FaLang Language Switcher


Mühendislik ve Teknoloji

Mekatronik Mühendisliği

Mekatronik kavramı ilk kez, Japon bir mühendis tarafından elektrik motorlarının bilgisayarla kontrolünün sağlanması için kullanılmıştır. Temelde "mekanik" ve "elektronik" kelimelerinin uygun bir şekilde birleştirilmesi ile önceleri "elektromekanik" terimi türetilmiş, 1971'de ticari bir marka olarak ortaya çıkan bu kelime zaman içinde bütün dünyada genel kabul gören bir teknik terim halini almıştır. Dünyada artan uygulamalarıyla gelişen mekatronik, ön-lisans, lisans ve lisansüstü programlarıyla da üniversitelerde desteklenmektedir.

Mekatronik Mühendisliği göreceli olarak yeni bir mühendislik dalı olup elektrik, elektronik, makine ve bilgisayar gibi mühendislik dallarının entegrasyonu ile ortaya çıkmıştır. Disiplinlerarası bir dal olmasından dolayı özellikle Türkiye'de ağırlığı KOBİ'lerden oluşan sanayinin tercih ettiği mühendisleri yetiştiren bir bölümdür. Mekatronik bölümünü oluşturan disiplinler ve detayları aşağıdaki gibi verilebilir;

* Mekanik Sistemler (Bilgisayarlı Tasarım, Bilgisayarlı Üretim, Boşluksuz ve Hassas Çalışan Mekanik İletim Sistemleri)
* Kontrol Sistemleri (Kontrol Sistemi Tasarımı, Gerçek Zamanlı Kontrol)
* Bilgisayar Sistemleri (Algoritma Uygulaması-Kodlama, İletişim Protokolü Oluşturma ve Gerçek Zamanlı Programlama)
* Elektrik-Elektronik Sistemler [Eyleyiciler (motorlar vb.) ve Duyucular (sensörler), Analog/Dijital, Dijital/Analog Kartlar, Bilgi Toplama ve Derleme Kartları]

Mekatronik sistemler, mekanik, elektrik ve elektronik bileşenlerden oluşan; ön verileri algılayıcı sensörler, bu verileri yorumlayan ve işleyen mikroişlemcileri ve sonunda bu veriler doğrultusunda gerekli tepkileri veren aktüatörleri olan sistemlerdir. Günümüzde tüketim malı olarak yaygın kullanım gören, günlük hayatımızın bir parçası haline gelmiş fotoğraf, video, fotokopi ve çamaşır makinaları ile CD'ler gibi "akıllı ürün"lerin tümü, sensörleri, bilgisayar kontrol ve aktüatör mekanizmaları ile en basit ve tipik mekatronik sistem örnekleridir. Algılayabilen, akıl yürüten, karar veren ve bu karar yönünde hareket eden otomatik makinalardır. Mekatroniğin en yaygın uygulama alanları aşağıdaki gibidir;

* İmalat Teknolojileri (Bilgisayar kontrollü tezgâhlar, Robotlar vb.)
* Otomotiv Endüstrisi (ABS fren sistemleri, bilgisayar denetimli motor verimlilik ölçüm cihazları, elektrikli ve hibrit elektrikli araçlar)
* Uzay Teknolojisi (Uzay araçlarının denetimi)
* Savunma Sanayi (Roket sistemleri, uçak kontrol sistemi, otonom veya insansız uçaklar)
* Malzeme İşleme (Kimyasal proses kontrolü, metal, plastik ve kompozit malzemeler)
* Görüntüleme ve kayıt endüstrisinde (kamera, fotoğraf makinesi)
* Tıp endüstrisinde (tahlil üniteleri, görüntüleme cihazları vb.)
* Kopyalama makinelerinde (fotokopi, ofset makineleri)
* Tüketici ürünleri (Elektrikli ev aletleri, ofis cihazları, spor aletleri vb.)
* Bankacılıkta (Para çekme makineleri, kredi kart okuma cihazları vb.)

Türkiye'de Mekatronik Mühendisliği eğitimi Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora seviyelerinde verilmektedir. Mekatronik Mühendisliği ile ilgili konular ülkenin bilim ve teknoloji strateji belgelerinde öncelikli desteklenecek alanlar arasında yer almaktadır. Bundan mütevellit Mekatronik ile ilgili bilimsel ve teknolojik projeler öncelikli olarak desteklenmektedir. Bu desteklerden birçok üniversite ve işletme yararlanarak araştırma ve geliştirme projeleri yapmaktadır. Bu projelerde Mekatronik Mühendisleri araştırmacı, bursiyer ve çalışan olarak yer alma fırsatı bulmaktadır.

Çevre Mühendisliği

cevre-muhendisligiYapılan anketlerde, Çevre Mühendisliğinin geleceğin meslekleri arasında ilk sıralarda yer aldığını görebilirsiniz. Çevre Mühendisliği; üretim sürecinde çevresel açıdan zararlı etkileri minimuma indirme, gelecekte zararlı etkilere yol açabilecek yapı ve üretim süreçleri üzerinde karar verme, çevresel risk ve faydayı hesaplama gibi sorunları, en ucuz, en faydalı ve en hızlı şekilde çözmeye gayret eden bir mühendislik dalıdır.

Çevre Mühendisliği hem teorik hem de uygulamaya dönük bir bölümdür. Özellikle 2. sınıftan itibaren laboratuar çalışmaları yapılır. Atık tesislerini gezmek, numune almak için saha çalışmaları yapmak ve yaz döneminde staj yapmak suretiyle iş deneyimi kazanılır. Uygulamaları, projeleri, sosyal faaliyetleriyle sadece derslikte geçmeyen, hem laboratuara hem de sahaya uzanan bir alandır.

Çevre Mühendisliği dünyaya en duyarlı mühendislik bölümüdür. Çevre mühendisi yaptığı projelerle dünyayı daha yaşanılır kılmaya çalışır. Eğer sizin de dünyanın daha yaşanılabilir bir yer olmasına dair bir iyi niyetiniz varsa, Çevre Mühendisliği sizin için en uygun bölüm olacaktır.

Neden Türkiye'de Çevre Mühendisliği Bölümü?

Türkiye çok hızlı bir şekilde gelişen ve sanayileşme süreci halen devam eden bir ülke olarak akademik bir dinamizme sahiptir. Türkiye'de akademik alanda Çevre Mühendisliği konulu uluslararası sempozyumlar, yaratıcı fikirlerin tartışıldığı konferanslar ve proje yarışmaları düzenlenmekte, uluslararası dergiler yayınlanmakta ve sanayi teşvik projeleri hazırlanmaktadır. Tüm bunlar da çevre eğitiminin kalitesini artırmaktadır. Otuz beşten fazla Çevre Mühendisliği bölümünün olması Türkiye'de bu alana ne kadar önem verildiğinin göstergesidir. Ayrıca lisans eğitiminden sonra lisansüstü eğitime hem kendi alanınızda hem de Enerji, Kimya, Endüstri gibi başka alanlarda devam etme imkânınız vardır.

Genç nesillere ve eğitime önem veren, hızla gelişen ve kalkınan, yeni projelere azami destek veren Türkiye'de Çevre Mühendisliği eğitimi alarak, hem mühendislik kariyeri yapma hem de dünyanın geleceğine dair söz söyleyebilecek sorumlu bireyler olma şansını elde edebilirsiniz.

Çevre Mühendisliği Eğitimi

Çevre Mühendisliği disiplinlerarası mühendislik bölümlerinden biridir. Bir çevre mühendisi matematik, diferansiyel denklemler gibi temel bilimlerin yanı sıra mekanik, statik-mukavemet gibi yapı dersleri eğitimi alır. Müfredatta hem ekoloji, mikrobiyoloji, biyolojik prosesler gibi biyoloji ağırlıklı dersler hem de kimyasal prosesler, çevre kimyası, organik kimya gibi kimya ağırlıklı dersler bulunmaktadır. Tüm bunların yanında, ekonomi, hukuk, enerji politikaları, küresel ısınma, nüfus, sürdürülebilir kalkınma gibi sosyal problemlerle de ilişki içinde olurlar. Böylece çevre mühendisi kendini birçok alanda geliştirme olanağına sahiptir.

Genel olarak Çevre Mühendisliği, Şehir ve Bölge Planlama ve Peyzaj Mimarlığı gibi bölümlerle karıştırılır. Çevre Mühendisliği öncelikle bir mühendislik bölümüdür. Uygun atık arıtım yöntemlerinin belirlenmesi, atık suların arıtımı için kimyasal ve biyolojik yöntemlere karar verilmesi, bu yöntemlerin tasarımı, evsel atıkların ve sanayi atıklarının giderilmesi, bununla ilgili olarak su şebekeleri, isale hatları, kanalizasyon ve tesislerin tasarlanması gibi dizayn ve tasarıma dair mühendislik süreçlerini içerir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Çevre Mühendisliğinde okuyacak kişiler, mühendislik işlerinde ihtiyaç duyacakları temel matematik ve fizik bilgisine sahip olmalıdırlar. Bunun yanında küresel sorunlara ve sosyal meselelere karşı duyarlı ve ilgili olmaları beklenir.

Çevre Mühendisliği çok farklı işlerle uğraştığından çevre mühendisi de çok farklı alanlarda iş imkânı bulabilmektedir. Çevre ve tarım alanındaki kamu kurumlarında, belediyelerde, bunlara bağlı atık su arıtma tesisleri, katı atık toplama ve arıtma tesisleri, tehlikeli atık bertaraf tesisleri gibi birimlerde görev yapabilmektedirler. Bunlar teknik kadrolar olduklarından getirilerinin tatmin edici olduğu söylenebilir.

Kamu kurumlarının yanı sıra, kariyer ve maddi imkânlar açısından daha zengin fırsatlar sunan özel sektörde daha çok iş imkânı mevcuttur. Ayrıca birkaç mühendisten müteşekkil danışmanlık şirketi kurularak atık su, kanalizasyon, şebeke projelendirme gibi işler yapılabilir. Her yapı için "çevre etki değerlendirme raporu" gerekmektedir ve çevre mühendisi denetimine ihtiyaç vardır. Çevre teknolojileri alanında yeni tasarımlar ve ürünler geliştirip bu ürünleri uluslararası piyasalara sunabilirler. Ayrıca çevre mühendisleri fabrikalarda çevre görevlisi, kalite sistem mühendisi ve iş güvenliği uzmanı olarak da iş bulabilirler.

Şehir ve Bölge Planlama

sehir-ve-bolge-planlamaŞehirler, medeniyetlerin dinamolarıdır. Şehirli olmak, 'medeni' olmaktır. Bugün, dünya nüfusunun yarıdan fazlası şehirlerde ve metropollerde yaşamaktadır. Şehirleşme oranı artmaya devam ettikçe, şehirlerin, şehir sakinleri için yaşanabilir mekânlar olmasını sağlamak, kaçınılmaz bir vazife olarak ön plana çıkmaktadır.
Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, şehirleşmenin akılcı, estetik ve toplumun tüm kesimlerini gözeterek yürütülmesi ve şehirlerin plansız gelişiminden kaynaklanan sorunların etkin ve doğru çözümünün sağlanması için gerekli bilgi, beceri ve perspektifi öğrencilerine kazandırmayı amaçlamaktadır.

Neden Türkiye'de Şehir ve Bölge Planlama Bölümü?

Türkiye, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlı bir şehirleşme sürecine girmiş ve 2012 yılı sonu itibariyle, ülke nüfusunun %77,3'ü şehirlerde (il ve ilçe merkezlerinde) ikamet eder hale gelmiştir. Bu hızlı şehirleşme süreci, bir taraftan ülkenin gelişmesi için önemli bir potansiyel sunarken, diğer taraftan birçok mekânsal, ekonomik, toplumsal ve politik sorunu da beraberinde getirmiştir.

Bu süreç, son dönemde, şehir ve bölge planlama disiplinine ilgiyi artırmış, şehir plancılarını aranan meslek adamı pozisyonuna yükseltmiştir. Şu an ülke gündemini yoğun bir şekilde meşgul eden kentsel dönüşüm, kentsel yenileme, yayalaştırma, yeni şehir, ulaşım ve köprü projeleri, eğitim, sağlık ve kültür merkezlerinin yer seçimi gibi tartışmalar, şehir ve bölge planlama meslek alanını doğrudan ilgilendiren konulardır.

Şehir ve Bölge Planlama Eğitimi

Türkiye'de Şehir ve Bölge Planlama bölümü, genellikle iki anabilim dalı altında toplanmıştır: Şehircilik ve Bölge Planlama. Şehircilik Anabilim dalı, kentsel ölçekte bir planlama çerçevesi sunarken; Bölge Planlama Anabilim dalı, üst ölçekte, sosyo-ekonomik plan ve politikalara ve bunların fiziksel mekâna yansımalarına odaklanmaktadır.

Kentsel Tasarım programı ise, kentlerin fiziksel form ve mekânsal kalitesinin geliştirilmesine ve dönüşen kent parçalarının yeniden organizasyonuna disiplinler arası (mimarlık, şehir ve bölge planlama, peyzaj mimarlığı) içeriğiyle katkı sunmaktadır.

Şehir ve Bölge Planlama öğrencileri, bazı üniversitelerde, mimarlık, peyzaj mimarlığı, geomatik mühendisliği gibi bölümlerde çift anadal programına (ÇAP) katılmaya hak kazanarak, iki diploma edinme şansına sahip olabilmektedirler. Şehir ve Bölge Planlama bölümü, gayrimenkul geliştirme, konut ve deprem, afet yönetimi, ulaşım planlaması, yerel yönetimler gibi lisansüstü programlarla da yakın ilişki ve işbirliği içerisindedir.

Şehir ve Bölge Planlama bölümü, her ne kadar 'mekân'a odaklanmış olsa da, mekânın içine gömülü sosyal, ekonomik, politik girdileri de hesaba katan disiplinler arası bir karaktere sahiptir. Bu sebeple, Şehir ve Bölge Planlama öğrencileri, ders müfredatının omurgası niteliğindeki 'şehircilik projeleri' yanında, sosyoloji, ekonomi, istatistik, hukuk, coğrafya, jeoloji, çevre ve mimarlık alanlarında da dersler almaktadır.

Her eğitim döneminin ana dersi 'şehircilik projeleri', öğrencilerin mekânı ve toplumu, bizzat yerinde inceleme ve araştırmalarla daha iyi analiz edip kavramalarını ve böylece planlama ve tasarım kabiliyetlerini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Projeler kapsamında, her dönem başında, bir çalışma alanı seçilir. Bu alan, projenin içeriğine göre kırsal karakterdeki bir yerleşim birimi olabileceği gibi büyük bir metropoliten alan veya bir kent parçası da olabilmektedir. Seçilen alana, öğrenci ve öğretim elemanlarının tamamının katılımıyla 4-5 günlük bir teknik gezi yapılır. Bu gezide, alan araştırması ve anketler yapılır; yerleşim yerindeki tüm aktörlerle (belediye, valilik/kaymakamlık, STK'lar vd.) görüşülerek, alanla ilgili veri alınır. İlerleyen bir veya iki dönem boyunca öğrencilere, diğer teorik derslerde edinilen bilgi ve beceriler aracılığı ve proje yürütücülerinin yardımıyla bu yerleşim yerinin daha yaşanabilir olmasını sağlayacak bir plan, politika ve tasarım nosyonu kazandırılır, bunun süreci ve araçları öğretilir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Şehir ve Bölge Planlama bölümü, sayısal puanla öğrenci almaktadır. Eğitim müfredatında ve bazı derslerin içeriklerinde sayısal uygulamalar ve teknikler yer alsa da, bölümde, öğrenciyi zorlayacak düzeyde bir sayısal bilgi ve kabiliyete ihtiyaç duyulmamaktadır. Bu yönüyle, sosyal bilimlere daha yakın durmaktadır. Bununla birlikte, tasarım ve çizim kabiliyeti, estetik görüş, sosyal ve mekânsal algı düzeyinin yüksek oluşu, bu bölüm öğrencilerin başarısını artıran faktörlerdir.

Şehir ve Bölge Planlama bölümü, yeni ve hızlı gelişen bir meslek alanı olması hasebiyle, mezunlarının neredeyse tamamı kolayca iş bulabilmektedir. Bölüm mezunları, şehircilik, çevre, turizm ve kalkınmayla ilgili birçok kamu kurum ve kuruluşunda, belediyelerin imar, planlama, CBS vb. bölümlerinde ve kalkınma ajanslarında şehir plancısı, uzman veya birim başkanı olarak görev alabilirler. Özel planlama, mimarlık ve tasarım bürolarında, gayrimenkul değerleme ve toplu konut şirketlerinde, bankalarda ve sanayi kuruluşlarında da farklı pozisyonlarda iş bulabilirler. Kendi planlama bürolarını kurarak, serbest de çalışabilirler.
Türkiye'de şehircilik meslek alanının önde gelen ismi olarak İlhan Tekeli zikredilebilir.

Şehirle ilgili söyleyecek sözü olanlar, şehir ve bölge planlama bölümünde eğitim görmekten büyük keyif alırlar!

Tekstil Mühendisliği

tekstilGiyinmek eylemi insan için en doğal eylemlerden biridir. Doğal bir gereksinim olarak giyinen insan zamanla bu eylemini farklı zevkleri içine katacak şekilde genişletmiştir. Modayı icat etmiş, teknoloji ile birleştirdiği giysilerini atmosfer dışında uzay yolculuklarında kullanmıştır. Günümüzde birçok yeni teknolojinin gelişmesiyle yeni bir boyut kazanan giyim sektörünün gelişim dinamiklerini belirleyen, tekstil mühendisliğidir. Bu mühendislik tekstil hammaddelerini değişik tekniklerle işleme ve bu alanda yeni teknikler geliştirme konusunda eğitim ve araştırma yapan mühendislik dalıdır.

