi, sosyo-kültürel yapısını ve teknolojisini de ortaya koyduğu için son derece önemli ve pek çok bilim dalı ile sıkı ilişkileri olan bir disiplindir. Bu bağlamda Arkeoloji, insanlığın özellikle yazının bulunması öncesinde kat ettiği mesafeleri anlamak ve dolayısıyla günümüzde bulunduğumuz konumu anlamlandırmak açısından da oldukça merkezi bir yerde durmakta ve bize "kendimizi" anlamaya yönelik ciddi ipuçları sunmaktadır.

Temelde tarih ve tarih öncesi insan/toplum faaliyetlerini anlamaya çalışan arkeoloji ve arkeolojik faaliyetler bakımından söz konusu dini, iktisadi, sosyo-kültürel oluşumların gerçekleştiği bölgeler, başka bir ifade ile ilk yerleşim alanları, bu bilim dalının temel çalışma sahalarını ve kaynaklarını teşkil etmektedir.

Neden Türkiye'de Arkeoloji Bölümü

Türkiye, insanlık tarihinin ilk yerleşim yerlerinden olan topraklar içerisinde yer almakta ve bu da Türkiye'de arkeoloji okumayı oldukça cazip bir hale getirmektedir. Zira Türkiye, hem 19. yüzyıldan itibaren oluşmaya başlayan ve 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren üniversitelerin kurumsal çatısı ve disiplini altında gelişen bilimsel birikime hem de insanlık tarihini değiştirme ve ona yön verme potansiyeline sahip geniş kazı alanlarına ev sahipliği yapmaktadır. Öte yandan sahip olduğu bu değerli konum Türkiye'yi yerli ve yabancı arkeologların bir buluşma ve çalışma noktası haline getirmekte ve burada kayda değer akademik ağların oluşmasını sağlamaktadır. Türkiye'de halihazırda 200'ün üzerinde kazı çalışması yürütülmektedir. Bunlar arasında, insanlık tarihinin bilinen en eski mabedi olan Göbekli Tepe, dünyanın en eski deniz fenerine ev sahipliği yapan Patara, Hristiyanlığın en eski şapellerinden birine ev sahipliği yapan Lagina, dünyanın en büyük antik gemi koleksiyonunu ortaya çıkaran Yeni Kapı ve antik Yunan medeniyetinin kurucu unsurlarını barındıran Efes kazıları ön plana çıkmaktadır.

Arkeoloji Eğitimi

Türkiye'de Arkeoloji eğitimi başlıca üç anabilim dalı üzerinden yürütülmektedir: Prehistorya, Protohistorya ve Ön Asya ve Klasik Arkeoloji.

Prehistorya Anabilim dalı, insanlık tarihinin başlangıcından yazının bulunduğu döneme kadar olan kesit üzerine yoğunlaşmaktadır. Burada; avcı-toplayıcı evrenin kültürel, iktisadi ve teknolojik boyutları ve değişim süreçlerini konu edinen dersler ağırlıklı olarak görülmekte ve söz konusu süreçler arkeolojik kalıntılar üzerinden gözlemlenmeye çalışılmaktadır. Protohistorya ve Önasya Anabilim dalı, ilk kültürel kalıntıların ortaya çıktığı dönemlerden yaklaşık olarak M.Ö. 6. yüzyıla kadar olan sürece yoğunlaşmaktadır. Bu bağlamda Paleolitik dönem, Neolitik, Kalkolitik, Tunç ve Demir çağları bu anabilim dalının ilgi alanına girmekte ve dolayısı ile Anadolu, Mezopotamya ve İran coğrafyası ve bu coğrafyada kurulmuş olan Sümer, Urartu, Hitit ve Frig kültürlerini incelenmektedir. Klasik Arkeoloji, M.Ö. 6. yüzyıl ile M.Ö. 3. yüzyıla tekabül eden Antik çağı, başka bir ifade ile Yunan ve Roma uygarlıklarını derinlemesine incelemeyi amaçlar. Bu anabilim dalı; çalışmalarını temelde Batı ve Güney Anadolu ve Yunan anakarası üzerine yoğunlaştırmakta ve bu bölgenin buluntularını yorumlamayı hedeflemektedir.