Tekstiller; giysi, ev tekstilleri, döşemelik kumaşlar gibi günlük yaşantımızın vazgeçilmez parçaları olmalarının dışında, iletişim uyduları ve bilgi işlem sistemlerine yönelik elektronik devre tasarımında yer alacak kadar yüksek teknoloji ürünü de olabilirler. Örneğin uçak kanatlarında kullanılan çok hafif ve dayanıklı lifler, astronotlar tarafından ısı ve radyasyon kalkanı olarak kullanılan giysi ve sistemler, suni organlar, damarlar, kaslar, binalarda kullanılan jeo-tekstiller, yüksek teknoloji ürünü tekstiller arasındadır.

Neden Türkiye'de Tekstil Mühendisliği Bölümü?

Türkiye'nin endüstriyel kalkınmasına, istihdam olanaklarına ve ticaretine önemli katkıda bulunan tekstil sanayii, teknolojik yenilenme, teknik bilgi ve deneyim birikimi sayesinde ülkemizin modern ve gelişmiş bir sanayi kolu haline gelmiştir. Dışa açık bir yapıdadır ve yabancı sanayi ile iç içe çalışmaktadır. Yurtdışına insan ve mamul ürün olarak en çok ihracat yapan sektör, tekstildir. Bu alanda Türkiye'de lisans ya da yüksek lisans yapan yabancı bir öğrencinin, daha sonraki kariyerinde, iki ülke arasındaki ticaret ağı içinde yer alması ve bağ kurucu olarak işlev görmesi çok muhtemeldir.

Mevcut tekstil ürünlerinin, geleceğin teknolojisi olarak görülen nanoteknoloji ile bütünleşeceği tahmin edilmektedir. Yeni lif yapılarından esnek ve hafif kompozit malzemelere, mikro ve nano seviyesinde kaplamalara, nabız atışından kan basıncını ölçebilecek ya da beden sıcaklığından hastalık analizi yapabilecek giyilebilir elektronik aletlere kadar tüm tekstil ürünlerinin işlevselliğini iyileştirecek bir dizi yenilik gündeme gelmeye devam etmektedir. Bu gelişmeleri yakından takip eden Türk üniversitelerinde gerçekleştirilen bilimsel çalışma ve araştırma projeleri hem Tübitak hem de özel sektör tarafından desteklenmektedir. Tekstil Mühendisliği eğitiminde, tekstil sanayiinin gereksinimleri çok hızlı bir şekilde dikkate alınarak eğitim programları yenilenmekte ve sanayicinin beklentilerine uygun temel bilgi içerikleri kolayca güncellenmektedir.

Tekstil Mühendisliği Eğitimi

Bölümün lisans eğitim süresi 4 yıldır. Eğitim süresince matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler dersleri; statik, malzeme, mukavemet, dinamik, elektrik makineleri, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, otomatik kontrol gibi mühendislik dersleri yanında dokumacılık esasları, tekstil kimyası, kalite kontrol, dokuma hazırlık, pamuk iplikçiliği, yün iplikçiliği, desencilik gibi meslek dersleri okutulmaktadır. Öğrenciler dersleri kuramsal ve uygulamalı olarak izlemekte, yaz aylarında staj yapmaktadırlar.

Yüksek lisans eğitiminde ise, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise, örneğin Makine Mühendisliğinden gelen bir aday Endüstri ya da Tekstil Mühendisliğine başvurursa, kabul alması halinde bu öğrencinin bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alması gerekir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de eğitim vermekte olan tüm mühendislik bölümlerine girişte gerekli eğitim alt yapısını, matematik ve fen bilimlerindeki düzey belirlemektedir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir.

Tekstil mühendisleri, doğal, suni ve sentetik liflerin tanımlanması ve ayırt edilmesi; tekstil ürünlerinden beklenen konfor ve performans özelliklerine uygun hammaddelerin seçilmesi; üretim verimliliği ve ürün kalitesini etkileyen koşulların yönetilmesi ve problemlerin çözülmesi; süreç ve teknoloji tasarımı ve mühendislik temelli yaklaşımların, lif, iplik, kumaş, hazır giyim tekstil ürünlerinin çok yönlü tasarımı, üretimi ve kontrolüne uygulanması alanlarında çalışırlar. Tekstil mühendisleri gerek fabrikalarda gerekse ticari hizmet veren kurumlarda planlamadan üretime, satış pazarlama, araştırma geliştirmeden satın almaya kadar her birimde görev alabilirler.

Otomotiv Mühendisliği

otomotivİlk arabaların M.Ö. 3000'lerde tekerlek ve kızağın bulunmasından sonra ortaya çıktığı ve ilk çağ kavimlerinin arkası açık iki tekerlekli savaş arabaları kullandıkları, arkeolojik kalıntılarda açıkça görülmektedir. Günümüzde kullanılan otomobil ise, yaklaşık yüzyıl boyunca dünyanın dört bir yanında gerçekleşen buluşların bir araya gelmesiyle ortaya çıkmıştır.

Karayolu trafiğinde her türlü yük ve yolcu taşımak üzere yapılmış motorlu araçlar kadar tarım, inşaat ve savunma sanayiinde kullanılan araçların da tasarımı ve üretimi, yan sanayide üretilen parçaların birleştirilmesi, otomasyon, kalite kontrolü, çevrenin korunması ve güvenlik gibi konular Otomotiv mühendisinin ilgi alanıdır.
Dünyada, uzay ve havacılık sanayiinden sonra, teknolojinin en yüksek seviyede ve çok-disiplinli olarak kullanıldığı alan otomotiv sektörüdür. Son yıllarda otomotiv sektöründeki yoğun rekabetten ve bünyesinde çok fazla teknolojiyi barındırmasından dolayı sektördeki araştırma-geliştirme harcamaları giderek artmaktadır. Özellikle üretim teknolojileri, alternatif malzemeler, yeni motor teknolojileri, çevre kirliliği, güvenlik, alternatif yakıtlar, elektrikli ve hibrid araç tasarımı, yakıt hücresi gibi konular çok önem kazanmaktadır. Araçlarda kullanılan teknolojilerde elektroniğin payının giderek artması sonucu, yazılım ve bilişim konularının da otomotiv sektöründe giderek önem kazandığı görülmektedir.

Neden Türkiye'de Otomotiv Mühendisliği Bölümü?

Otomotiv sektörü birçok sektörü etkileyen; iş hacmi, istihdam ve ekonomiye katkı açısından katma değeri çok yüksek olan güçlü bir sektördür. Hızlı bir gelişim içerisinde olan Otomotiv Endüstrisi, gelinen süreçte toplam Türkiye ihracatının beşte birini gerçekleştirmektedir. Bu gelişmeyi sürdürmek, öngörülen hedeflere ulaşabilmek ve uluslararası alanda rekabet edebilmek için teknolojiye dayalı sürdürülebilir rekabet üstünlüğü kazanmak gerekmektedir. Rekabet üstünlüğünün devam edebilmesi kurumsal desteğin devamının sağlanmasına bağlıdır. Otomotiv sektörüne kurumsal desteklerin en başında üniversitler gelmektedir. Sektörün geliştiği sanayi bölgelerinde kurulan üniversitelerin firmalar ile araştırma temelli ilişkileri önemli kazançların ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

Türkiye'nin stratejik hedefleri çerçevesinde otomotiv alanında elektrikli araçlar, araç tasarım ve dinamiği, tahrik sistemleri ile yakıtlar konularında araştırma ve ürün geliştirmeye yönelik projelerin desteklenmesi tüm ülkeyi ilgilendiren hedeflerdendir. Kısa dönemde hibrit motorlu, uzun dönemde ise yakıt pilli araçların otomotiv piyasasına ciddi bir şekilde girmesi öngörülmektedir. Türkiye'nin en büyük araştırma kurumu olan TÜBİTAK tarafından bu sene başında elektrikli araçlar konusunda büyük bütçeli bir proje genel duyuruya açılmıştır. Bu ve benzeri projelerin önümüzdeki on yıllar içinde de sürmesi kuvvetle beklenmektedir. Yeni araştırma konularının yüksek bütçeli projeler ile desteklenmesi bu alandaki araştırmacılara önemli ayrıcalıklar sunacaktır. Bu projelerde yer alacak yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin kendi gelecekleri için önemli bir yatırım yaptıkları rahatlıkla söylenebilir.

Otomotiv Mühendisliği Eğitimi

Motorlu araç teknolojilerinin çok hızlı değişmesi ve gittikçe karmaşıklaşması bu alanda daha iyi eğitim görmüş yetenekli insanların çalıştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Otomotiv mühendisliği programlarında genel olarak aşağıdaki alanlarda dersler okutulmaktadır: Şasi tasarımı; süspansiyon, tekerlek, direksiyon, fren, iskelet, gövde tasarımı, araç dinamiği ve kontrolü, gürültü ve titreşim konularını kapsar. Araç tahrik sistemleri ve aktarım organları; içten yanmalı motorlar, alternatif tahrik sistemleri öne önemli örnekleri yakıt hücreleridir. Ayrıca şanzıman ve aktarma organları sistemleri ve tasarımı ile tahrik sistemi kontrolü konularını kapsar. Araç elektroniği; en önemli ilgi alanı insansız araçlar, akıllı otoyollar, araç sensörleri, akıllı araçlar konularını kapsar. Son olarak sürücü güvenlik; araç güvenliği, sürüş rahatlığı ve ergonomi, çarpışma testleri ve modelleri konularını kapsar. Bu genel alanlar üzerinden otomotiv mühendislerine verilecek dersler programlanmaktadır.
Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de eğitim vermekte olan tüm mühendislik bölümlerine girişte gerekli eğitim alt yapısını matematik ve fen bilimlerindeki düzey belirlemektedir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir. Bu özellikler ayrıca mühendislik bölümlerinde eğitim süresince öğretilen matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler ve statik, malzeme, mukavemet, dinamik, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, otomatik kontrol gibi mühendislik derslerinde kolaylık sağlar.

Yüksek lisans eğitiminde ise, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise, örneğin Makine Mühendisliğinden gelen bir adayın Endüstri ya da Gıda Mühendisliğine başvurması halinde bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alınması gerekir.

Otomotiv sektörü ve otomotiv sektörünün diğer sanayilerle yakın ilişkisi çok geniş istihdam olanakları yaratmaktadır. Ülkemizde 2010 yılı verilerine göre otomotiv sanayiinde taşıt aracı üreten 15 firmanın yanında çoğunluğu kobilerden oluşan çok sayıda aksam ve parça üreten firma vardır.

Otomotiv mühendisleri ürün tasarımı, otomasyon ve kontrol, üretim lojistiği, araştırma ve geliştirme, sistem entegrasyonu ve satış ve pazarlama alanlarında çalışırlar. Programdan mezun olan mühendisler, otomotiv fabrikalarında, otomobil firmalarının araştırma/geliştirme, tasarım ve satış-pazarlama bölümlerinde iş bulabilirler. Otomotiv mühendisleri binek ve ticari araç, çekici, otobüs, motosiklet üreten firmalarda çalışabileceği gibi motor, dişli kutusu, fren, şasi parçaları gibi yan sanayi ürünleri üreten yerlerde de çalışabilirler.

Nanoteknoloji

nanoteknolojiNanoteknoloji 21. yüzyılın endüstriyel devriminin temel teknolojisidir. Nanoteknolojiyi kontrol edebilenler endüstriyi de kontrol edeceklerdir. Michiharu Nakamura
Gözlemlediğimiz nesnelerin bölünmesiyle elde ettiğimiz yapıyı ne kadar ufak kılabiliriz sorusu, bu alanda çalışan bilim adamlarının temel sorularından biri olmuştur. Bölünmez olanın aranması uzun yıllar önce başlayan bir yolculuktur. Bugün günlük hayatımızda sık sık kullandığımız atom kelimesi, bölünebilen anlamındaki "tomos" kelimesinine "a" olumsuzluk ön ekinin eklenmesiyle türetilmiştir. 19. yüzyılın başında maddenin en küçük birimi olarak tanımlanan atomun keşfi bilim dünyasının en gerçekçi devrimi kabul edilmiştir. Geçen her on yılda, bu keşfin bünyesinde barındırdığı daha önemli araştırma imkanları gün yüzüne çıkmaktadır. 70'li yıllarda Feymann'ın ünlü konuşması ile altını çizdiği atomaltı dünyanın çekiciliği, bilim adamlarına yeni bir dünyanın kapısını açmıştır: Nanoteknoloji.

Birçok uzman, nanoteknolojinin yeni bir sanayi ve bilgi devrimi olarak 21. yüzyıla damgasını vuracağına inanıyor. Yakın bir gelecekte bir ülkenin nanoteknolojideki seviyesi o ülkenin ekonomik gücünün göstergesi olacak. Nanoteknolojinin öncelikle malzeme ve biyoteknoloji alanında ağırlığını hissettireceği beklenmektedir. Bu teknoloji önümüzdeki yıllarda daha yaygın bir biçimde kullanıldığında, tümüyle daha temiz, daha dayanıklı, daha hafif ve daha hassas ürünlerin üretilmesi mümkün olacaktır.

Neden Türkiye'de Nanoteknoloji Bölümü?

Nanoteknolojinin içinde bulunduğumuz yüzyılın ortalarına gelinmeden hayatımızı büyük ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Türkiye, şimdiden nanoteknolojiyi üretir hale gelebilmek için gerekli adımları atmaya başlamıştır. Tübitak'ın 2023 Vizyon Programı'nda nanoteknoloji yer almış ve yol haritası oluşturulmuştur. Bu programda sağlık alanının yanında birçok araştırma alanında nanoteknolojilerin geliştirilmesi, ana hedeflerden biri olarak belirlenmiştir.

Türkiye'de nanoteknoloji alanında en önemli gelişme Bilkent Üniversitesi'nde Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi'nin (UNAM) kurulmasıdır. Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde ise METU-CENTER projesine başlanmıştır. METU-CENTER; nano teknoloji ve nanobilim, çok fonksiyonlu malzemeler, yeni aygıtlar ve üretim yöntemleri ve biyoloji-biyoteknoloji alanında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Merkezi Laboratuvar'daki insan, bilgi ve cihaz altyapısını geliştirmeye ve güçlendirmeye yönelik Avrupa Birliği Yedinci Çerçeve SSA kapsamında, 3 yıl süreli bir projedir. Ayrıca Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, TÜBİTAK MAM gibi merkezler de nanoteknoloji araştırmaları yapılan yerlerdir.

Nanoteknoloji Eğitimi

Türkiye'de nanoteknoloji eğitimi lisansüstü düzeyde verilmektedir. Üniversitelerin yüksek lisans ve doktora programlarında, nanoteknoloji alanında açılan program sayısı her geçen gün artmaktadır. Yüksek lisans ve doktora programlarında verilen eğitim şu alanları kapsamaktadır: Nanometre ölçekli yapıların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin anlaşılması ve analizi; nanoteknolojinin birçok farklı alandaki uygulamalarına teorik altyapı kazandırılması; daha dayanıklı, daha hafif, daha iyi elektriksel ve ısıl iletime sahip malzemelerin üretilmesi; istenilen makro düzeydeki araçta malzeme kullanımının azaltılması; enerji kullanımını en aza indirecek tasarımların yapılması, tekli ve çok katmanlı fonksiyonel algılayıcıların haberleşme, sağlık, savunma, çevre, enerji, vb. geniş uygulama alanları için üretiminde gerekli teorik ve matematiksel alt yapının sağlanması.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Nanoteknoloji birçok bilim dalını kapsamasına karşın tıp alanında oldukça çarpıcı gelişmelere imkan verecektir. Malzeme bilimindeki araştırmalar sonucunda çelikten çok daha sağlam, fakat çok daha hafif ve esnek, nano ölçülerde karbon nanotüpler yapılmıştır. Nanotüplerin en ileri çalışma alanlarından biri olan grafen, 2013 yılında Avrupa Birliği tarafından araştırma konuları içinde "amiral gemisi" projelerden biri olarak belirlenmiştir. Bu projenin içinde Türkiye'den Sabancı Üniversitesi yer alacaktır. Üretim maliyeti günlük hayatta kullanılmasına şimdilik imkan vermeyen karbon nanotüplerin gittikçe ucuzlaması grafen maddesinin seri üretimine bağlıdır.

Yukarıda verilen çalışma alanlarından da anlaşılacağı gibi bu konuda çalışacak öğrencilerin başvurabilecekleri programlar yüksek lisans ve doktoradır. Bu nedenle mezun oldukları lisans bölümüne bağlı olarak bilimsel hazırlık okumaları zorunlu olacaktır. Türkiye'nin mühendislik eğitiminde mikro/nano düzeydeki sistemlere önem vermesi sayesinde bu yüksek lisans ve doktora programlarına tüm mühendisliklerden başvuru yapılabilmektedir. Başvurunun kabulü, ağırlıklı olarak not ortalamasının yüksekliğine bağlıdır. Ancak lisans eğitimi sırasında yayınlanmış bir bildiri ya da makale, programa girişte önemli bir avantaj sağlayabilir.

Sektörel gelişme henüz yeni sağlanmaya başladığından iş olanağı şimdilik akademik kariyer olarak karşımıza çıkmaktadır.

Metalurji ve Malzeme Mühendisliği

Metalurjiİnsanlık, var olduğu sürece çevresi ile etkileşimde buluna gelmiş, yaşadığı çağın şartları uyarınca çevresinde bulunan çeşitli malzemeleri kendi ihtiyaçlarına göre kullanmaya çalışmıştır. Yüzyıllar içinde insanlık, milattan önce üretilen aletlerden günümüzde üretilen mikroçiplere kadar her türlü ihtiyacını karşılayacak araçları üretmeye devam etmiştir. Günümüzde sürdürülen mühendislik çalışmaları sürekli olarak yeni malzemelerin geliştirilmesi üzerinedir. Bu çalışmalar yapay insan dokularından elektronik malzemelere kadar çok geniş bir alanda sürdürülmektedir.

Malzeme bilimi, malzemelerin özelliklerini, atomik düzeydeki yapılarını ve davranışlarını inceleyen, yeni malzeme türlerini araştıran ve bu malzemelerin çeşitli sanayi dallarında kullanımlarını sağlayan bilim dalıdır. Gelecek yirmi yılda üzerinde en çok araştırma yapılacak alan, mikro/nano üretim teknikleri kullanılarak üretilen malzemeler olacaktır.

Metalurji ve Malzeme Mühendisliği günümüzde kimya, makine, inşaat, uzay-uçak, elektrik-elektronik, çevre ve tıp alanlarına yayılmış çok disiplinli bir bilim ve teknoloji dalıdır. Verimlilik, enerji ve hammadde üçlüsü ile uyum içinde olan üretim süreçlerinin sektöre kazandırılmasında önemli rol oynamaktadır. Son yıllarda Metalurji ve Malzeme Mühendisliğindeki gelişmeler, genel olarak metalurjik üretim süreçlerinin optimizasyonu, sayısal simülasyon ve modelleme üzerine yoğunlaşırken, çevresel metalurji uygulamalarında çevre kirliliğine yol açmayacak nitelikte atık üretmek gibi konular önde gelmektedir.

Neden Türkiye'de Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü?

Türkiye'de üretime yönelik girişimlerin hız kazanmasına bağlı olarak birçok endüstri dalı yeniden yapılanma ve araştırma geliştirme faaliyetleri yürütme sürecine girmiştir. Bu süreç, sanayi ile üniversite arasındaki etkileşimi önemli ölçüde artırmıştır zira bu araştırma konularına eğilecek ilk kurumsal yapı üniversitelerdir. Türkiye'deki Malzeme Mühendisliği bölümleri kendi bünyelerinde bulunan laboratuar olanakları ve hesaplamalı bilimlerdeki tecrübeleri ile bu projeleri başarıya ulaştıracak kurumlardır.

Önde gelen Türk üniversitelerinin araştırma olanaklarına yakından bakıldığında bu önemli gelişme açık şekilde görülmektedir. Araştırma için gerekli olan altyapı ihtiyaçlarının çok ötesinde, ileri araştırmaların yapılmasına imkan veren araçlar üniversite laboratuarlarında kullanılmaktadır. Aynı zamanda uluslararası ölçekteki bilimsel yayınlar da araştırmaların niteliğine dair önemli bir göstergedir.

Havacılık başta olmak üzere, savunma, enerji, haberleşme ve otomotiv sanayii gibi birçok gelişen sektörün giderek artan ihtiyaçları üstün performanslı yeni malzemelerin geliştirilmesini zorunlu hale getirmiştir. Bunun sonucunda polimerler, seramikler ve kompozitler, metalik malzemelerin yanında yerini almış ve mühendislik malzemelerini büyük ölçüde zenginleştirmiştir. Yeni malzemelerin üretilmesi ihtiyacı, araştırma geliştirme sürecinde edinilen bilgi birikiminin yüksek niteliğini üniversitelerin ayrılmaz bir parçası haline getirmiştir.

Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Eğitimi

Metalurji ve Malzeme Mühendisliği temel olarak 4 ana grup malzemeyi inceler: Metaller, metal malzemelerin dayanamayacağı yükseklikteki sıcaklıklarda kullanılan seramikler, birçok günlük kullanıma sahip eşyaların üretildiği polimerler ve bu üç türün birlikte oluşturduğu kompozitler. Bu mühendislik, bu malzeme türlerinin, çeşitli türlerde mikroskoplar ile görülebilen içyapılarını; özel olarak tasarlanmış cihazlarla ölçülebilen mekanik, optik, elektronik, manyetik özelliklerini; çeşitli bilgisayar yazılımları ile belirli koşulları oluşturarak analizini, üretim simülasyonlarını; çeşitli analitik cihazlar kullanarak kimyasal ve fiziksel içeriklerini; deneysel ve gerçek hayatta kullanım için üretim senaryolarını inceler ve bu aşamaların ihtiyaç hissedilen sektörde uygulanmasını sağlar.

Bu mühendislik programında, mikroyapı-dayanım ilişkisi ve kullanım esnasında malzeme davranışını etkileyen faktörler üzerinde özellikle durulmaktadır. Tasarım çoğu zaman malzemelerin özellikleri tarafından sınırlandırıldığı için, malzemeler tüm mühendislik dallarında önem taşımaktadır. Malzeme alanındaki gelişmeler yeni tasarım kriterlerini beraberinde getirmekte ve yeni ürünlerin ortaya çıkmasına olanak sağlamaktadır. Bundan dolayı mühendislik fakültelerindeki programların çoğunda Malzeme Bilimi ve Mühendisliği ile ilgili en az bir ders bulunmaktadır.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de eğitim vermekte olan tüm mühendislik bölümlerine girişte gerekli eğitim alt yapısını, matematik ve fen bilimlerindeki düzey belirlemektedir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir. Ayrıca bu özellikler mühendislik bölümlerine özgü diğer derslerde de kolaylık sağlar.

Yüksek lisans eğitiminde, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise, örneğin Makine Mühendisliği mezunu bir öğrenci Malzeme ya da Gıda Mühendisliğine başvurursa, kabul alması halinde bu öğrencinin bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alması gerekir.

Bu programı bitirenler "Metalurji ve Malzeme Mühendisi" unvanını alırlar. Bölüm mezunları, demir çelik ve demirdışı metallerin (alüminyum, bakır vb.) üretimlerinin yapıldığı tesislerin yanı sıra metal döküm endüstrisi, otomotiv sanayii, geleneksel ve ileri teknoloji seramik üretim tesisleri, ısıl işlem firmaları, malzeme araştırma ve geliştirme amaçlı merkezler, savunma sanayii, kalite denetim ve gözetim firmaları ve biyomedikal uygulamalar gibi birçok farklı dalda ve endüstride çalışmaktadırlar.

Makine Mühendisliği

makinaTarih boyunca insanların eylemlerini takip etmekte bizlere en çok yardımcı olan unsur, geçmiş toplumların üretip geride bıraktıkları aletlerdir. Bu alet yapma faaliyetinin zaman içinde çeşitli sorunlar ile karşılaşması ve bu sorunlara çözüm üretecek şekilde kendini geliştirmesi daha güçlü, daha hızlı ve daha dayanıklı aletlerin üretilmesini sağlamıştır. Bu yeni, insanın biyolojik sınırlarının dışındaki işleri yapmaya yarayan aletler zamanla makine adını almıştır. 1870'li yıllardan sonra dünya üzerindeki üniversitelerde yeni bir eğitim alanı olarak tanımlanan Makine Mühendisliği, o günden beri, tüm mühendislik alanlarının mutlaka etkileşim içinde olduğu veya ortak paydada buluştuğu en geniş ilgi alanına sahip mühendislik dalı olmuştur.
 
Makine Mühendisliği, temel fizik prensiplerini kullanarak, mekanik sistemlerin tasarım, analiz, imalat ve bakımı ile ilgili çalışmalar yapan ve matematiksel modeller ile problemlere analitik çözümler sunabilen mühendislik disiplinidir.
Neden Türkiye'de Makine Mühendisliği Bölümü?

Türkiye'de Makine Mühendisliği tüm dünyada olduğu gibi ilk kurulan mühendislik bölümlerinden biridir. Kurulduğu dönemden bugüne kadar mühendislik adına yapılan ülke çapında geçerli tüm büyük projelerde, bu alanda yetişen mühendisler yer almışlardır. Geleceğin tasarlanması sürecindeki vazgeçilemez konumlarını korumaya devam etmektedirler.

Türkiye'de Makine Mühendisliği alanında en önemli araştırma konuları ileri malzeme teknolojileri ve mikro/nano boyutlardaki mekanik sistemlerin geliştirilmesidir. Ayrıca insan-makine etkileşimi alanında robotik çalışmaları, Türkiye'de yer alan araştırma kurumları tarafından desteklenmektedir. Uzaktan kontrol edilebilen araçlar, mikro boyutta görüntü alabilen ve tutma/taşıma kabiliyeti olan robot tasarımları öncelikli araştırma alanları olarak belirlenmiştir.

Ayrıca üretim verimliliğini arttırmaya yönelik, titreşim ve gürültü değerlerinin azaltıldığı, hızlı ve dayanımı yüksek makinelerin üretilmesi, Türkiye'de bulunan ağır sanayi kuruluşları tarafından büyük bütçeli projeler ile desteklenmektedir.

Makine Mühendisliği Eğitimi

Dört yıllık Makine Mühendisliği lisans programı mezunu bir mühendis, mekanik ve ısıl süreç, bileşen ve sistemleri tasarlayabilecek; mühendislik tasarım ve analizlerinde bilgisayar yazılımlarını kullanabilecek ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinde bulunan kuruluşlara olumlu katkılarda bulunabilecek nitelikte olacaktır.

Tüm mühendisliklerde olduğu gibi ilk yıllarda matematik, fizik, kimya, gibi temel fen dersleri ağırlıklı olarak verilir. Daha sonra termodinamik, statik, dinamik, mukavemet, akışkanlar mekaniği, elektrik, elektronik, makine elemanları, sayısal yöntemler, yapı-malzeme, ısı transferi gibi mühendislik dersleri okutulmaktadır.

Makine Mühendisliği makinelerin, sistemlerin ve mekanik süreçlerin tasarımlarının yapıldığı yaratıcılık içeren bir meslektir. Makine Mühendisliğinin temel çalışma alanları şunlardır: Makine Teorisi ve Dinamiği, Katı Cisimler Mekaniği, Akışkanlar Mekaniği-Termodinamik, Tasarım ve İmalat. Ayrıca son yıllarda gelişen mekatronik ve biyomekanik gibi disiplinler arası konular da Makine Mühendisliğinin ilgi alanları içindedir.

Türkiye'de önde gelen Makine Mühendisliği bölümlerindeki başlıca eğitim ve araştırma laboratuarları şu şekildedir: Biyomekanik Laboratuarı, Otomasyon ve Dinamik Sistemler Laboratuarı, Otomotiv ve İçten Yanmalı Motorlar Laboratuarı, Otomatik Kontrol Laboratuarı, Mekatronik Tasarım Laboratuarı, Isı Aktarımı ve Isıl Çevre Laboratuarı, Plastisite ve Metal Şekillendirme Laboratuarı.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de eğitim vermekte olan tüm mühendislik bölümlerine girişte gerekli eğitim alt yapısını matematik ve fen bilimlerindeki düzey belirlemektedir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir. Bu özellikler ayrıca mühendislik bölümlerinde eğitim süresince öğretilen matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler ve statik, malzeme, mukavemet, dinamik, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, otomatik kontrol gibi mühendislik derslerinde de kolaylık sağlar.

Yüksek lisans eğitiminde ise, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise, örneğin Gıda Mühendisliğinden gelen bir aday Endüstri ya da Makine Mühendisliğine başvurursa, kabul alması halinde bu öğrencinin bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alması gerekir.

İş imkanları sektörlere göre değişmekle birlikte makine mühendisleri genel olarak, mühendislik ofislerinde dizayn işlerinden sorumlu mühendis olarak, araştırma geliştirme laboratuarlarında Ar-Ge'den sorumlu mühendis olarak, yine imalat, sanayi, inşaat, enerji ve tekstil sektörlerinde planlamadan kalite kontrol sorumluluğuna kadar çeşitli görevlerde çalışabilirler.

Havacılık Mühendisliği

havacilikİnsanlık tarih boyunca merak duygusunun peşinden gitmekten hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Bu merakın bizleri sürekli yönelttiği en önemli inceleme alanı ise gökyüzü olmuştur. İnsanların uçma isteği tarihin eski dönemlerine kadar gitmektedir. Bu amaca yönelik birçok tasarım ve deneme, bilim tarihi içinde göze çarpmaktadır.

Havacılık mühendisi, havada ve uzayda hareket eden her türlü aracın tasarlanması, projelerinin hazırlanması, üretilmesi, bakım ve onarım teknolojisi ve işletmesi konularında eğitim ve araştırma yapar. Uçak yapımı için gerekli üretim yöntemleri arasından hangisinin niçin daha ekonomik olacağına karar verir. Bu konuda gerekli analitik yaklaşımları kullanarak ön tasarım hesaplarını yapar, deneyler gerçekleştirir ve tasarladığı hava taşıtının performans özelliklerini saptar.

Neden Türkiye'de Havacılık Mühendisliği Bölümü?

Bugün ses hızının üzerinde hareket kabiliyetine sahip uçaklar, atmosfer dışına çıkan ve uzun yıllar görevlerini devam ettirebilen uydular geliştirildi. Hatta uzayın boşluğuna bırakılan ve biz insanların evrende nerede bulunduğunu gösteren uydularımız bile var. Hedefte daha hafif, daha hızlı, çevreye daha az zarar veren ve daha az gürültü salınımına sahip hava araçlarının yapılması var. Bu hedeflerin gerçekleşmesi ise kendi içinde iyi programlanmış ve eğitim kalitesi yüksek kurumlar ile gerçekleşebilir. Türkiye'deki Havacılık Mühendisliği bölümlerinin bu nitelikleri sağladıkları rahatlıkla söylenebilir.

Tübitak ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından üzerinde çalışılan en önemli proje, Türkiye'nin kendi hava aracını üretebilmesidir. Bu eksende gerçekleştirilen önemli ve uzun soluklu ilk araştırma projesi İTÜ'de geliştirilmekte olan helikopter projesidir. Bunun yanında Türkiye'de uçak üretiminde yer alacak tüm araştırma birimleri, üniversiteler ve Türk Hava Yolları ile teknik düzeyde çalışmalar devam etmektedir. Uzay çalışmalarında ise, kısa süre önce yörüngeye gönderilen Göktürk 2 uydusu tamamen Türk mühendislik imkanları ile üretilmiştir. Bu önemli projenin yanında Tübitak Uzay tarafından uzayda elektrik itki ile hareket edecek uydularda kullanılacak motor üretimi çalışmaları devam etmektedir.

Havacılık Mühendisliği Eğitimi

Lisans süresi 4 yıldır. Mezunlarına lisans diploması ve "Uçak Mühendisi/Havacılık Mühendisi/Uzay Mühendisi" unvanı verilir. Türkiye'de Havacılık Mühendisliği dalında eğitim veren iki kurum vardır: İstanbul Teknik Üniversitesi, "Uçak Mühendisliği" ve "Uzay Mühendisliği" adı altında iki ayrı lisans programı yürütmektedir. Ortadoğu Teknik Üniversitesi ise, "Havacılık ve Uzay Mühendisliği" adı altında benzer bir lisans programı yürütmektedir. Her iki üniversitede de yüksek lisans ve doktora eğitimi verilmektedir.

Tüm mühendisliklerde olduğu gibi ilk yıllarda matematik, fizik, kimya, gibi temel fen dersleri ağırlıklı olarak verilir. Daha sonra termodinamik, statik, dinamik, mukavemet, akışkanlar mekaniği, elektrik, elektronik, aerodinamik, gaz dinamiği, yapı-malzeme, itki sistemleri, ısı transferi gibi mühendislik dersleri okutulmaktadır. Yüksek lisans ve doktora programlarında okutulan derslere örnekler de şu şekildedir: Introduction to Aircraft Performance, Propulsion Systems Automatic Control Systems, Aircraft Engine Design, Introduction to Rocket Technology, Introduction to Helicopter Aerodynamics and Helicopter Design, Finite Element Applications in Aerospace Structures, Space Propulsion, Wind Energy and Wind Turbine Technology.

Havacılık Mühendisliğinin araştırma alanlarından bazıları şunlardır: Deneysel aerodinamik ve akışkanlar dinamiği, yanma ve içten yanmalı motorlarda türbülans, insansız hava taşıtları, kompozit malzemeler, yapısal tasarım, kontrol sistemleri, robot kontrolü, uydu tasarımı, helikopter tasarımı ve prototip imalatı.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de eğitim vermekte olan tüm mühendislik bölümlerine girişte gerekli eğitim alt yapısını matematik ve fen bilimlerindeki düzey belirlemektedir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir. Bu özellikler ayrıca mühendislik bölümlerinde eğitim süresince öğretilen matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler ve statik, malzeme, mukavemet, dinamik, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, otomatik kontrol gibi mühendislik derslerinde de kolaylık sağlar.

Yüksek lisans eğitiminde ise, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise, örneğin Makine Mühendisliğinden gelen bir aday Endüstri ya da Havacılık Mühendisliğine başvurursa, kabul alması halinde bu öğrencinin bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alması gerekir.

Havacılık Mühendisliği, yukarıda sayılan alanların yanı sıra kara taşıtları gibi diğer endüstri dallarını ilgilendiren konularda da araştırma-geliştirme ve tasarım etkinliklerine katkıda bulunur. Dolayısıyla Uçak/Uzay mühendislerinin savunma ve uçak endüstrisinden otomotiv endüstrisine kadar uzanan geniş bir alanda iş bulma olanağı vardır. Bu çerçevede Uçak/Uzay mühendislerinin başlıca çalışma alanları olarak şunlar sayılabilir: Ticari havayolu şirketleri, uçak bakım Şirketleri, otomotiv sanayii, üniversiteler (akademik kariyer).

Elektrik-Elektronik Mühendisliği

elektrik1948'de geliştirilen ve elektronik devrelerin can damarı olan transistörler 20. yüzyılın en önemli buluşlarından biri olarak kabul edilmektedir. William Shockley başkanlığında John Bardeen ve Walter Brattain'den oluşan ekip, dünyanın en büyük telefon şirketi olan Bell kuruluşlarının araştırma laboratuarlarında gerçekleştirdikleri, teknolojide yepyeni bir çığır açan bu buluşlarından dolayı 1956 yılında Nobel Ödülü'nü paylaştı. Teknoloji tarihindeki bu dönüm noktası, iletişim, üretim yöntemleri, basın yayın medya ve hatta günlük hayatlarımızı temelinden değiştirdi. Bu değişimi gerçekleştiren mühendislik alanı Elektrik-Elektronik Mühendisliği olarak isimlendirildi.

Neden Türkiye'de Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü?