Arkeoloji bölümünde lisans düzeyinde her üç anabilim dalına ait dersler eşit ağırlıklı olarak ve kronolojik seyir göz önünde bulundurularak verilmektedir. Diğer yandan takviye edici unsurlar olarak doğal çevre değişimleri, nümismatik, müzecilik, mimari, heykelcilik, fotoğrafçılık, çizim teknikleri, ilgili bilgisayar programları, farklı medeniyet havzalarının arkeolojik gelişim süreçleri de öğretilmektedir. Dolayısı ile dört yıllık lisans eğitimi sonunda Prehistorik devirlerden itibaren Bizans dönemi başlangıcına kadar olan zaman dilimi bütüncül bir bakış açısı ile verilmiş olmaktadır. Özellikle Klasik Arkeoloji söz konusu olduğunda gerekliliği bir kat daha artan Hellence ve Latince de Arkeoloji bölümlerinde verilen derslerin başında yer almaktadır. Lisansüstü eğitim ise yukarıda açıklanan anabilim dalları tarafından organize edilmekte ve her bir anabilim dalında yürütülen lisansüstü eğitimin ağırlık merkezi de farklılık arz etmektedir.

Adaylarda Aranacak Şartlar ve İş İmkânları

Arkeoloji bilimi, yazılı kaynaklardan önemli ölçüde yoksun olduğu için eldeki mevcut buluntulara dair ciddi analiz yapma becerisi gerektirmektedir. Analiz gücünün yanı sıra, ciddi bir medeniyet ve kültür tarihi birikimi, özellikle lisansüstü eğitim söz konusu olduğunda mimari, Latince ve artık kullanılmayan arkaik dillerin bilgisi arkeolog adaylarını avantajlı konuma getirecek unsurlar arasında yer almaktadır. Yine İngilizce başta olmak üzere batı dillerini bilmek, lisansüstü araştırmalar açısından gereklilik arz etmektedir. Yüksek lisans öğrencilerini nispeten daha geniş bir disiplin havuzundan kabul eden Arkeoloji bölümleri, doktorada bilimsel yeterlilik ilkesi gereğince Arkeoloji, Mimarlık ve Sanat Tarihi alanlarında yetişen öğrencilere ağırlıklı olarak yer vermektedir.

Arkeoloji bölümü mezunları akademisyen olarak çalışabildikleri gibi yerel yönetimler ve merkezi idare tarafından oluşturulan müdürlük ve enstitüler, arkeolojik buluntulara ev sahipliği yapan dünya genelinde çok sayıda uluslararası müze, sivil toplum kuruluşları ve turizm sektöründe istihdam edilme imkânı bulabilmektedir.

Sanat Tarihi

sanat-tarihiKültür ve medeniyetin en önemli göstergelerinden ve somut çıktılarından birisi olan sanat, başlı başına olduğu kadar; ortaya çıktığı siyasi, sosyal, dini, ekonomik vd. atmosferi yansıtması bakımından da oldukça değerli bir faaliyettir. Ortaya çıktığı çağın ve toplumun değerlerini rafine bir şekilde ifade eden sanat ürünleri doğru bakış açısı, yöntem ve gereçlerle analiz edildiğinde sadece sanata dair değil medeniyete dair de çok şey söyleyecektir. Bu nedenle Sanat Tarihini sadece sanatın değil aynı zamanda medeniyet tarihinin de bir parçası olarak değerlendirmek gerekir.

Neden Türkiye'de Sanat Tarihi Bölümü

Gerek ele aldığı konular gerek konu edindiği nesneler ve yöntem bakımından Arkeoloji ve Mimarlık bölümleri ile yakın ilişkiler içerisinde bulunan Sanat Tarihi çalışmaları açısından Türkiye, diğer alanlarda olduğu gibi zengin imkânlara sahiptir. Bizans ve Selçuklu-Osmanlı-Cumhuriyet dönemlerine ve geleneklerine ev sahipliği yapan Türkiye coğrafyası, hem Batı hem İslam sanatının köklerini barındırması bakımından, sanat tarihi çalışmaları açısından da önemli bir merkez konumundadır. Sanat Tarihi, konu itibari ile, insanlık tarihinden Bizans'ın kuruluşuna kadar olan dönemi inceleyen Arkeolojinin bayrağını devralmakta ve Bizans-Batı, İslam-Osmanlı ve günümüz sanat anlayışlarını, ürünlerini, yaklaşımlarını; resim, mimari, ikonografi, kaligrafi, heykel, el sanatları ile meydana gelen sanat dallarının gelişim süreçlerini ortaya koymaya çalışmaktadır.