Türkiye'de elektrik-elektronik sanayii yaklaşık 40-50 yıl önce montaj sanayii olarak başlamış, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlı bir gelişme sürecine girerek 21. yüzyılda bütün sanayi dalları için vazgeçilmez bir sektöre dönüşmüştür. Türkiye'nin elektrik-elektronik sanayii, dünya genelinde ulaştığı 1 trilyon dolarlık pazar hacmiyle 21. yüzyılın en fazla işgücü barındıran sektörü olarak büyük bir gelecek vaat etmektedir. Bu ölçüde gelişmesini sağlayan en önemli etkenlerin başında Türkiye'de eğitim veren belli başlı mühendislik okullarının başarısı gelmektedir.

Elektrik-elektronik sanayinin önemli alt sektörlerinin tamamında Türkiye'nin başlıca hedefi zengin araştırma altyapısı kurmak olup, bunun için gerekli bilgi ve deneyim birikimi önemli ölçüde mevcuttur. Bu sektörde iş hacmi artmaktadır ve araştırma geliştirme yatırımları, özel firmalar ve devlet kuruluşları tarafından büyük bütçeli projeler ile desteklenmektedir. Üniversitelere verilecek bu mali destekler ışığında gerçekleştirilecek ileri teknoloji odaklı projeler birçok yüksek lisans ve doktora öğrencisi için araştırma imkanları sunmaktadır.

Genç ve dinamik Türk elektrik-elektronik sanayiinin ihracat performansı, özellikle son birkaç yılda dünyaya sunulan kaliteli ürünlerle beraber sürekli artış göstermektedir. Türk elektronik sanayiinin vasıflı işçilik, yüksek mühendislik kalitesi ve sağlanan ürün çeşitliliği doğrultusunda dış pazarlarda önemli pazar paylarına ulaşacağı düşünülmektedir. Bu hedeflere ulaşmada Elektrik-Elektronik Mühendisliği eğitimi önemli yer tutmaktadır.

Elektrik Elektronik Mühendisliği Eğitimi

Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümlerinde uygulanan programlarda kuramsal dersler, uygulama, laboratuar ve bilgisayar simülasyonları ile desteklenmiştir. İlk 5 yarıyılda ders saatlerinin % 33'ü uygulama ve laboratuara ayrılmıştır.

Elektrik ve Elektronik Mühendisliği dokuz anabilim dalına ayrılmıştır ve bunlar temel araştırma alanlarıyla örtüşür. Elektromanyetik Dalgalar, Mikrodalga Teknikleri ve Optik, elektromanyetik radyasyonun biyolojik etkileri, uzaktan algılama ve RF-MEMS üzerine odaklanır. Mikroelektronik, mikroelektronik tasarım ve uygulamalarını, Mikro Elektro Mekanik Sistemler (MEMS) aygıtları ve entegre devre üretimini, devre ve sistem tasarımını ve simülasyonunu içerir. Radyo frekans sistemleri, biyomedikal mikrosistemler ve organik elektronik de bu anabilim dalı kapsamındadır. Telekomünikasyon, kablosuz kanal karakterizasyonu, modülasyon sistemleri ve hata düzeltme kodları uzmanlığına sahiptir. Sayısal modülasyon, OFDM, genişbant iletişim, hata düzelten kodlar ve bilgi kuramsal işleme bu kapsamdadır. Elektrik Makineleri ve Elektrik Tesisleri, devre ve denetim sistemlerinin tasarım, analiz ve uygulamalarını geliştirir. Elektrik makineleri tasarımı ve denetimi (analog ve sayısal); elektrik enerjisi üretimi, iletimi, dağıtımı ve kalitesi; güç elektroniği; yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi bu kapsamdadır.
Bu alanlarda yürütülen araştırma projeleri devlet programları, TÜBİTAK, COST gibi ulusal programlar ve Avrupa Birliği Framework Programları gibi uluslararası çeşitli kaynaklar tarafından finanse edilmektedir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Türkiye'de eğitim vermekte olan tüm mühendislik bölümlerine girişte gerekli eğitim alt yapısını matematik ve fen bilimlerindeki düzey belirlemektedir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir. Bu özellikler ayrıca mühendislik bölümlerinde eğitim süresince öğretilen matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler ve statik, malzeme, mukavemet, dinamik, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, otomatik kontrol gibi mühendislik derslerinde kolaylık sağlar.

Yüksek lisans eğitiminde ise, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise, örneğin Makine Mühendisliğinden gelen bir aday Endüstri ya da Elektrik-Elektronik Mühendisliğine başvurursa, kabul alması halinde bu öğrencinin bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alması gerekir.

Bu alanda eğitim almış mühendisler geniş çalışma alanları ile dikkat çekmektedir. İlgili mühendislik firmalarında "arge mühendisi", "proje mühendisi" ve "yazılım mühendisi"; firma ve fabrikaların herhangi bir biriminde ve bankalarda "yönetici"; sahada ekip yönetiminden sorumlu "saha mühendisi"; ilgili iş alanında "tasarım mühendisi"; kurulum, onarım ve bakımdan sorumlu ekibin yönetiminde "bakım mühendisi"; işletmelerde kaynak planlamasından sorumlu "planlama mühendisi"; fabrikalardan hammadde ve malzeme tedarikinden sorumlu "satınalma mühendisi"; üretimi yapılan bir ürün ya da ürünün parçasını, firma ve fabrikalara pazarlamakla sorumlu "satış mühendisi"; yapı denetim firmasında "uygulama ve proje denetçisi", "kontrol elemanı" ve "şantiye şefi" olarak istihdam edilme imkânlarına sahiptirler.

Deprem Mühendisliği

depremBarınma ihtiyacının gerektirdiği yapılaşma, insanların yeryüzünde yayılmasına paralel olarak artmış; yeryüzünün doğal hareketliliği ise her zaman kendisini hissettirmiştir. Deprem Mühendisliği değişik yapıların tehlikeli depremlere dayanma kabiliyetlerini ve yapılarındaki zayıf noktaları inceleyen mühendislik alanıdır. İnşaat ve Jeofizik mühendislikleriyle paralel çalışmalar yürütür. Yapı mühendisliğinin bir alt kolu olarak tanımlanmıştır, ancak süreç içinde yapı mühendisliğinden ayrılmış ve kendi uzmanlık alanını belirginleştirmiştir.

Deprem mühendisliğinin öncelikli tanımı, toplumsal kalkınma hamleleri içinde doğal jeolojik risk olan depremlerin yol açacağı maddi ve manevi kayıpları en aza indirmek üzere plan yapmaktır. Bu alandaki araştırmacılar tüm jeolojik riskleri (deprem, sel, zemin/kaya/kütle hareketleri, yanardağ patlamaları) en aza indirmek doğrultusunda araştırma-geliştirme çalışmalarını yerine getirmekle görevlidirler.

Neden Türkiye'de Deprem Mühendisliği Bölümü?

Bugün başta İstanbul olmak üzere, kent konut stokumuz deprem güvenliğinden büyük ölçüde yoksundur. Deprem riskini azaltmada ve depremle baş edebilmede hazırlıklı ve dirençli bir toplum yaratılması, bu amaca yönelik kurumsal alt yapının oluşturulması ve konuyla ilgili ARGE faaliyetlerinin önceliklerinin belirlenmesi amacıyla ilk kez "Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı (UDSEP 2023)" hazırlanmıştır. Bu planın ana amacı, "depremlerin neden olabilecekleri fiziksel, ekonomik, sosyal, çevresel ve politik zarar ve kayıpları önlemek veya etkilerini azaltmak ve depreme dirençli, güvenli, hazırlıklı ve sürdürülebilir yeni yaşam çevreleri oluşturmaktır." UDSEP 2023 planında altı çizilen temel bilimsel araştırmalar alt başlıklar halinde şu şekilde sıralanabilir: Yerkabuğu deformasyonlarının ulusal ve yerel ağlar ile sürekli ölçümle izlenmesi ve modellenmesi; yer kabuğu yapısı ve jeodinamik evrim; deprem dalgalarının yayılım özelliklerinin araştırılması; fay zonu içerisinde kabuk kırılma süreçlerinin araştırılması; artçı deprem, deprem fırtınaları ve deprem yüzey kırıklarının araştırılması; aktif tektonik ve diri fay araştırmaları ile Türkiye Diri Fay Haritasının güncelleştirilmesi; depremler öncesi, sırası ve sonrasında gözlenen anomalilerin çok disiplinli yaklaşımlarla ve bilimsel sistematikle araştırılması.

Genel hatları çizilen bu plandan sonra birçok güdümlü proje hayata geçirilmeye başlamıştır. Türkiye kendi karasınırları içinde Deprem Mühendisliği alanında yapılacak her türlü projeye, yüksek düzeyde teşvik verme konusunda kararlı görünmektedir. Bu kararlılık lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin kendilerini geliştirmeleri halinde önemli projelerde yer alarak alan tecrübelerini artırabilecekleri anlamına gelmektedir.

Deprem Mühendisliği Eğitimi

Deprem riskinin azaltılması çalışmalarının en önemli bileşenleri, deprem mühendisliği ve afet yönetimidir. Deprem Mühendisliği, mühendislik sismolojisi, yapı mekaniği, altyapı, zemin ve zemin dinamiği gibi konuları içeren disiplinlerarası bir bilim dalıdır. Depreme dayanıklı yapı tasarımı konusu, son yıllarda gerek ülkemizde gerekse dünyada üzerinde yoğun olarak çalışılan bir konudur.

Derslerin geneli açısından bakıldığında yeni çimento esaslı malzemelerin tasarımı; katı malzemelerin mekanik özellikleri, çekme şekil değiştirme kapasitesi ve çatlama mekanizması; güçlendirme malzemelerinin üretiminde kullanılan lifler; lif takviyeli malzemelerin mikromekaniği; güçlendirme malzemelerinin gerilme-şekil değiştirme davranışı ve yapıların onarımında ve güçlendirilmesinde kullanılan özel betonlar derslerin genel içeriğini oluşturmaktadır.

Yapı ve deprem mühendisliği alanında yüksek lisans çalışması yapacak inşaat mühendislerine deprem kuvvetlerini kullanırken veya yapı yerinde deprem riskini göz önüne alırken yeterli bilgilere, bu konularda jeolog ve jeofizikçilerce hazırlana raporları anlayacak terminolojiye sahip olması, deprem haritaları ve ülkede deprem kaynak bölgelerini, deprem yönetmeliklerinin hazırlanmasındaki ana esasları bilmesi, deprem ivme kayıtlarını dinamik yükler olarak kullanabilecek şekilde bu kayıtları değerlendirme konusunda bilgilenmelerini sağlamaktır. Ayrıca, deprem bölgesi olan bölgeler için, yapılarda deprem, genel olarak zamana bağlı yükler, nedeniyle oluşacak iç kuvvetler ile yer değiştirmelerin belirlenmesine yönelik hesap yöntemlerinin verilmesi, betonun fiziksel ve mekanik özeliklerinin yapıda herhangi bir hasar oluşturmadan ölçülmesi ve sonuçların yorumlanmasının ele alınması amaçlanmıştır.

Yüksek lisans eğitiminde, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alınması gerekir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de mühendislik bölümlerine girişte belirleyici kriter, öğrencinin matematik ve fen bilimlerindeki düzeyidir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir. Bu özellikler ayrıca mühendislik bölümlerinde eğitim süresince öğretilen matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler ve statik, malzeme, mukavemet, dinamik, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, sayısal yöntemler gibi mühendislik derslerinde de kolaylık sağlar.

Deprem mühendisinin çalışma alanları şu şekilde sıralanabilir: Betonarme, çelik ve yığma yapıların depreme karşı tasarımı; köprüler de dahil olmak üzere mevcut yapıların deprem güvenliğinin değerlendirilmesi, onarımı ve güçlendirilmesi; yapısal elemanların davranışının deneysel incelenmesi; deprem yükleri altındaki yapıların doğrusal olmayan analizi; deprem hasar tahmin yöntemleri; deprem hareketinin stokastik modellenmesi; zemin yapı etkileşimi; deprem hareketine karşı pasif ve aktif kontrol.

Biyomedikal Mühendisliği

BiyomedikalBiyomedikal Mühendisliği tıp ve biyoloji gibi yaşayan organizmalarla ilgilenen bilimlerle, mühendislik, matematik, fizik gibi fen alanındaki bilimlerin birleşiminden oluşan, disiplinlerarası bir çalışma alanıdır. Son yıllarda, mühendislik ve tıbbi bilimler arasındaki kopukluğu ortadan kaldıran bu disiplinlerarası yaklaşım sayesinde mühendislik ve sağlık bilimleri uzmanlarından oluşan gruplar birlikte araştırma ve geliştirme çalışmaları yürütmektedir. Mühendislik ve tıp bilimlerinin birlikteliği, bilimde ve sağlık sektöründe büyük başarıyla uygulanmaktadır.

"Biyo", kelime anlamı olarak "yaşam" demek olduğundan Biyomühendislik yaşamın girdiği her alanda kendisini hissettirmektedir. Burada "yaşam"dan kastımız canlı varlıktır. Mühendislik araştırma yöntemleri, canlılığın olduğu her araştırma alanına, biyomedikal mühendisliği aracılığıyla uygulanabilir. Tıp alanında genetik, biyoişaretleme, aşı ve ilaç üretimi ve tasarımı; temel tıbbi araştırma alanında kök hücre, gelişim biyolojisi, doku mühendisliği; tarım konusunda tohum üretimi, verimlilik artırımı; enerji konusunda biyoyakıt; gıda konusunda üretim, geliştirme, fonksiyonel gıdalar; çevre konusunda atıkların faydalı bir şekilde geri dönüştürülmesi biyomühendislerin aktif bir şekilde rol alacakları alanlar arasındadır.

Neden Türkiye'de Biyomedikal Mühendisliği Bölümü?

Türkiye, sağlık hizmetlerinin kalitesi açısından dünyadaki önemli ülkeler arasındadır. Günümüzde Avrupa'nın pek çok ülkesinden ülkemize sağlık hizmeti almak amacıyla hastaların gelmesi bunun en önemli göstergelerindendir. Ülkemizin bu alanda cazibe merkezi haline gelmesinde tıp eğitiminin kalitesi belirleyici olmakla birlikte hastanelerimizin ileri teknoloji ürünü tıbbi cihazlarla donatılmış olması da bu minvalde oldukça önemlidir. Ülkemizde biyomedikal cihazların kullanımı yaygınlaşmış, bu da beraberinde servis desteğinin artmasını ve yaygınlaşmasını getirmiştir. Bu durumun doğal sonucu olarak da bu hizmeti verecek bilgili, tecrübeli ve nitelikli eleman ihtiyacı doğmuştur. Bu ihtiyacın giderilmesi için son yıllarda birçok üniversitede (devlet ve özel) Biyomedikal Mühendisliği bölümleri ya da meslek yüksek okulları açılmıştır.

Biyomedikal alanında teknolojik gelişmelerin yakından takip edilmesi ve Türkiye'deki araştırmaların son derece güncel teknikler kullanılarak gerçekleştirilmesi, bu alanda eğitimin de kalitesini artırmaktadır. Özellikle kanser araştırmaları ve beynin işleyişi merkezli araştırmalarda medikal analiz imkanları son derece gelişmiş durumdadır.

Biyomedikal Mühendisliği Eğitimi

Biyomedikal mühendisliği, yeni teknolojiler geliştirerek insan sağlığına katkıda bulunmayı hedefleyen, dinamik ve çok hızlı gelişen bir mühendislik dalıdır. Başlıca çalışma konuları arasında şunlar sıralanabilir: Kalp pilleri, yapay organlar, diyaliz makinesi gibi tıbbi cihazlar tasarlamak ve üretmek; hastaların durumunu ameliyat ve yoğun bakım sırasında izleyecek elektronik sistemleri tasarlamak ve kurmak; ultrason, manyetik rezonans, röntgen, anjiyo vb. tıbbi görüntüleme sistemlerini tasarlamak ve bunların üretiminde belirleyici olmak; dolaşım, sindirim, solunum, sinir vb. fizyolojik sistemlerin sayısal olarak incelenmesi için matematik ve bilgisayar modelleri gerçekleştirmek; çeşitli tedavilerde kullanılacak yeni biyomalzemeler tasarlamak ve malzemelerin kullanılabilirliğini test etmek; mühendislik dalları ile ilgili yeni teknikleri tıbba uygulamak; hastanelerdeki tıbbi cihazlarla ilgili teknik servis, danışmanlık ve diğer sorumlulukları yerine getirmek.

Günümüzde yetişmiş elaman ihtiyacının en yüksek olduğu alanlardan biri Biyomedikal Mühendisliğidir. Lisans eğitimini Elektrik-Elektronik, Makine, Bilgisayar, Kimya ve Malzeme mühendisliklerinde bitiren öğrenciler, yüksek lisans eğitimlerine Biyomedikal Mühendisliği programlarında devam edebilirler. Biyomedikal alanı, ülkemizde lisansüstü eğitimde öncelikli konular arasında bulunmaktadır ve bu nedenle eğitim bursu olanakları oldukça fazladır.
 
Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkânları

Türkiye'de eğitim vermekte olan tüm mühendislik bölümlerine girişte gerekli eğitim alt yapısını, matematik ve fen bilimlerindeki düzey belirlemektedir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir. Bu özellikler ayrıca mühendislik bölümlerinde eğitim süresince öğretilen matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler ve statik, malzeme, mukavemet, dinamik, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, otomatik kontrol gibi mühendislik derslerinde kolaylık sağlar.

Yüksek lisans eğitiminde ise, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise, örneğin Makine Mühendisliğinden gelen bir adayın Endüstri ya da Biyomedikal mühendisliğine başvurması halinde bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alınması gerekir.

Dünya ticaretini ve teknolojiyi yönlendiren iki önemli alandan biri savunma sanayisi diğeri ise sağlık sektörüdür. Yakın zamana kadar sağlık sektöründe Biyomedikal mühendislerine duyulan ihtiyaç, Elektrik-Elektronik, Makine, Üretim ve Kimya mühendisliği gibi yakın branşlardan sağlanırken, artık konusunda uzman Biyomedikal mühendislerine duyulan ihtiyaç oldukça artmıştır. Biyomedikal mühendisleri, sağlık sektörünün her kademesinde çalışabilirler. Tasarım, üretim, pazarlama, araştırma-geliştirme ve kalibrasyon konularında uzmanlık sahibi olmaları sayesinde hastanelerden protez üretimine, ilaç sanayisinden tek kullanımlık tıbbi ürünlere kadar çok geniş bir alanda iş bulma olanakları vardır. Biyomedikal Mühendisleri sağlık kuruluşlarında çalışabilecekleri gibi sağlık kuruluşlarına hizmet sunan üretici ve tedarikçi firmalarda da iş bulabilirler.

Bilgisayar Mühendisliği

bilgisayarMatematik ile ilgilenen insanlığın tarih içinde sorduğu en zor sorulardan biri sonsuzluktur. Bu soruya verilen ilk cevaplar, matematik dalının ilerlemesi ile 19. yüzyıla gelindiğinde artık anlamsız kalmıştır. Ancak bu zaman diliminde ortaya çıkan sonsuzluk tanımları, 20. yüzyılın başında önemli paradokslar yaratmıştır. 1920'lerden itibaren bu alanda yaşanan gelişmeler, özellikle Alan Turing'in çalışmaları ile farklı bir boyut kazanmıştır. Sonsuzluk nedir sorusu Turing'in elinde bilgisayar denilen aracın doğumuna vesile olmuştur. Hayali bir sayma makinesi olarak ortaya atılan fikir, bilgisayarların öncüsü olmuştur.

Bilgisayar mühendisliği, temel olarak yazılım, programlama ve algoritma ile ilgilenir. Bu alt alanları kullanarak bilgi işleme, hesaplama yapma, hafıza oluşturma ve bilgi depolama işlevlerini yerine getirir. İlk olarak tasarlanmasına vesile olan temel sorudan uzaklaşmış olsa da günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen bu araç, birçok pratik uygulamada yaygın olarak kullanılmaktadır.

Neden Türkiye'de Bilgisayar Mühendisliği Bölümü?

Türkiye'deki Bilgisayar Mühendisliği bölümünün kuruluşunun temelinde Elektronik Hesap Merkezleri yatmaktadır. Türkiye'de bir üniversite bünyesinde bilgisayar ilk kez İstanbul Teknik Üniversitesi'nde kullanılmaya başlanmıştır. 2009 yılı itibarıyla 72 üniversitede Bilgisayar Mühendisliği eğitimi verilmektedir.

Türkiye'de önemli bir kamu projesi olarak devam eden elektronik devlet (e-devlet) uygulamaları kapsamında son yıllarda önemli adımlar atılmaktadır. TÜBİTAK ve devlet bünyesindeki ilgili birimler tarafından önemli projeler yürütülmektedir. Ayrıca, sağlık eğitiminde canlılarda genetik yapıların analizi, tanı koymada doktorlara yardımcı olan alt sistemler, sayısal görüntüleme ve analiz sistemlerinde (bilgisayarlı tomografi, MRI gibi) Bilgisayar Mühendisliği destekli projeler üniversitelerde hızla artmaktadır.

İstanbul merkezli finans alanında öne çıkan uygulamalar, müşteri kayıtları ve takibi, internet bankacılığı, online hizmetler ve ulusal ya da uluslararası borsa işlemleri de güçlü bir Bilgisayar Mühendisliği altyapısı gerektirdiğinden üniversite-özel sektör ilişkisi yakın olarak sürdürülmektedir. Özel sektörün araştırma desteğinde ağırlığını hissettirdiği bir diğer yatırım alanı ise, bilgisayar destekli üretim sistemleridir. Bunlar, özellikle büyük ölçekli fabrikalarda verimliliğin artırılması için birçok endüstri sektöründe kullanılmaktadır. Otomotiv, beyaz eşya ve tekstil endüstrisi akla gelen ilk örneklerdir. Tüm bu alanlardaki yatırım ve araştırma bütçeleri üniversiteler tarafından kullanılmaktadır.

Bilgisayar Mühendisliği Eğitimi

Bilgisayar Mühendisliği bölümlerinde lisans eğitimi 4 yıldır. İlk iki yılda, ağırlıklı olarak, temel mühendislik ve temel bilgisayar mühendisliği dersleri yer alır. Son iki yılda ise, bilgisayar mühendisliği ile ilgili alınması gereken zorunlu dersler dışında, öğrencilerin yazılım veya donanım konularına veya bilgisayar mühendisliğinin değişik alanlarına yönelebilmelerini sağlamak amacı ile seçmeli teknik dersler vardır.

Bilgisayar mühendisinin araştırma yapabileceği alanlar oldukça geniştir: Ağ Tasarımcısı, veri nakleden ağları planlar, tasarlar ve kurar. Yürürlükte olan ve planlanmış ağların kullanımını inceler ve yeterli kapasitenin ve yeteneğin sağlanması için gerekli hatlar ve yapılanma konusunda öneriler sunar. Sistem Programcısı, bilgisayarın sistem yazılımını tasarlar, programlar ve bakımını yapar. Kurumsal talepleri karşılamak için gerekli optimum yapıya karar verir. Farklı yazılımların yaptığı değişiklikleri ve bunların mevcut işletim sistemleri, sistem tasarımı, programlama ve işletme yöntemlerine etkilerini saptar. Veri Tabanı Yöneticisi, kurumların hafıza merkezi olan veritabanlarını tasarlar, bakımını yapar ve denetler. Veri tabanının standartlarını saptar ve bunlara uyulmasını sağlar. Bilgi organizasyonu, erişim ve denetim için tanımlamalar yapar ve ilgililere bildirir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de eğitim vermekte olan tüm mühendislik bölümlerine girişte gerekli eğitim alt yapısını matematik ve fen bilimlerindeki düzey belirlemektedir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllıklık mühendislik eğitiminde önemlidir. Bu özellikler ayrıca mühendsilik bölümlerinde eğitim süresince öğretilen matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler ve statik, malzeme, mukavemet, dinamik, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, otomatik kontrol gibi mühendislik derslerinde kolaylık sağlar.

Yüksek lisans eğitiminde ise, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise, örneğin Makine Mühendisliğinden gelen bir aday Endüstri ya da Bilgisayar mühendisliğine başvurursa, bu öğrencinin bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alması gerekir.

Bilgisayar Mühendisliği bölümü mezunlarının, yönetim, eğitim, endüstri, ticaret ve hizmet alanlarında faaliyet gösteren çeşitli kamu kuruluşları ile özel kuruluşlarda, bankalarda, üniversitelerde, bilgisayar donanımı üreten ve pazarlayan firmalarda çalışma olanakları vardır. Araştırma kurumlarında ve şirketlerin araştırma geliştirme bölümlerinde yapay zeka, yapay sinir ağları, bilgisayar grafikleri, görüntü işleme, gömülü sistem programlama, mobil oyun programlama, veri madenciliği gibi araştırma ve uygulama alanlarında görev almaktadırlar. Bilgi teknolojilerinin ve ilgili diğer teknolojilerin gelişimi ile beraber çalışma alanları da çeşitlenmektedir.

Bilişim

bilisimBilgisayar ve İşletme alanlarını bir araya getiren Bilişim alanı, bilgi ve hesaplama teorisini kullanan farklı işletme süreçlerine ve ilgili algoritmik süreçlere bilgisayar bilimi temelinde yaklaşır. Bir bilgisayar mühendisi, bilgisayar ve bilgisayar algoritmalarını yazılım ve donanım dizaynı açısından çalışır. Oysa bir bilişim uzmanı bilgisayar da dahil olmak üzere bilgi teknolojilerinin fonksiyonel yönlerine eğilir. Yani bir bilim alanı olarak Bilişim, stratejik, yönetimsel, işletimsel yönlerden bilginin toplumda ve değişik kurumlarda toplanmasını, işlenmesini, saklanmasını, dağıtılmasını, kullanılmasını kapsar.

Kurumlar ve işletmeler, bilgisayar teknolojileri ile teknolojik problemleri çözer, işleyişlerini daha verimli hale getirir ve gelirlerini artırırlar. Sürecin işletme ve yönetim yönünü anlayan, aynı zamanda da sorunu çözmek için gerekli teknolojiyi bilen çalışanlar olarak bilişim uzmanları kritik önemdedir. Günümüzde hangi sektörde olursa olsun, teknolojiyi kullanarak gelirlerini artırmak isteyen şirketlerin bilişim uzmanlarına ihtiyacı çok açıktır.

Neden Türkiye'de Bilişim?

Oda büyüklüğündeki bilgisayarların küçülerek önce masa üstlerine sonra da ceplerimize yerleşmesi ve hayatımızın her alanında yaşamımızı kolaylaştırması, bilgisayar teknolojilerini günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline getirmiştir. Genç bir nüfusa, dinamik ve hızlı büyüyen bir ekonomi ve endüstriye sahip bir ülke olarak Türkiye, halihazırda belirli bir başarı seviyesini yakalamış olan endüstriyel ve iktisadi alanlardaki işletmelerini daha yenilikçi ve rekabetçi hale getirmek için en yeni teknolojileri hızla benimsiyor ve geliştiriyor. Klasik iktisadi girişimlerin ötesinde, genç nüfusu ve stratejik konumu ile Türkiye'yi avantajlı hale getiren ulaşım, enerji, savunma teknolojileri ve finans gibi alanlarda son yıllarda hızlı bir büyüme gerçekleşiyor. Bu gibi alanlarda global rekabet açısından teknolojinin önemi yadsınamaz ve bilişim uzmanlarına ihtiyacın katlanarak artacağı söylenebilir. Buna bağlı olarak Türkiye, bilişimde araştırma ve geliştirmenin yükselen bir merkezi olacağından bu alanda Türkiye'de lisans ve yüksek lisans eğitimi almak doğru bir karar olacaktır.

Bilişim Eğitimi

Bilişim sistemleri ve teknolojileri programlarında analitik düşünme yöntemlerini öğreten matematiksel dersler, işletme alanının temel dersleri ve ağırlıklı olarak bilgisayar bilimlerinden yazılım geliştirme, algoritma dizaynı, ağ sistemleri, web programlama gibi dersler mevcuttur. Türkiye üniversitelerindeki Bilişim programlarının müfredatları da dünya ile uyumlu bir şekilde oluşturulmuştur.

Bilişim eğitimi, genellikle Bilgi Teknolojileri ve Bilişim Sistemleri olmak üzere iki anabilim dalı üzerinden yürütülmektedir. Bilgi Teknolojileri anabilim dalı yazılım, algoritma, veri yapıları gibi derslerden oluşur. Bilişim Sistemleri anabilim dalı ise veritabanı sistemleri, bilgisayar ağları, dağıtık sistemler gibi konulara odaklanır.

Müfredatta birçok uygulama odaklı ders olduğu için, öğrenciler yeni ve özgün teknolojik sistemler geliştirmeyi, optimize etmeyi öğrenirler. Türkiye'nin endüstri sektöründeki zengin çeşitlilik bu uygulamalı dersleri ve endüstri stajlarını daha verimli kılar. Mesela, bir öğrenci bitirme tezinde İstanbul Menkul Kıymetler Borsası için gerçek-zamanlı bir broker yazılımında, insansız hava araçları için bilgisayarla görmede veya otomatik navigasyon sistemleri dizayn ve gerçeklenmesinde çalışabilir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Problem çözmeyi seven, gerektiğinde detaylarla uğraşmaktan yılmayan, bilgisayar ve yeni teknolojiler ile uğraşmaktan zevk alan öğrenciler Bilişim alanında başarılı olabilir. Bilişim bölümü mezunları teknolojiyi daha rekabetçi ve verimli olmak için kullanan, enerjiden finansa kadar tüm sektörlerdeki kurumlarda ve şirketlerde istihdam edilebilirler. Özellikle, Avrupa ve Orta Doğu'da iş yapan ve Türkiye'nin çevresindeki ülkelere ulaşmak için Türkiye'yi bir merkez olarak gören uluslararası şirketlerde hem Türkçeyi hem kendi ülkelerinin dillerini bilen bilişim uzmanları olarak teknoloji transferi ve yeni teknolojinin verimli bir şekilde entegre edilmesi gibi konularda çalışabilmenin avantajına sahip olacaklardır.

Enerji Mühendisliği

enerji-muhendisligiDünya üzerinde yaşamın var olmasını destekleyen en önemli unsur enerjidir. İnsanlığın var olduğu günden beri toplumsal hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmasına rağmen bilimsel olarak tanımlanması on dokuzuncu yüzyıla kadar mümkün olmamıştır. Enerjiyi en verimli biçimde kullanmaya başlamamız ise buhar gücünün yaygınlaşması ile örtüşür. İnsan yapımı aletlerin üretilmesinde, taşınmasında ve kullanılmasında en temel araç makineler ise bu makinelerin çalışmasını mümkün kılan da enerjidir. Zaman içinde sanayinin gelişmesi ile artan enerji ihtiyaçları, yeni kaynakların bulunmasını gerekli kılmıştır. Enerji kaynakları genellikle iki grup altında toplanır: yenilenebilir ve tükenebilir. Örneğin güneş ve rüzgar enerjileri ile jeotermal enerji yenilenebilir enerji grubundadır. Son iki yüzyıldır kullandığımız fosil temelli kaynaklar ise tükenebilir enerji olarak tanımlanır.

Enerji kaynaklarının kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde üretilmesi, tüketiciye sunulması ve ekonomik olarak kullanılması süreçlerini planlayan, projelendiren, uygulayan ve bu konularda strateji geliştiren çalışma alanı Enerji Mühendisliğidir. Enerji Mühendisliğinin uygulama alanları şu şekilde özetlenebilir: Çeşitli enerji kaynaklarının mekanik enerjiye çevrilmesi (motorlar, güç santralleri vb.), enerjinin aktarılması (mekanik aktarma ortamları, mekanizmalar ısı aktarımı, boru hatları vb.) ve enerjinin çeşitli amaçlarla kullanımı (ulaşım araçları, üretim tezgahları, endüstriyel robotlar, iş makineleri, tekstil makineleri, ev aletleri vb.).

Neden Türkiye'de Enerji Mühendisliği Bölümü?

Tüm enerji kaynakları (petrol, doğal gaz, kömür, nükleer enerji, alternatif enerji kaynakları) göz önüne alındığında dünyada kullanılan enerji miktarı her geçen gün artmaktadır ve sanayileşme bu hızla devam ettikçe bu artış sürecektir. Enerji, konut sektöründe, endüstride, ulaşımda ve endüstriyel üretim sektöründe kullanılmaktadır. Teknoloji, enerjiyi daha verimli kullanmanın yollarını araştırmaktadır.

Tüm bu veriler dikkate alındığında, enerji alanındaki temiz, ucuz, güvenilir ve verimli kaynakların araştırılması, bilimsel projeleri destekleyen kuruluşlar tarafından oldukça önemsenmektedir. Türk üniversitelerinde eğitim veren Enerji Mühendisliği bölümleri, bu önemli gelişmeyi göz önüne alarak Makine Mühendisliğinden ayrılmış ve son yıllarda yeniden yapılandırılmıştır. Günümüzde Enerji mühendisinin alması gereken tüm teorik ve uygulamalı eğitim, Enerji Mühendisliği programlarında mevcuttur. Eğitim sonrası araştırmalar ise hem kamu kurumları hem de özel kuruluşlar tarafından proje bazlı olarak desteklenmektedir.

Yapım ya da tasarım aşamasında olan projelerle Türkiye, kuzeyden güneye, doğudan batıya petrol ve doğal gaz boru hatlarının kesiştiği bir enerji koridoru konumundadır. Özellikle Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Kerkük-Yumurtalık petrol boru hatlarının ve "Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi"nin kurulması ile bu bölgenin bir enerji merkezi olması sağlanmıştır. Bu kapsamda bu enerji merkezlerinde ihtiyaç duyulan yetkin ve donanımlı enerji mühendisi ihtiyacını karşılayacak, kurulacak işletmelere enerji alanında teknik danışmanlık yapacak ve sanayi ar-ge projelerinin oluşturulması konularında hizmet verecek enerji mühendislerinin yetiştirilmesi Türkiye için gelecek yılların en önemli hedeflerinden biridir.

Enerji Mühendisliği Eğitimi

Enerji kaynaklarımızın verimli bir şekilde kullanılması, yeni enerji kaynaklarının araştırılması ve geliştirilmesi ve enerji verimliliği konularında çalışabilecek nitelikli insan gücü yetiştirilmesi amacı ile Türkiye çapında birçok üniversitede Enerji Mühendisliği alanında lisans ve yüksek lisans programları açılmıştır. Bu mühendislik alanı Makine Mühendisliğinin özelleşmiş bir alt dalı olarak görülebilir.

Dört yıllık eğitim süresince enerjinin temel kavramlarını anlamaya, uygulamaya ve kullanmaya yönelik dersler verilmektedir. Bu kapsamda, elektrik devre temelleri, elektromekanik enerji dönüşümü, mühendislik mekaniği, ısı tekniği, elektrik üretimi ve dağıtımı, enerji sistemleri laboratuarı, nükleer enerji sistemleri, enerji kullanımı ve yönetimi ile enerji hukuku, enerji üretimi ve maliyeti gibi tüm enerji dallarını kapsayacak dersler lisans ve yüksek lisans düzeyinde verilmektedir. Ayrıca güneş, jeotermal, rüzgar, hidrojen, biyo ve hidrolik enerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının tesisat tasarımı, boyutlandırılması, imalatı ve işletilmesi gibi konular da son yıllarda eğitim programlarında yer almaya başlamıştır.

Yüksek lisans eğitiminde, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alınması gerekir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de mühendislik bölümlerine girişte belirleyici kriter, öğrencinin matematik ve fen bilimlerindeki düzeyidir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir.

Bölüm mezunları termik, hidrolik, nükleer enerjilerle, güneş, rüzgar ve hidrojen enerjilerinin ve sistemlerinin üretimi, kullanımı ve planlamasında; HVAC sistemlerinin tasarımı ve planlamasında; teknoloji geliştirme, servis hizmetleri, sanayi ve araştırma kurumlarında; araştırma kuruluşları ve üniversitelerde; Enerji ve Çevre bakanlıklarında; planlama teşkilatında görev alabilirler.