Sanat Tarihi Eğitimi

Sanat Tarihi bölümleri, kronolojik seyir ve muhteva itibaryla taşıdıkları özellikler göz önünde bulundurularak üç anabilim dalı şeklinde örgütlenmiştir ve araştırmalarını bu çerçevede yürütmektedir:

Türk İslam Sanatı Anabilim dalında, öncelikli olarak İslam öncesi Asya'da yaşayan Türk topluluklarının kültürel ve siyasi yapılarının, sanatsal faaliyetlerinin, kültürel sembollerinin ve söz konusu döneme dair kazılarda elde edilen buluntuların değerlendirilmesine yer verilmektedir. Ardından İslamiyet sonrası dönemlere geçilerek Selçuklu-Beylikler-Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait maddi bulgular sanat tarihi zaviyesinden ele alınmaktadır. Mimari, geleneksel el sanatları (çini, tezhip, minyatür, hüsn-i hat) ve kültür tarihi bu dönemin öne çıkan başlıkları olmakla beraber, bu başlıkların İslam öncesi devirlerdeki kapsamları da aynı derecede önem verilen hususlar arasındadır.

Bizans Sanatı Anabilim dalı, Bizans kültür ve siyasi yapısı, çevre kültürel organizmalarla ilişkileri, İstanbul ve Anadolu'daki Bizans dönemi mimari eserlerin sanat tarihi açısından anlamları, Bizans heykel, minyatür ve el yazmaları gibi alanlara ağırlık vermeyi gerektirmekte ve bunun yanı sıra söz konusu sanat eserlerinde, Bizans-İslam/Osmanlı etkileşiminin izlerini sürmektedir.

Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat Anabilim dalında, çağdaş sanata yön veren kuvvetli bir unsur olarak Batı sanatının gelişim seyri, temel kavram ve parametreleri, resim, mimari ve heykel gibi alanlardaki yansımaları ele alınmaktadır. Diğer yandan çağdaş sanat kuramları ve bunların modernleşme sürecinde Türk sanatında yol açtığı etkiler de bu anabilim dalının yoğunlaşma alanları arasına girmektedir.

Her ne kadar bu üç anabilim dalı farklı yoğunlaşma alanlarına sahip olsalar da lisans eğitiminde ortak program uygulanmakta ve bir kronoloji çerçevesinde her bir anabilim dalının temel yaklaşımları, kavramları, konuları ele alınmaktadır. Ayrıca programda sanat tarihi çalışmalarını besleyen alanlar olarak kültür tarihi, mitoloji, nümismatik, Osmanlıca, Latince, İngilizce, kazı ve çizim teknikleri gibi derslere de yer verilmektedir. Öte yandan Türkiye'nin sahip olduğu zengin kültürel miras Sanat Tarihi eğitiminin de bir parçası olmakta; özellikle yaz aylarında bu çerçevede çok sayıda inceleme gezileri ve kazıları yapılmaktadır.

Sanat Tarihi bölümü disiplinlerarası bir eğitim amaçladığı için, yüksek lisans programlarına çok geniş bir yelpazede öğrenci kabul etmekte, daha fazla ihtisaslaşmayı amaçlayan doktora eğitimi için ise sanat tarihi, mimarlık, arkeoloji gibi bu alanla ilişkili bir disiplinde yüksek lisans yapmak koşulu aranmaktadır.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Uzmanlaşılacak alana ilişkin ileri derecede kültür tarihi birikimi, Latince, Osmanlıca ve Arapça dillerinden en az birisini yeteri derecede kullanabilmek Sanat Tarihi araştırmalarının seviyesini yükseltmesi açısından önemli unsurlardır.