Gemi İnşaatı Mühendisliği

gemi-insaatiGemi, su üstünde dengede durabilen, manevra kabiliyetine ve belli bir büyüklüğe sahip ulaşım aracıdır. Tarihin ilk çağlarından beri insanların taşımacılıkta kullandığı en önemli araçtır. İndus nehri kenarında yaşayan Hintliler ilk gemi inşacılarıdır. (Türkçede denizde "seyr etmek" sözcüğünün İngilizcedeki karşılığı olan "navigation", kökünü Sanskritçe "navgathi" kelimesinden alır.) Zamanla teknelerin inşası, başka deniz uygarlıklarınca geliştirilmiştir. Bu medeniyetlere en önemli örnek Mısırlılar ve Çinlilerdir. Daha kararlı, gövdenin su karşısında gösterdiği direnci azaltan ve daha uzun biçimli teknelerin yapılması sayesinde ilk uzun yolculuğun Akdeniz ile Karadeniz arasında Fenikelilerce gerçekleştirildiği bilinmektedir.

Yüzyıllar geçse de değişmeyen tek şey, denizcilik sektörünün ülkelerin dünyaya açılımını ve entegrasyonunu sağlayan en önemli sektörlerden biri olmasıdır. Dünyadaki malların üçte ikisi deniz yolu ile taşınmakta olup uluslararası denizcilik küresel ticarette hayati bir rol oynamaktadır.

Neden Türkiye'de Gemi İnşaatı Mühendisliği Bölümü?

Gemi inşa sanayii; makine imalat, elektrik-elektronik, boya ve demir-çelik sanayii gibi onlarca sanayi kolunun ürünlerini, bilimsel ve teknolojik temellere dayalı olarak, belirli bir sistematik ve disiplin içerisinde tersanelerde bir araya getirerek ürün elde eden sanayi dalıdır. Gemi inşasında kullanılan yan sanayi mamullerinin çeşitliliği nedeniyle diğer sanayi kollarını bir lokomotif gibi sürükleyerek onların gelişmesini de hızlandıran gemi inşa sanayii, ülkelerin kalkınmasına da büyük katkıda bulunmaktadır. Tüm bu sayılan ekonomik faydalardan dolayı Türkiye'de gemi inşaatı sanayii, el üstünde tutulan önemli bir sanayi dalıdır.

Dünya deniz ticaret hacmindeki artışların yanı sıra, uluslararası kaide ve kurallarda meydana gelen gelişmeler ışığında birçok geminin hurdaya ayrılmasıyla doğan yeni gemi inşa talebi, dünya gemi inşa sanayiinde büyük bir canlılık doğurmuştur. Avrupa tersanelerinin pahalı işçilik bedellerine bağlı olarak kapanmak zorunda kalması, Uzakdoğu tersanelerinin kapasitelerinin dolu olması, Bakü-Ceyhan boru hattından dolayı Akdeniz bölgesinde yaşanacak yoğun gemi trafiğiyle beraber ortaya çıkacak bakım-onarım ihtiyacı, Türkiye inşa sanayiindeki kaliteli ve ucuz işçilik, Avrupa'ya yakınlık gibi nedenlerden dolayı Türkiye gemi inşa sanayii cazip hale gelmiştir. Türkiye'nin gemi sektöründe dünyadaki konumunu güçlendirmeye yönelik olarak, Denizcilik Müsteşarlığınca yeni tersane yerleriyle ilgili çalışmalar başlatılmıştır. Gemi inşa sanayiindeki tüm bu hareketlilik ve gelişmeler, Gemi İnşaatı Mühendisliği eğitiminin, bu ihtiyaçlara cevap verecek niteliklerde olmasına da zemin hazırlamaktadır.

Gemi İnşaatı Mühendisliği Eğitimi

Gemi İnşaatı Mühendisliği programında öğretim süresi 4 yıldır. Öğrenciler eğitim süresince gemi inşaatı projelerinin pratik uygulamalarını görmek amacıyla tersanelerde staj yapmak zorundadır.

Programda matematik, fizik ve kimya gibi temel fen derslerinden başka gemi makineleri, gemi hidrostatiği, gemi geometrisi, imal usulleri, gemi mukavemeti, güverte donanımları, makine dinamiği, makine elemanları, gemi sevki, mukavemet, gemi elemanları, korozyon ve deniz kirliliği, gemi elektriği, malzeme bilgisi, akışkanlar mekaniği, yüksek hızlı tekneler, gemi hareket ve manevraları, kompozit malzemeler, gemi yardımcı makineleri, termodinamik, gemi dizaynı, gemi elektronik donanımları gibi dersler okutulmaktadır.

Gemi İnşaatı Mühendisliği eğitimi Türkiye'de şu dört üniversitede verilmektedir: İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Piri Reis Üniversitesi.

Yüksek lisans eğitiminde, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alınması gerekir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de mühendislik bölümlerine girişte belirleyici kriter, öğrencinin matematik ve fen bilimlerindeki düzeyidir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir. Bu özellikler ayrıca mühendislik bölümlerinde eğitim süresince öğretilen matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler ve statik, malzeme, mukavemet, dinamik, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, otomatik kontrol gibi mühendislik derslerinde kolaylık sağlar.

Gemi mühendislerinin istihdam alanları şöyle sıralanabilir: Gemi, deniz ve kıyı yapılarının uluslararası kurallara uygun tasarımını yapar; deniz dibinde bulunan hammaddelerin bulunması ve işletilmesinde kullanılacak araçları tasarlar ve ekonomik yolla söz konusu araçların üretimini planlar; tersane ve deniz yapılarının inşaatına ait şantiyelerde üretimi planlar, üretim sürecini yönetir ve kalite kontrolünü yapar; denizde seyreden taşıtların onarım, yapım ve yönetimi konularında liman ve kıyı yapı inşaatında hizmet verir.

Mezun olan öğrenciler, Türkiye Gemi Sanayii A.Ş.'ye bağlı kamu tersanelerinde; özel sektöre farklı kapasitelerde hizmet veren tekne ve yat yapan tersanelerde ve DPT veya Ulaştırma Bakanlığına bağlı liman ve işletmelerde Gemi İnşaatı Mühendisi olarak çalışabilmektedirler.

Mezun olan öğrenciler, kamu tersanelerinde, özel sektöre farklı kapasitelerde hizmet veren tekne ve yat tersanelerinde ve ulaştırma işlerinden sorumlu kamu kurumlarına bağlı liman ve işletmelerde Gemi İnşaatı Mühendisi olarak çalışabilmektedirler.

Gıda Mühendisliği

gida-muhendisligiYiyecekler, insan yaşamını devam ettirebilmenin temel dayanağıdır. Açlığın önüne geçmek için tarih boyunca tüm toplumlar önlem almıştır. Bir devletin yönetim süresinin belirlenmesinde, ülke nüfusunun gıda ihtiyacını karşılayabilmesi her zaman önemli olmuştur. Günümüzde de Gıda Mühendisliğinin temel görevi aynı uğraştır: Hayat devam etmelidir.

Gıda Mühendisliğinin çalışma alanları; lezzetli, besin öğeleri korunmuş, güvenli gıda maddeleri üretmek; gıda işlemede biyokimyasal, teknolojik ve ekonomik değerlendirmeleri yaparak yeni işleme teknikleri ve yöntemleri geliştirmektir. Bu anlamda gıda mühendisleri tarlada yetişen buğdaydan astronotların tüketeceği gıdanın üretimine kadar çok geniş bir yelpazede besleyici, hijyenik, kimyasal kalıntılar içermeyen, fonksiyonel ürünler sunmayı hedefler.

Daha önceki yıllarda kullanılan ısıl işlemlerin yerine bugün yeni teknolojiler ortaya çıkmıştır. Bilgisayar teknolojisi ile otomasyon ve süreç kontrolü bu teknolojik gelişmelerin itici gücü halindedir. Ayrıca bilimsel gelişmelere paralel olarak gıda katkı maddelerinde çeşitlilik, hastalıklara karşı koruyucu özelliğe sahip yeni hammaddelerin keşfi, gıda güvenliğini sağlamayı amaçlayan üretim sistemleri, nanoteknoloji ile üretilmiş akıllı gıda ambalajları, gen teknolojisi ile genetiği değiştirilmiş mikroorganizma ve tohumlar ve son olarak analitik teknolojilerdeki gelişmeler günümüzde bu alanda kaydedilen önemli ilerlemelerdir.

Gelecekte nanoteknoloji kullanımının gıda üretiminde gittikçe yaygınlaşmasıyla hastalık yapıcı bakterilerden arındırılmış süt, içinde tuz olmadığı halde tuz tadı veren yiyecekler, tat değiştiren içecekler, ortam koşullarına göre özelliğini değiştirerek gıdayı daha iyi saklayabilecek ambalaj malzemeleri üretilebilecektir.

Neden Türkiye'de Gıda Mühendisliği Bölümü?

Gıda Mühendisliği alanında yaşanan bu gelişmelerin tamamı Türkiye üniversiteleri tarafından yakından takip edilmektedir. Bu yeni araştırma alanında geliştirilen projelerin en önemli ürünleri, iyi yetişmiş mühendisler ve uluslararası bilimsel dergilerde yayımlanan makalelerdir.

Hızla gelişen gıda biliminin ve gıda işleme tekniklerinin izlenmesi, bu bilgilerin ülke gerçeklerine uygun biçimde yorumlanarak düzenlenmesi, kendine özgü tekniklerin geliştirilmesine yarayacak bilgilerin üretilmesi ve yayılması Gıda Mühendisliği bölümlerinin görevleri arasındadır. Gıda Mühendisliği'nin temel amaçlarından biri de; ülkemizde tarımsal üretime paralel olarak gelişen gıda endüstrisinin gereksinim duyduğu teknik elemanların, gıda bilimi ve teknolojisi konusunda yüksek seviyede mühendislik eğitimi almış öğrencilerin yetiştirilmesidir.

Gıda Mühendisliği Eğitimi

Gıda Mühendisliği alanındaki lisans ve yüksek lisans programlarında şu alanlarda eğitim verilmektedir: Beslenme değeri yüksek ve sağlık açısından güvenli besin üretmek; gıda işlemede biyokimyasal, teknolojik ve ekonomik değerlendirmeleri yaparak yeni işleme teknikleri ve yöntemleri geliştirmek; gıda hammaddelerini değerlendirmek, gıda kaynak savurganlığını önlemek; atıklardan yeni gıdalar üretmek; hammaddeden çok yönlü yararlanma ve böylece gıda çeşitliliğini arttırmak.

Gıda Mühendisliği bölümlerinin eğitim süresi 4 veya 5 yıldır. Eğitimin ilk yıllarında temel mühendislik dersleri okutulmakta; eğitim ilerledikçe Gıda Mühendisliği alanına özgü yağ teknolojisi, meyve-sebze teknolojisi, et teknolojisi, gıda maddelerinin ambalajlanması, temel işlemler, moleküler biyoloji, mikrobiyoloji, fizikokimya, organik kimya, akışkanlar mekaniği, kütle aktarımı, ısı aktarımı, mühendislik termodinamiği, gıda katkı maddeleri, gıda işleme modellemede sayısal analiz uygulamaları, hazır yemek teknolojisi, mikotoksijenik küfler, gıda kaynaklı patojen mikroorganizmalar, gıda mikrobiyolojisi gibi derslere yoğunlaşılmaktadır. Öğrenci ayrıca gıda sanayiini tanımak, uygulama bilgileri edinmek ve beceri kazanmak amacıyla endüstride staj yapmaktadır.

Mezuniyet sonrası öğrenciler lisansüstü eğitimlerine devam edebilirler. Yüksek lisans eğitiminde, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alınması gerekir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de mühendislik bölümlerine girişte belirleyici kriter, öğrencinin matematik ve fen bilimlerindeki düzeyidir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği de mühendislik eğitiminde önemlidir.

Öğrenciler bölümden "Gıda Mühendisi" unvanıyla mezun olurlar. Gıda Mühendisliği esas itibariyle ne sadece bir üretici mühendislik dalıdır ne de denetçidir. Gıdanın üretimiyle "tarladan tabağa" kadar tüm aşamalarında ilgilenebilme, gerektiğinde sürece müdahale etme, araştırma geliştirme ve toksikolojik risk analizi konularında yetki sahibidir. Bu çerçevede mühendis, hammadde kabulü, analiz sonuçlarını yorumlama, hammaddenin üretime dahil edilmesi, üretim sırasında ve sonrasındaki çıkabilecek sorunların çözülmesi, depolama koşullarının ve süresinin belirlenmesi, pazarlama, satış ve kalite düzeyi temini, araştırma ve geliştirme gibi şirket içi bölümlerde teknik yönetici olarak görev alırlar.

İnşaat Mühendisliği

insaat-muhendisligiİnşaat mühendisliği, insan hayatının başlangıcından beri var olmuştur. İnşaat mühendisliğinin ilk örnekleri, M.Ö. 4000 ve M.Ö. 2000 yılları arasında Antik Mısır ve Mezopotamya bölgelerinde inşa edilmiş olan piramitler ve ziguratlardır. İnşaat Mühendisliği dalının doğuşunu işaret eden ve dünya üzerindeki ilk inşaat mühendisliği derslerinin verildiği yer, Fransa'da Köprü ve Otoyol Kolordusundan ayrılarak 1747 yılında Köprü ve Karayolları Ulusal Okulu ismini alan eğitim kurumudur. Bu okulun eğitim programında yer alan ilk dersler hidrolik, makine mekaniği ve malzeme biliminden oluşuyordu. 1818 yılında Londra'da İnşaat Mühendisleri Odası kuruldu ve 1820 yılında mühendis Thomas Telford odanın ilk başkanı oldu. Kurum 1828 yılında, inşaat mühendisliğinin resmen bir meslek olarak tanınması ile kraliyet imtiyaznamesini kazandı. O dönemde İnşaat Mühendisliği aşağıdaki şekilde tanımlanmıştı:

"(İnşaat mühendisliği) hem iç hem dış ticaret için, dahili etkileşim ve alışveriş için yol, köprü, kanal ve iskelelerin inşasında; liman, rıhtım, dalgakıran ve deniz fenerlerinin inşasında; ticaret amacıyla yapay güç ile dolaşım sanatında; makinelerin uygulama ve inşasında; şehir ve kasabaların drenajında (boşaltımında); ülkelerde üretim ve ulaşımın araçları olarak, doğanın büyük güç kaynaklarını insanın kullanımı ve faydasına yönlendirme sanatıdır."

Neden Türkiye'de İnşaat Mühendisliği Bölümü?

Türkiye, inşaat sektörünün çok gelişmiş olmasından dolayı yurt içinde ve yurt dışında birçok ülkede büyük projelere imza atmaktadır. İnşaat sektörü, Gayri Safi Yurt İçi Hasılanın % 30'unu oluşturmaktadır. İnşaat sektörünün büyüme performansını % 80 oranında özel sektörün, % 20 oranında ise kamunun sermaye yatırımları belirlemektedir. Yurt dışında da başta Rusya Federasyonu, Afganistan, Irak, Libya, Cezayir, Kazakistan olmak üzere dünyanın dört bir yanında yoğun inşaat faaliyetleri inşaat mühendislerine büyük istihdam olanağı sağlamıştır. Nitekim 2010 yılı içinde son iki çeyrekte Türkiye ekonomisi içinde en hızlı büyüyen sektör inşaat sektörü olmuştur. Araştırma merkezlerinin proje temelli destekleri inşaat sektörü söz konusu olduğunda sınırlı olsa da özel sektörün gelişmiş olması sayesinde, bu alanda mühendislik eğitimi alan öğrenciler kendilerini geliştirebilecekleri birçok önemli projede kolaylıkla yer alabileceklerdir.

İnşaat Mühendisliği Eğitimi

İnşaat Mühendisliği lisans ve yüksek lisans eğitimi programlarında belirli anabilim dalları belirli konulara odaklanır. Yapı Mühendisliği anabilim dalı, ulaşım ve konut geliştirmede hidrolik, yapısal ve jeoteknik açıdan tasarım, planlama ve yürütme konularını ele alır. Kıyı Mühendisliği anabilim dalı kıyı alanları yönetimi ile ilgilidir. Liman kurulması ve işletilmesi ile liman yapılarının dalga analizleri ve dalga kıran tasarımlarını yapar. Ulaştırma Mühendisliği anabilim dalı, ulaşım yollarının güvenli tasarımını geliştirir ve yolların, otobanların, tren yollarının, kavşakların projelendirmesini uygun standartlara göre inşa eder. Hidrolik Mühendisliği anabilim dalı, su yollarının ve su yapılarının inşaatı ile ilgilenir. Savakların, barajların, su borularının, kanalların, galerilerin statik ve dinamik analizlerini yapar.

Yüksek lisans eğitiminde, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alınması gerekir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş imkanları

Türkiye'de mühendislik bölümlerine girişte belirleyici kriter, öğrencinin matematik ve fen bilimlerindeki düzeyidir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllıklık mühendislik eğitiminde önemlidir. Bu özellikler ayrıca mühendislik bölümlerinde eğitim süresince öğretilen matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler ve statik, malzeme, mukavemet, dinamik, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, betonarme yapılar, yapı statiği ve çelik yapılar gibi mühendislik derslerinde kolaylık sağlar.

İnşaat mühendisinin çalışma alanları şu şekilde sıralanabilir: İnşaatların yapım alanlarını inceleyip bunlarla ilgili plan ve projeler hazırlamak; gereken malzeme ve donanımı hesaplayıp inşaatın tahmini maliyetini bulmak; büyük inşaat projelerinin yapımı için talepte bulunan birimin istekleri doğrultusunda proje ihale dosyası hazırlayıp ihale yönetmeliği esaslarına göre projeyi ihale etmek; ihalesi yapılan işlerin projeye uygunluğunu denetleyip inşaatla ilgili hak ediş raporları düzenlemek; bayındırlık işleri kontrol yönetmeliğine uygun olarak binanın bitmesini sağlamak; inşaatla ilgili sorunlarda bilirkişi olarak görev yapmak. Üniversitelerin İnşaat Mühendisliği bölümlerinden mezun olanlar kamu sektöründe ve özel sektörde istihdam edilebilirler. Ayrıca kendi işlerini kurabilirler.