Sanat tarihi bölümü mezunları kazı projelerinde istihdam edilme imkânı bulabildikleri gibi resmi ve özel müzelerde çalışabilmekte, yeterli düzeyde yabancı dil bilgisi ile turizm rehberliği de yapabilmektedirler.

Coğrafya

cografyaCoğrafya Bölümü, öğrencilerine, kültürel ve doğal olayları, doğal süreçleri, oluşum ve dönüşümleri analiz ederek tanıtmayı amaçlamaktadır. Coğrafyanın bu niteliği onun hem tarih ve ekonomi gibi sosyal hem de jeoloji ve biyoloji gibi fen bilimleriyle yakın irtibatta olmasını sağlamaktadır. Bu kompleks yapısından dolayı Coğrafya bilimi, yalnızca dünyanın tanımını yapan bir bilim olarak sınırlandırılmamalı; biyoloji, kimya, fizik, tarih, sosyoloji, antropoloji ve uluslararası ilişkiler gibi doğal ve beşeri bilimlerin bir araya gelmesiyle oluşan bir bütün olarak düşünülmelidir. Disiplinlerarasılığın yaygınlaştığı günümüz akademyasında Coğrafya bölümünün önemi her geçen gün artmaktadır. Küresel ısınma ile birlikte tabiatın merkezileşen konumu, evrenin şekillenişi, evren ile toplum arasındaki ilişki ve bunun sonuçları üzerine uzmanlaşmış olan Coğrafya mezunlarına olan ihtiyacı kuşkusuz daha da artıracaktır.

Coğrafyacılar, ekonomik coğrafya, çevresel coğrafya, coğrafya eğitimi, coğrafi teknoloji, beşeri ve kültürel coğrafya, fiziki coğrafya, bölgesel coğrafya ve şehir ve bölge planlama gibi farklı alanlarda çalışmalar yürütmektedir.

Neden Türkiye'de Coğrafya?

Türkiye'deki Coğrafya bölümleri yukarıda bahsedilen gelişmeleri takip eden köklü bir geleneğe sahiptir. İstanbul ve Ankara üniversitelerinin Coğrafya bölümleri, her biri kendine özgü geleneği olan ve Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren faaliyet gösteren sayılı coğrafya bölümleri arasındadır. Ayrıca hem özel üniversitelerde hem de muhtelif devlet üniversitelerinde bahsedilen kriterleri sağlayan çok sayıda Coğrafya bölümü mevcuttur. Dahası, dört mevsimin yaşandığı iklimi ve zengin coğrafyasıyla Türkiye, Coğrafya bölümünün hem teorik hem de pratik gerekliliklerini sağlayan bir ülkedir. Bazı üniversitelerde İngilizce eğitim imkanı sunuluyor olması da bir diğer avantajdır.

Coğrafya Eğitimi

Türkiye'de Coğrafya bölümlerinin anabilim dalları aşağıdaki gibidir:

Beşeri Coğrafya, bir toplumun nüfusunu, bunların coğrafyaya dağılımını, yaş, cinsiyet ve faaliyet kollarına göre tasnifini, nüfusun yaşadığı meskenleri, yerleşme biçimlerini ve kullanılan malzemeleri inceler. Türkiye'de birçok üniversitede Beşeri Coğrafya alanında yüksek lisans programı mevcuttur.

Coğrafi Bilgi Sistemleri, bütün dünyaya yayılmış kompleks ekonomik, sosyal, kültürel, çevresel vb. problemlerin çözümüne dair mekana dayalı karar verme süreçlerinde karar mercilerine yardımcı olmak üzere, bütün bir coğrafi alanı içeren hacimli verilerin; toplanması, işlenmesi, depolanması, dönüştürülmesi, mekana göre analizi, sorgulaması ve sunulması fonksiyonlarını icra eden donanım, yazılım, coğrafi data ve yöntem bütününe verilen addır. Coğrafi Bilgi Sistemi, coğrafya, haritacılık ve bilgisayar bilimleri konusunda eğitim veren bir anabilim dalıdır. Bu bölümde de Türkiye'de birçok üniversitede yüksek lisans ve doktora eğitimi mevcuttur.