Jeoloji Mühendisliği

jeolojiİnsan, bilinen tarihi boyunca yaşam çevresini algılamaya, yorumlamaya ve kendi ihtiyaçları doğrultusunda dönüştürmeye çaba sarf etmiştir. İlk çağlarda insanları en çok meşgul eden nesneler ve olaylar, yerküre odaklı olmuştur. Ancak yerküre sadece sunduğu doğal kaynaklar ile değil içinde taşıdığı yıkıcı güçlerle de insanlığı etkilemiştir.

Jeoloji bilimi, -ister yıkım ister zenginlik kaynağı olarak görülsün- yerküreyi tanımaya, ondan azami ölçüde yararlanmaya ve zararlarından korunmaya yönelik ilkçağlardan beri üretilen bilgi birikimi üzerinde yükselmiştir. Jeoloji biliminin sunduğu verilerle artık "ayaklarımızın altındaki dünyanın sanıldığı kadar katı" olmadığı, "kayaların, sıradağların ve hatta kıtaların sürekli bir hareket ve değişim" içinde olduğu anlaşılmıştır.

Jeoloji, yerkürenin geçirdiği yapısal değişimleri, yerkabuğunun yüzeyinin ve altının bugünkü durumunu inceleyen, yerleşim alanlarının ve her türlü mühendislik yapılarının yer seçimi çalışmalarıyla ilgili eğitim veren mühendislik dalıdır.

Neden Türkiye'de Jeoloji Mühendisliği Bölümü?

Güncel teknolojik gelişmelere bağlı olarak Jeoloji Mühendisliğinin hizmet yelpazesi önemli ölçüde genişlemiştir. Ülkemizde doğal kaynak, çevre ve afet yönetim süreçleriyle ilgili alınan önlemlerin son yıllarda sıklaştırılması bu alanda üniversite eğitimine ait sorumluluğu artırmıştır. Üniversitelerin Jeoloji bölümlerinin eğitim programları, afet yönetimini jeolojik ilkeler doğrultusunda yorumlayacak yüksek lisans seviyesinde öğrenciler yetiştirilmesi amacıyla yeniden tanımlanmıştır.

Kentsel projelerin ihtiyaç duyabileceği, zeminin kazılabilirliği, yer altı suyunun derinliği, afet tehlike potansiyeli gibi temel parametrelerin belirlenmesinde Jeoloji mühendisleri aktif görev üstlenmektedir. Arazi kullanım planlarının hazırlanması, bina yapımında yer seçimi kararları, kütle hareketlerini tanımlama, duyarlılık analizleri ve stabilizasyon önlemlerinin belirlenmesi gibi jeolojik araştırmalar Jeoloji bölümleri ve kamu kurumları ortaklığıyla yürütülmektedir. Özellikle şehirleşen bölgelerde bu ortaklık, yapıların ve insan hayatının geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Yerel belediyelerle yapılan ikili anlaşmalar, bu alanlarda yetişmiş nitelikli Jeoloji mühendislerine ihtiyacı artırmaktadır.

Bu alanda Türk üniversitelerinde yürütülen önemli bir diğer proje de nadir maden araştırmalarıdır. Nadir madenler daha çok elektronik araçların üretiminde kullanılan malzemelerin özelliklerini geliştirmek için katkı maddesi olarak kullanılırlar. Yeryüzünde az bulunmaları nedeniyle, bu konudaki araştırmalar önem arz etmektedir.

Jeoloji Mühendisliği Eğitimi

Lisans ve lisansüstü seviyelerdeki Jeoloji Mühendisliği eğitimin kapsadığı alanlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir: Matematik, fizik, kimya, olasılık hesapları ve istatistik konularında yeterlilik sağlamak; temel mühendislik bilimlerinde eğitim vermek; doğal zenginliklerin tespitini, verimli ve doğru bir şekilde çıkarılmasını öğretmek; jeolojik verilerden hareketle proje alanının üç boyutlu jeolojik modelini, yeraltı suyu ortam ve hareketlerini ortaya koymak; yerkabuğunu oluşturan malzeme özelliklerini incelemek, tanımlamak; mühendislik projelerinin planlanması ve sürdürülmesi amacına hizmet eden jeolojik haritaları, gözlemleri, arazi ve laboratuar deneylerini, mühendislik çözümlerini ve bunlara ilişkin bilgi sistemlerini oluşturmak. Yerkabuğundaki maddelerin fiziksel ve kimyasal özelliklerinin dağılımı, coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama konularında çalışmalar yapmak da bunlara eklenebilir.

Türkiye'de Jeoloji Mühendisliği eğitimi İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi bünyesinde başlamıştır. Günümüzde otuzdan fazla üniversitede Jeoloji Mühendisliği bölümü vardır. Sözel içeriğinin fazla oluşuyla diğer mühendislik dallarından ayrılmaktadır. Lisans eğitimi süresi 4 yıldır.

Mezuniyet sonrası öğrenciler lisansüstü eğitimlerine devam edebilirler. Yüksek lisans eğitiminde, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alınması gerekir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de mühendislik bölümlerine girişte belirleyici kriter, öğrencinin matematik ve fen bilimlerindeki düzeyidir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği mühendislik eğitiminde önemlidir.

Jeoloji mühendisi, maden, petrol, endüstriyel hammadde, yeraltı suyu, jeotermik enerji gibi doğal yeraltı kaynaklarının bilimsel ve teknik yöntemlerle araştırılması, bulunması ve rezervlerinin hesaplanmasında; kentleşme alanları, liman, havaalanı, baraj yerleri ile tünel, karayolu ve demiryollarının geçeceği yerlerin en uygun jeolojik özelliklere göre seçilmesinde proje sorumlusu olarak çalışır. Jeoloji mühendisleri genel olarak Jeofizik ve Maden mühendisleri ile yakın işbirliği içindedir.

Kimya Mühendisliği

kimya-muhendisligiAtomlardan oluşan en küçük birim olarak moleküllerin etkileşimini ve maddeyi nasıl ortaya çıkardığını, elektrik yüklerini, çözülmesini, yeni bir faza nasıl geçtiğini inceleyen bilim dalı Kimyadır. İnsanlığın ilk sorularından belki de en önemlisine cevap arar: Madde nedir, nelerden oluşur? Bildiğimiz ilk cevaplar Sokrates öncesi felsefecilere aittir. Oluş-bozuluşa tâbi her şey su, hava, ateş ya da topraktır. Antik dönemlerden günümüze birçok açıklama modeli geliştirilmiş, ancak soru değişmeden kalmıştır. Günümüzde de kimyacılar aynı soruya cevap aramaktadır: Madde nedir?

Kimya Mühendisliği her ne kadar üretim süreçleri, matematiksel modellerin uygulanması ve laboratuarlarda deneyler yapılması esasına dayansa da, bu soru, araştırmaların merkezinden uzaklaşmamıştır. Kimya Mühendisliği, 2000'li yıllarda AIChE (Amerikan Kimya Mühendisliği Enstitüsü) tarafından yapılan tanıma göre, "malzemelerin kimyasal yapılarının, enerji içeriklerinin veya fiziksel hallerinin değişime uğradığı süreçlerin geliştirilmesi ve uygulanması ile ilgilenen, hammadde ve kimyasalların yararlı ve değerli ürünlere dönüştürülmesini büyük ölçekte gerçekleştiren çok-disiplinli bir mühendislik dalı olup matematik, fizik, kimya ve yaşam bilimlerinin temel ilke ve yaklaşımlarını esas alır."

Kimya Mühendisinin araştırma alanları ve iş sahasında kendisinden beklenen görevler şu şekilde sıralanabilir: Belirli bir kimyasal maddeyi veya ürünü en ekonomik şekilde üretmek amacıyla kurulacak işletmenin projesini hazırlamak; kurulacak tesis için gerekli araç ve gereç tipini belirlemek ve tasarımını yapmak, denetlemek ve kontrolünü sağlamak; üretim sırasında kullanılan yöntemin verimliliğini sürekli takip etmek, ürünün kalitesini artıracak araştırmalar yapmak; yeni malzemelerin ve üretim süreçlerinin yanı sıra biyoteknoloji, nanoteknoloji, yakıt pili teknolojisi ve benzeri ileri teknolojilerin geliştirilmesine öncülük etmek.

Neden Türkiye'de Kimya Mühendisliği Bölümü?

Toplumun ihtiyaçlarını karşılarken, kısıtlı kaynakları en iyi şekilde değerlendiren, yeni ve ucuz ürünleri ve enerjiyi verimli kullanan süreçleri tasarlamak ve ürünlerin geliştirilmesi, üretimi, kullanımı ve sonunda yok edilmesi süreçlerinde atığın çevre kirlenmesine neden olacak etkilerini en aza indirmek Kimya Mühendisliğinin sorumluluğudur. Türkiye'de tüm sektörlerin hızlı bir ilerleme sürecine girdiği son yıllarda Kimya Mühendisliğinin önemi bir derece daha artmıştır.

Türk kimya endüstrisi, ağırlıklı olarak petrokimya, kozmetik, deterjan, gübre, ilaç, boya-vernik, sentetik elyaf, gıda katkı maddesi gibi çeşitli kimyasal hammadde ve tüketim ürünlerinin üretiminin gerçekleştirildiği tesislerden oluşmaktadır. Bu alanlarda yapılacak yeni yatırımlar ile geliştirilecek projeler, Tübitak ve diğer devlet teşvikleri sayesinde yeni teknolojileri kapsayacak şekilde planlanmaktadır. Kimya mühendisliği alanındaki laboratuvar olanaklarının genişliği de yapılacak araştırmalarda üniversitelere önemli bir altyapı imkanı sunmaktadır. Türkiye'de Kimya Mühendisliği bölümünde eğitim alan öğrenciler bahsedilen imkanlardan faydalanarak büyük bütçeli projelerde çalışma imkanı bulabilirler.

Kimya Mühendisliği Eğitimi

Dört yıllık mühendislik eğitiminin ilk iki yılında genellikle temel mühendislik dersleri alınmaktadır. Kimya Mühendisliği eğitiminin teorik derslerinde ve laboratuar çalışmalarında temel hedef, öğrenciye, matematik, fen bilimleri ve mühendislik bilgilerini kimya mühendisliği problemlerine uygulayabilme, kimya mühendisliği ve ilgili alanlardaki mühendislik problemlerini tanımlama ve çözme, kimyasal temelli herhangi bir süreci analiz etme ve ilgili deneyleri tasarlama, veri toplama, analiz etme ve yorumlama becerilerini kazandırmaktır.

Dört yıllık eğitimin ilk iki yılından sonra araştırma alanları alt anabilim dallarına ayrılmaktadır ve bu anabilim dalları yüksek lisans ve doktora eğitimini de kapsar. Söz konusu anabilim dalları analitik kimya, anorganik kimya, fiziksel kimya, organik kimya ve biyokimyadır.

Yüksek lisans eğitiminde, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise, örneğin Gıda Mühendisliği mezunu bir öğrenci Endüstri ya da Kimya Mühendisliğine başvurursa, kabul alması halinde bu öğrencinin bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alması gerekir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de mühendislik bölümlerine girişte belirleyici kriter, öğrencinin matematik ve fen bilimlerindeki düzeyidir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir. Bu özellikler ayrıca mühendislik bölümlerinde eğitim süresince öğretilen matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler ve statik, malzeme, mukavemet, dinamik, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, kütle geçisi, kimyasal süreç tasarımı gibi mühendislik derslerinde kolaylık sağlar.

Kimya Mühendisliği mezunlarının çalışmakta olduğu alanlar arasında ilaç, gıda, plastik, boya, petrokimya, maden, cam, seramik, nitelikli kimyasallar, enerji, otomotiv, plastik ve kaplama ve gübre sektörü yer almaktadır.

Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği

petrol-muhendisligiHeredot, M.Ö. 450 yıllarında Tunus ve Yunan adalarında "taş yağı" (petrol) sızıntılarından bahseder. Romalı eczacı Phiny'nin değerlendirmesine göre "taş yağı" birçok hastalığa iyi geliyordu. Ayrıca antik çağda taş yağı, su yalıtım malzemesi ve savaşlarda yakıcı madde olarak da kullanılmıştır. 19. yüzyıl ortalarına kadar elde edilen petrol, asfalt ve yağ olarak üretilip kullanılmıştır. I. Dünya Savaşı sonrasında dünyada petrol giderek önem kazanmış; otomobil ve diğer motorlu araçların yaygınlaşmasıyla petrol ihtiyacı artmıştır.

İlaç olarak kullanılan petrolden günümüz teknolojisini ayakta tutan bir enerji kaynağı olarak petrole geçiş, aynı zamanda dünya üzerindeki güç dengelerinin değişimine de işaret etmektedir. Petrol, plastikten tarım sektörüne kadar hayatımızın birçok alanına girmiştir. Bu geniş kullanım alanı içinde, Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği yeraltındaki kayaç yapıların gözenekleri ve çatlak sistemleri içinde birikmiş olan petrol, doğalgaz, kömür gazı, buhar ve su gibi doğal kaynakların bulunması, üretimi, taşınması, depolanması ve pazarlanması konularıyla ilgilenir.

Neden Türkiye'de Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Bölümü?

Türkiye önemli bir enerji üreticisi olmamasına rağmen petrol ve doğalgaz rezervlerinin en yoğun olduğu bölgelere yakındır ve bu sayede, enerji sektöründe dünya çapında önemli bir konuma sahiptir. Bu bölgelerdeki ülkeler ile petrol ve doğalgaz temelli ortak projeler yürütmektedir.

Sanayileşmesine ve nüfus artışına paralel olarak, 2030 yılında Türkiye'nin enerji kullanımının % 60 oranında artacağı düşünülmektedir. Bu ihtiyacın karşılanması hedefi, ulusal ve uluslararası şirketleri, araştırma geliştirme süreçlerine daha fazla yatırım yapmaya teşvik etmektedir. Petrol endüstrisinin, derin sularda arama, sondaj ve üretim; petrol sızıntısını engellemek için çatlaklı rezervuarlardan petrol üretimini arttırma yöntemleri; üretim verilerinin analizleri ve stokastik rezerv tahminleri konularında projeler geliştirmesi ve bu projelerde üniversitelerle işbirliği yapması planlanmıştır.

Hızla gelişen petrol ve doğalgaz endüstrisi yetişmiş insan kaynağına ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyacı karşılayacak birincil kurumlar olan Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği bölümlerinde eğitim seviyesi, sektörle iç içe olmanın kazandırdığı tecrübe ve hem ulusal hem uluslararası ölçekte yürütülen projelerde yer alma sayesinde istenen standartlardadır.

Enerji tüketiminin önemli bir kısmını dışarıdan ithal eden ülkemizde son dönemde artan petrol ve doğalgaz arama çalışmaları da yeni yetişecek mühendisler için önemli bir fırsat olarak görünmektedir. Çevre ülkelerden getirilen ve Türkiye üzerinden geçen petrolün uluslararası standartlara göre depolanması, aktarılması ve taşınması Türkiye'de yetişmiş mühendislerin geliştirdikleri ve uyguladıkları projeler aracığıyla Avrupa ülkelerine iletilmektedir.

Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Eğitimi

Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinin görev alanları, verilen eğitimin içeriğini de belirlemektedir: Petrol ve doğalgazın bulunduğu konumun ve rezervinin saptaması; jeolojik ve jeofizik etütleri yapılan bölgede jeolojik numuneler üzerinde araştırmaların yapılması ve elde edilen verilerin değerlendirilmesi; petrol ve doğalgaz çıkarılma yöntemlerinin geliştirilmesi için araştırmaların yapılması; ısıl ve kimyasal yöntemlerin kullanılması ile üretimin gerçekleştirilmesi; ham petrol ve doğalgazın depolanması ve nakledilmesi ile ilgili projelerin hazırlanması, depolanması ve nakledilmesi.

Petrol ve Doğalgaz Mühendisliğinde lisans eğitimi 4 yıldır. İlk iki yıl matematik, fizik, kimya gibi temel bilim dersleri ile temel mühendislik dersleri ağırlıktadır. Son iki yılda ise meslek dersleri yer alır. Bunlar, Sondaj Mühendisliği, Petrol Üretim Mühendisliği, Petrol Rezervuar Mühendisliği, Petrol Jeoloji İlkeleri, Doğalgaz Mühendisliği, Petrol Ekonomisi gibi derslerdir. Eğitim teorik ve uygulamalı olarak yapılmaktadır. Staj zorunludur. Stajlar, sondaj teknikleri ve üretim ve/veya rezervuar mühendisliği konularında yapılır. Eğitimini tamamlayanlara "Petrol Doğalgaz Mühendisi" unvanı verilir.

Mezuniyet sonrası öğrenciler lisansüstü eğitimlerine devam edebilirler. Yüksek lisans eğitiminde, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alınması gerekir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de mühendislik bölümlerine girişte belirleyici kriter, öğrencinin matematik ve fen bilimlerindeki düzeyidir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir.

Mimarlık

mimarlikMimarlık insanın yeryüzündeki macerasıyla eşzamanlı gelişmiştir. İnsanlık tarihi hakkındaki bütün anlatı türlerinde kendisine yer bulan bir alandır. Bu minvalde mimarlık, ilk insanın barınma ihtiyacından başlayarak fiziksel, biyolojik, toplumsal bir varlık olan insanı saran bir kap olarak telakki edilebilir. Bu kap üzerine düşünme ve somut eylemlerde bulunmanın, bu büyük kaba bir şeyler daha eklemenin imkanı mimarlık alanında bulunmaktadır.