Fiziki Coğrafya: Mevcut yeryüzü şekilleri ve bu şekillerin tarihsel oluşumu Fiziki Coğrafyanın temel konusunu oluşturur. Dağlar, denizler, ovalar, platolar ve bu yeryüzü şekillerinin tarihsel olarak nasıl oluştuğu bu anabilim dalında incelenmektedir. Fiziki coğrafya alanında Türkiye'de pek çok üniversitede yüksek lisans ve doktora eğitimi mevcuttur.

Türkiye'de Coğrafya bölümlerinde okutulan temel dersler ve kapsamları da şu şekilde sıralanabilir:

Coğrafi Düşüncenin Gelişimi, coğrafya biliminin doğuşu bağlamında coğrafya düşüncesinin nasıl ortaya çıktığını incelemektedir. Coğrafya disiplininin gelişimine katkı sağlamış bilim adamları ve düşünürler ders kapsamında incelenmektedir.

Beşeri ve İktisadi Coğrafya, ülkelerin nüfusunu ve bu nüfusun imkanlarını incelemektedir. Nüfusun eğitimi, çeşitliliği, dağılımı, etnik ve dini kompozisyonu ve bunların ekonomiyle olan ilişkileri bu dersin konusunu oluşturmaktadır.

Kent Tarihi kapsamında, insanlık tarihinin en eski ürünlerinden biri olan kentin gelişimi ve dönüşümü incelenmektedir. Coğrafyanın kentin tarihsel gelişimi üzerindeki etkisi farklı medeniyetlerdeki kent tipleri de dikkate alınarak incelenmektedir.

Coğrafi Bilgi Sistemi Uygulamalarında, yukarıda tanıtılan coğrafi bilgi sistemlerinin öğrenciler tarafından etkili bir şekilde kullanımı amaçlanmaktadır.

Türkiye Nüfusu Dersi kapsamında Türkiye nüfusunun etnik, ekonomik, kültürel vs. yönleri incelenmektedir. Nüfusun tarihsel değişim ve dönüşümleri de dersin kapsamındadır. Türkiye'den dışarıya ve dışarıdan Türkiye'ye gerçekleşen göçler bu bağlamda incelenmektedir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Coğrafya bölümlerinde başarılı olmak için, görsel hafızanın kuvvetli olması, bilgisayar kullanımı ve bilgisayar programlarına yatkınlık avantaj sağlayacak özelliklerdir.

Arazi kullanımı, şehir ve bölge planlama, çevre, turizm, sağlık, su kaynakları, ormancılık, madencilik, tarım, sanayi, ticaret, meteoroloji, askeriye gibi alanlarda coğrafyacılara ihtiyaç duyulmaktadır. Coğrafya bölümü mezunları sayılan bu alanlarda iş imkanına sahiptir. Ayrıca devlet okullarında ve özel okullarda Coğrafya öğretmeni olarak çalışabilirler. Üniversitelerde akademik kariyer yapabilirler. Coğrafi bilgi sistemleri alanında uzman olarak kamu sektöründe ve özel sektörde çalışabilirler.

Türkiye'de Coğrafya alanında önde gelen bilim insanları arasında Üyesi Prof. Süha Göney zikredilebilir.

Dil ve Edebiyat Bölümleri

dilbilimi-resim03Bir dili öğrenmek, sadece o dili konuşan insanlarla anlaşabilme becerisini değil, bir kültürün bütün alanlarına nüfuz edebilme imkanını da beraberinde getirir. Söz konusu beceri ve imkanlar ise, kitle iletişiminin dünya ölçeğinde gerçekleştiği ve günümüz toplumsal hayatında önemli bir yer işgal ettiği, küreselleşme vb. faktörlerle ulus ve devlet olgularının geleneksel kalıplarından sıyrılmaya başladığı bir dönemde hayati derecede önem taşıyabilmektedir. Bu anlamda yabancı dil bilgisi, devletlerin yanısıra boy gösteren, bireylerin de dahil olduğu uluslararası faktör ve aktörlerin, iktisadi ve kültürel transferlerin merkezinde yer almakta ve giderek daha da önemli ve etkili hale gelmektedir.
 
Neden Türkiye'de Dil ve Edebiyat Bölümleri
 
Türkiye tarihi mirası, zengin etnik yapısı ve jeopolitik konumu itibari ile pek çok kültürel havza ile yakın tarihi ve güncel ilişkilere sahip bir ülke durumundadır. Uluslararası arenada önem kazanan konumu, Avrupa Birliği, Afrika ve Asya ülkeleri ile gelişen ilişkileri Türkiye'yi yabancı dil eğitimi açısından avantajlı bir konuma taşımaktadır. Diğer taraftan Türkiye'nin sahip olduğu imparatorluk mirası, Balkan, Kafkas/Rus ve Ortadoğu çalışmaları ve dilleri açısından bu konumu pekiştirmektedir. Zira Türkler, Osmanlı İmparatorluğu'ndan bu yana Macaristan ve Rusya ile komşuluk ilişkileri içerisinde olmuş, Ekber Şah döneminde Pakistan ve Hindistan'ı da kapsayan Hint kıtasını etkileme imkanı bulmuştur. Dolayısı ile Türkiye'de, aşağıda tanıtımı yapılacak olan dillere dair alınacak eğitim, sadece dil eğitiminden ibaret olmayacak; Türkiye'nin, ilgili ülkelerin tarih ve toplumlarını daha iyi anlamaya imkan verecek kaynaklar barındırıyor olması sayesinde verimli bir eğitim sürecine tekabül edecektir.
 
T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, yukarıda zikredilen nedenler çerçevesinde, aşağıda detayları yer alan yabancı dillerin eğitimini desteklemektedir.
 
Hindoloji
 
Hindoloji temel olarak geçmişi ve bugünü ile birlikte Hindistan'ı, başka bir ifade ile Hint kültür ve medeniyetini konu edinen bir bilimdir. Bu anlamda Hindolojinin dil eğitiminden ibaret olmadığının altını çizmek gerekir. Hindoloji; çok köklü, zengin ve karmaşık bir yapıya sahip olan Hint toplumsal ve dini yapısını, edebiyatını, folklorunu, sanatını, mimarisini, mitolojisini inceleme amacı gütmektedir. Bu yönüyle son derece kapsamlı bir yapıya sahip olan Hindoloji sosyoloji, antropoloji, sanat tarihi, dinler tarihi, arkeoloji, edebiyat ve tarih bilimleri ile de çok yakın ilişkiler içerisindedir. Hindoloji lisansüstü eğitimi ise, ağırlık olarak Hint dili, Hint mitolojisi, Hint felsefesi ve Hint edebiyatı konularına yoğunlaşmaktadır.
 
Urdu Dili ve Edebiyatı
 
Urdu dili ve edebiyatı, Pakistan'ın ulusal dili ve Hindistan'ın da resmi dillerinden biri olmasının yanısıra İslam tarihi ve kültürü açısından da önemli bir yere sahip olan Urdu dili ve edebiyatı öğretimini merkeze alan bir eğitim programına sahiptir. Diğer taraftan bölüm, sadece Urdu dilini değil, hepsi edebiyatla ilişkili ve oldukça zengin olan Pakistan ve Hindistan kültürünü, tarihini ve mitolojisini de programında yer verdiği derslerle incelemeyi amaçlamaktadır. Programın temel amaçlarından birisi ise filolog olarak mezun olan öğrencilerini akademik araştırmalara ve yayınlara yönlendirmektir. Urdu Dili ve Edebiyatı lisansüstü eğitiminde daha ziyade Urdu edebiyatını merkeze alan bir eğitim süreci takip edilmektedir.
 
Rus Dili ve Edebiyatı
 
Birleşmiş Milletler'in kabul ettiği beş resmi dilden biri olan Rusça, sadece Rusya'da değil Orta Asya ve Kafkas ülkelerinin hemen tamamında da konuşulan bir dildir. Uluslararası arenadaki bu konumunun yanısıra, Rusça, 19. ve 20. yüzyıl dünyasının edebi, felsefi ve askeri açıdan önemli aktörlerinden birisi olmuştur. Bu bağlamda Rus Dili ve Edebiyatı öğrenimi sadece Rusçayı anlamak değil dünya tarihini anlamak ve anlamlandırmak açısından da kilit bir öneme sahiptir. Öte yandan, Rusya ile pozitif ya da negatif ama her zaman yakın etkileşim içerisinde olan Türkiye gerek coğrafi konumu gerekse tarihi mirası nedeni ile Rus Dili ve Edebiyatı eğitimi için tercihe şayan bir mevkidedir.
 