Toplumların ve medeniyetlerin kendilerini açığa vurdukları ve gelecek nesillere aktardıkları en önemli alanlardan biri mimarlıktır. Yaşanılan zaman diliminde geçmişi anlamaya yönelik ilk elden dokunulabilecek, hemen yanı başımızda olan bilgi türü mimarlıktır.

Mimarlık yalnızca kuru bir yapı yapma faaliyeti değildir. Aynı zamanda toplumsal bir durumdur ve toplumdaki her durum mimarlığın konuları içerisindedir. Mimarlık faaliyetinde felsefi yaklaşımlardan, sosyolojik verilerden, insanın biyolojik, fizyolojik, ruhi ihtiyaçlarından haberdar olmak zaruridir. Tersinden söylersek mimarlık; varlığı, insanı, toplumu bilmenin, idrak etmenin ve bu bilgiyle inşa edebilmenin aracıdır. İdrak ve inşanın, düşünce ve eylemin, soyut ile somutun bir arada varlık kazandığı mimarlık modern anlamda sanat, sosyal bilimler ve fen bilimlerinin kesişim noktasındadır.

İnsanlığın ürettiği en esaslı birikim mimarlık eserleridir. Meşhur Türk mimar Turgut Cansever'in deyimiyle "mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir".

Neden Türkiye'de Mimarlık Bölümü?

Türkiye mimarlık açısından tarihi, fiziki, ilmi ve sanatsal coğrafyasıyla son derece elverişli bir konumda bulunmaktadır. Milattan önce Anadolu topraklarında vücuda getirilmiş olan mimari birikim ve üzerine eklenen Roma, Bizans, Anadolu Selçukluları, Beylikler, Osmanlı ve Cumhuriyet birikimi dünyanın en çeşitli ve zengin mimari coğrafyasını oluşturmuştur. Bu sebeple mimarlık bölümünü Türkiye'de okumak başlı başına zengin bir mimari eser topluluğuyla karşılaşma imkanını sunmaktadır.
İkinci ve önemli bir olgu Türkiye'de mimarlık disiplininin Osmanlı'dan tevarüs edilen ve Cumhuriyet deneyimiyle zenginleşen 150 yıllık akademik geleneğidir. Türkiye'nin farklı illerine dağılmış 60'a yakın Mimarlık bölümü bulunmaktadır.

Mimarlık Eğitimi

Türkiye'de ve dünyada Mimarlık disiplininin alt araştırma ve uygulama güzergahları olarak kabaca beş anabilim dalı bulunmaktadır. Mimarlığı daha detaylı kavrayabilmek açısından kullanılan bu anabilim dalı ayrımları birbirinden kopuk değildir. Aksine mimarlık söz konusu olduğunda her bir alanda maksimum bilgi sahibi olmak gereklidir. Hatta son zamanlarda bu temel alanların kesiştiği noktalardan daha spesifik anabilim dalları da türemiştir.

Mimarlık Tarihi Anabilim Dalı: İnsanlık tarihinin başlangıcından bugüne uzanan bir yelpazede mimarlığın somut ürünlerini inceleyen; mimarlık tarih yazımının temel dinamiklerinin çağlara ve tekil durumlara göre farklılaşan yönlerini soruşturan; düşünsel eğilimleri, tarihsel durumları ve tarihin güncel okumalarını genel tarih anlatılarıyla ilişkilendiren bir içeriğe sahiptir.

Bina Bilgisi Anabilim Dalı: Temelde mimari tasarımın ne'liği ile ilgilenen anabilim dalıdır. Evrensel anlamda güncel yapı yapma pratiklerini soruşturan ve pratik-teori arasındaki ilişkiye odaklanan bir içeriğe sahiptir. Eğitim süreci, mimaride biçim, işlev, renk, doku, çevre-davranış modelleri, psikolojik faktörler vb. gibi tasarımı etkileyen meselelerle ilgili dersler ve uygulamaları içermektedir.

Yapı Bilgisi Anabilim Dalı: Mimarinin somut yapısal, teknolojik yönlerine daha yakından bakmanın adıdır. Özelde yapının sağlamlığı, statiği, mukavemeti, duvar-zemin-çatı gibi yapı elemanlarının işleyiş mantığı; genelde geleneksel ve yeni teknolojilerle vücuda getirilecek strüktür, konstrüksiyon, yapı malzemesinin sorun ve imkanlarına odaklanan bir araştırma alanıdır.

Restorasyon Anabilim Dalı: Eski yapıların bakımı, korunması ve gelecek nesillere iletilmesi bakımından ilgili yöntemi, malzemeyi, teknolojiyi konu edinir. Bu anlamda eski yapıların sosyal, ekonomik ve işlevsel sürdürülebilirliği temel ilgi alanıdır.

Şehircilik Anabilim Dalı: Şehir ve Bölge Planlama Bölümü adında müstakil bölümler olsa da, Mimarlık bölümleri içerisinde Şehircilik anabilim dalı varlığını devam ettirmektedir. İçeriğinde kentsel tasarım, kentsel donatılar, ulaşım sistemleri, binanın yakın çevresine intibakı, büyük ölçekli mimari kararlar, planlama, şehir ve bölge hukuku gibi dersler ve seminerler yer alır.

Mimarlık bölümlerinin temel dersleri proje atölyeleridir. En fazla iş yükü ve krediye sahip olan Mimari Proje, Yapı-Uygulama Projesi, Rölöve-Restorasyon Projesi, Kent Planlama-Tasarım Projesi gibi atölye dersleri başarı ile tamamlanmalıdır. Mimarlık tarihi, mimarlık ve sanat kuramları, restorasyon teknikleri, kent kuramları, fiziksel çevre bilgisi, malzeme bilgisi, yapı elemanları vb. gibi diğer teorik ve uygulamalı derslerden edinilen bilgilerin, öğrencinin kendi araştırma ve gözlemlerinden çıkaracağı bilgilerin tamamı bu atölye derslerine bir veri olarak girer.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Mimarlık bölümünde okumak isteyen öğrencilerin matematik, fizik ve resim alanlarında başarılı olmaları gerekir. Ayrıca üç boyutlu düşünebilmeli ve düzgün şekil çizebilme gücüne sahip olmalıdırlar.

Mimarlık bölümü mezunları temel mimarlık, sanat ve tasarım eğitimi aldıklarından dolayı resmi ve özel kuruluşlarda çeşitli rollerde çalışabilirler. İnterdisipliner mantıkla düşünmeye ve grup çalışmalarına yatkın bir nitelikle mezun olurlar. Özel bürolarını açma imkanları olduğundan kendi dünya görüşlerini fiziksel olarak görünür kılma imkanına sahiptirler. Bölüm mezunları yüksek lisans ve doktora eğitimlerine devam ederek akademisyenliğe de yönelebilirler.

Maden Mühendisliği

maden-resim01Madencilik, tarih boyunca uygarlıkları şekillendiren temel alanlardan biri olmuştur. Sanayi devriminden günümüze insanlığın gelişim sürecinin son iki yüz yılındaki baş döndürücü ilerlemede kömür ve demirin önemi yadsınamaz. İçinde bulunduğumuz yüzyılda da, madencilik faaliyetleri insan yaşamının sürdürülebilmesine önemli katkılar yapmaktadır. Bugün, kullandığımız arabalardan, içinde yaşadığımız evlere, bilgisayarlardan telefonlara kadar yaşamımız için vazgeçilmez olan hemen her şey, madencilik etkinlikleri sonucu çıkartılan hammaddeler kullanılarak üretilmektedir. Toplumlar, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sahip oldukları yeraltı zenginliklerinden faydalanmak zorundadırlar.
 
Yerkabuğunun bazı bölgelerinde çeşitli iç ve dış doğal etkenlerle oluşan ekonomik yönden değerli minerallere maden denir. Cevher, endüstriyel hammadde ve kömür yataklarının çeşitli yöntemlerle (galeri, kuyu, sondaj, jeofizik gibi) aranması, konumunun ve miktarının belirlenmesi, yeraltı veya yerüstü kazılarıyla cevhere ulaşılması, cevherin ekonomik, güvenli ve çevreye uyumlu bir şekilde işletilmesi ve zenginleştirilmesi, işletmelerde iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarının planlanması ve yönetimi Maden Mühendisinin sorumluluğundadır. Çeşitli endüstri dallarının hammadde ihtiyacını karşılamak için sürdürülen bu çalışmalarla hedeflenen, iş güvenliği ve düşük maliyet sağlamak ve çevre kirliliğini en aza indirecek projeler geliştirmektir.
 
Neden Türkiye'de Maden Mühendisliği Bölümü?
 
Türkiye, maden çeşitliliği bakımından zengin bir ülkedir. Günümüzde dünyada ticareti yapılan 90 çeşit maden vardır ve Türkiye'de 60 civarında madenin üretimi yapılmaktadır. Türkiye'nin zengin olduğu madenler arasında ilk sırayı, dünya rezervlerinin % 63'ünü oluşturan bor mineralleri almaktadır. Perlit, pomza, feldspat, bentonit, barit, manyezit, sodyumsülfat, kayatuzu, trona, stronsiyum tuzları, zeolit, sepiyolit, mermer, kuvarsit, zımpara, boksit ve linyit zengin kaynaklara sahip olunan diğer madenlerdir. Ayrıca Türkiye nadir madenler bakımından da zengin bir ülkedir. Nadir madenlerin özellikle elektronik devrelerin üretiminde önem kazanması ile Türkiye'de bu konuda önemli çalışma alanları açılmaktadır. Sahip olduğu zengin maden yatakları ve özel sektörün yurtdışındaki üretici firmalar ile bağlantılı olması sayesinde Türkiye'de madencilik sektöründe önemli bir atılım yaşanmaktadır.
 
21. yüzyılda etik, sosyal sorumluluk paylaşımı, sürdürülebilirlik, CO2 ve küresel ısınma, su ve enerji kaynaklarının korunması, girişimcilik ve yaratıcılık gibi konular gündeme hakimdir. Bu alanlardaki yeni yaklaşımlar Türkiye'nin önde gelen üniversitelerinde yakından takip edilmekte, üniversitelerin eğitim programları yeniden düzenlenmektedir. 21. yüzyılın vizyonu ile öğrenci yetişmek Türk üniversitelerinin en önemli hedeflerindendir.
 
Maden Mühendisliği Eğitimi
 
Maden Mühendisliği bölümünde 3 anabilim dalı bulunmaktadır: Maden İşletme, Maden Mekanizasyonu ve Teknolojisi ve Cevher Hazırlama. Maden İşletme Anabilim Dalı, madenlerin aranması, cevher yataklarının kazılarak yeryüzüne çıkarılması ile ilgili olan kazı, tahkimat, havalandırma, nakliyat, fizibilite gibi konuları kapsar. Maden Mekanizasyonu ve Teknolojisi Anabilim Dalı, kesme teorileri ve maden makinelerini konu alır. Cevher Hazırlama Anabilim Dalı ise, ham cevherlerin kalitelerinin yükseltilmesi ve ileri işlemlere hazırlanması çalışmaları ile ilgilenir. Bu anabilim dalları ışığında lisans ve yüksek lisans eğitiminde genel olarak cevherin tanımı, cevher yataklarının sınıflandırılması, örnek alma, karot alma, cevher rezervi hesaplama, temel kazı yöntemleri, makine ve ekipmanları, yeraltında tahkimat, Türkiye'de madencilikle ilgili mevcut yasal durumlar ve maden ve tesis fizibilitesini etkileyen faktörler gibi Maden Mühendisliğinin farklı alanlarına ait dersler verilmektedir.
 
Yüksek lisans eğitiminde, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişir) bilimsel hazırlık eğitimi alınması gerekir.
 
Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları
 
Türkiye'de mühendislik bölümlerine girişte belirleyici kriter, öğrencinin matematik ve fen bilimlerindeki düzeyidir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir.
 
Bölüm mezunları seramik, cam ve çimento fabrikaları, mermer ve doğaltaş ocağı işletmeleri, maden arama, fizibilite ve değerlendirme çalışmaları, tünel ve metro çalışmaları gibi alanlarda istihdam edilmektedir. Ayrıca madencilik ile ilgili her türlü faaliyette danışman ve teknik nezaretçi olarak görev alabilmektedir.

Endüstri Mühendisliği

endustriBüyük sistemlerin geliştirilmeye başlandığı dönemlerden beri çözülmesi gereken ilk sorun verimlilik olagelmiştir. Sistemin birçok alt bileşenden oluşması ve bunların birbirleriyle çeşitli düzeylerde ilişkili olması, verimlilik esasının yeniden tanımlanmasını gerektirmektedir. Herhangi bir tekil aracın ya da makinenin işlevselliği birkaç değişkenin incelenmesi ile ortaya konulabilirken tümleşik yapılarda kriter belirlemek öncelikli bir sorundur. Her bir yapının sistem içindeki ağırlığının ve etkinliğinin belirlenmesi ayrı bir inceleme alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yeni çalışma alanını ortaya çıkaran endüstriyelleşme ya da seri üretim süreçleri, yeni mühendislik dalına adını doğrudan vermiştir.

Endüstri Mühendisliği, insan, malzeme ve makineden oluşan bütünleşik sistemlerin kuruluş ve devamlılığının yönetimi ile ilgilenen mühendislik dalıdır. Sistemi oluşturan alt birimlerin hangi açılardan ve hangi değişkenler üzerinden sisteme etki edeceğini belirleme,bir diğer deyişle belirsiz bir sürece anlam kazandırma çabasıdır. Bu mühendislik dalı, çalışmalarında matematik, fen bilimleri ve sosyal bilimlerin özel bilgi ve becerilerini mühendislik analiz ve tasarım ilke yöntemleriyle birleştirerek, bu sistemlerden elde edilecek sonuçları belirleyip değerlendirir.Ayrıca disiplinlerarası bir yaklaşımla zaman, para, malzeme, enerji gibi kaynakların verimli kullanımına ve mühendislik hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar yapar.

Endüstri Mühendisliğindeki asıl ilerlemeler ise birçok diğer mühendislik alanında olduğu gibi bilgisayar teknolojilerinin geliştiği döneme denk gelmektedir. Son dönemde geliştirilen yeni matematiksel yaklaşımlar (lineer olmayan modeller, sayısal çözüm yöntemleri) ve bilgisayar teknolojileri ile programlama alanı (veritabanları ve veri işleme, genetik algoritmalar, uzman yapay zeka uygulamaları) gibi tekniklerin gelişmesi ile birlikte daha karışık sistemlerin çözümü kolaylaşmış ve Endüstri Mühendisliği yeni bir boyut kazanmıştır.

Neden Türkiye'de Endüstri Mühendisliği Bölümü?

Son yıllarda büyük ölçekli birçok projenin hem yurtiçinde hem de yurtdışında Türk firmaları tarafından gerçekleştiriliyor oluşuyetenekli Endüstri mühendislerine duyulan ihtiyacı artırmaktadır. Bu ihtiyaç üniversiteler tarafından da yakından takip edilmekte, böylelikle önde gelen birçok Türk üniversitesi, güncel yaklaşımları ve çözüm yöntemlerini Endüstri mühendisliği programlarına hemen ekleyebilmekte veya programlarını bu doğrultuda yeniden düzenleyebilmektedirler. Sanayi ile ilişkilerin en gelişmiş olduğu mühendislik alanının Endüstri Mühendisliği olduğu rahatlıklasöylenebilir.

Endüstri Mühendisliği Eğitimi

Türkiye'de birçok üniversitede Endüstri Mühendisliği bölümleri kurulmuş durumdadır. Diğer mühendislik bölümleri gibi Endüstri Mühendisliği de dört yıllık eğitim vermektedir. Temel mühendislik derslerinin yanında Yöneylem Araştırması, Modelleme ve Optimizasyon Yöntemleri, Üretim Planlama ve Kontrol, Tedarik Zinciri Tasarımı, Yönetim ve Organizasyon, Kalite Yönetimi, İş Etüdü, İnsan Kaynakları Yönetimi, Girişimcilik ve Fizibilite Etüdü, Yönetim ve Bilişim Sistemleri, Stokastik Modelleme Endüstri Mühendisliği bölümlerinin başlıca dersleridir.

Yüksek lisans eğitiminde, başvurulan bölüm mezuniyet alanından farklı ise, örneğin Makine Mühendisliğinden gelen bir aday Endüstri Mühendisliğine başvurursa, kabul alması halinde bu öğrencinin bir yıllık (genelde 6 ile 8 ders arasında değişen) bilimsel hazırlık eğitimi alması gerekir.

Adaylarda Aranan Özellikler ve İş İmkanları

Türkiye'de eğitim vermekte olan tüm mühendislik bölümlerine girişte gerekli eğitim alt yapısını, matematik ve fen bilimlerindeki düzey belirlemektedir. Ayrıca analitik düşünme, mekanik sistemlere ve matematiksel ifadelere yatkınlık ile üç boyutlu düşünebilme yeteneği dört yıllık mühendislik eğitiminde önemlidir.Bu özellikler ayrıca mühendislik bölümlerinde verilen matematik, fizik, kimya gibi temel bilimler ve statik, malzeme, mukavemet, dinamik, akışkanlar mekaniği, termodinamik, ısı iletimi, yöneylem araştırması, olasılık ve istatitiğe giriş gibi mühendislik derslerinde de kolaylık sağlar.

Endüstri Mühendisliği, genelde problem tanımlama, çözüm seçenekleri üretme, karar verme ve çözümden oluşan bir süreçtir. Endüstri mühendisleri bu tanım doğrultusunda tasarımlar yapar. Söz konusu tasarımlar Endüstri mühendislerince "üretim sistemleri tasarımı" ve "üretim sistemleri kontrolü" şeklinde gerçekleştirilmektedir.

Endüstri Mühendislerinin en çok yerleştikleri çalışma alanları; Üretim Planlama ve Kontrol, İş Etüdü, Yatırım Planlaması, İnsan Gücü Planlaması, İş Yeri Düzenleme, Proje Yönetimi, İş Değerlendirme ve Ücret Sistemleri ve Yönetim Bilişim Sistemleridir.