Rus dilini, edebiyatını ve kültürünü bütüncül bir bakış açısı ile öğretme amacı güden Rus Dili ve Edebiyatı bölümü lisan eğitiminde gramer, dil, kültür, sanat, tarih ve tercüme tekniklerine ağırlık veren bir program izlerken lisansüstü eğitim dinler tarihinden mitolojiye, siyasetten edebiyata ve felsefeye uzanan bir yelpazede spesifik alanlara yoğunlaşmakta ve ihtisaslaşmayı amaçlamaktadır.
 
Hungaroloji
 
Hungaroloji bölümü, Macarcanın yanısıra Macar tarihi, toplumu, kültürü ve edebiyatı, klasik eserleri, Osmanlı/Türk-Macar ilişkileri gibi konuları lisans ve lisansüstü seviyelerde incelemektedir. Macarcadan çeviri teknikleri de diğer bölümlerde olduğu gibi müfredatta yer alan konuların başlıcaları arasındadır. Osmanlı ve Macar ilişkilerinin tarih boyunca dinamik seyreden ilişkileri ve 20. yüzyıl boyunca da geniş ölçekte devam eden etkileşim süreçleri her iki ülke kültürünü yakından etkilemiştir. Bu bağlamda Macaroloji eğitimi açısından Türkiye hem tarihi birikim hem de günümüz ilişkilerinin potansiyel yoğunluğu açısından tercih edilebilir ülkelerin başında gelmektedir.
 
Leh Dili ve Edebiyatı
 
Polonya Dili ve Edebiyatı programı, bir yandan fonetik, gramer gibi derslerle Leh dilinin öğretimine yoğunlaşmakta diğer yandan Ortaçağ'dan günümüze uzanan bir periyotta Leh edebiyatını çeşitli boyutları ile masaya yatırmaktadır. Diğer taraftan Polonya kültür tarihi, Polonya sineması da bölümün ağırlık verdiği diğer konular arasında yer almaktadır. Bölümde ayrıca ilgilenenler için Rusça eğitimi de verilmektedir. Lisansüstü eğitimde temel olarak aynı konular daha derinlikli bir şekilde ele alınmaktadır.
 
Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları
 
Yabancı diller bölümlerinden herhangi birisi için başvurularda aranan öncelikli şart, söz konusu dili, eğitimini sürdürecek derecede biliyor olmaktır. Bununla beraber lisansüstü eğitim açısından ilgili bölümün lisans diplomasına sahip olmak, kurumlar tarafından tercih sebebi olmaktadır. Bunun yanısıra, arkeolojiden felsefeye, edebiyattan sanat tarihine, tarihten sosyolojiye kadar geniş bir yelpazede eğitim veren bu bölümlerde analitik düşünebilme yetisi ve sözkonusu alanlara duyulan ilgi, eğitim sürecini daha verimli kılacak diğer hususların başında gelmektedir.
 
Ana hatları ile tanıtılan bölümlerin mezunları, çok geniş denebilecek bir alanda istihdam imkanına sahiptir. Her şeyden önce söz konusu bölümlerin hemen tamamı akademik kariyer açısından doğru tercihlerdir. Zira her ne kadar bu bölüm mezunları filolog olarak mezun olsalar da müfredat itibari ile sadece dil eğitimi almakla kalmayıp tarih, edebiyat, sosyoloji ve hatta arkeoloji gibi bilim dallarından da beslendikleri için çok geniş bir alanda akademik kariyer yapma imkanına sahiptirler. Akademik camianın yanısıra kamu sektörü ve özel sektörde, dışişleri bakanlıkları ve bağlı birimlerde, kültür bakanlıklarında, uluslararası örgütlerde, turizm, finans, ithalat-ihracat ve yayıncılık sektörlerinde, kısacası tercümenin gerekli olduğu hemen her sektörde çok sayıda pozisyonda istihdam edilme imkanına sahiptirler.